Toprağın metrelerce altından gelen o haber, arkeoloji dünyasında adeta deprem etkisi yarattı! Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un "Geleceğe Miras" vurgusuyla paylaştığı o devasa silüet, sahnede belirdiği anda kazı ekibi gözlerine inanamadı. Yüzyıllardır gün ışığına hasret kalan bu beyaz mermer mucizesi, hem boyutuyla hem de kusursuz işçiliğiyle tüm ezberleri bozmaya geliyor.
Yüzyıllardır gün ışığına hasret kalan, devasa boyutlarıyla görenleri kendine hayran bırakan bu eşsiz şaheser, sadece bir taş parçası değil; bir dönemin ihtişamını, sanat anlayışını ve kayıp hikayelerini günümüze taşıyan dev bir kanıt niteliğinde. Tiyatronun tozlu raflarından fırlamışçasına sahnede beliren bu gizemli figürün ne olduğu ve hangi döneme ışık tuttuğu ise duyanların ağzını açık bırakıyor. İşte o keşfin perde arkası...
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Laodikeia Batı Tiyatrosu'nda yürütülen kazılarda, yaklaşık 2 metre uzunluğunda beyaz mermerden yapılmış "Athena" heykelinin gün ışığına çıkarıldığını bildirdi.
Bakan Ersoy, sosyal hesabından yaptığı paylaşımda, Laodikeia'da önemli bir keşfe daha imza attıklarını, antik kentte yeni bir buluntunun daha gün yüzüne çıktığını belirtti.
Laodikeia Batı Tiyatrosu'nda yürütülen çalışmaların, geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarmayı sürdürdüğünü aktaran Ersoy, şunları kaydetti:
"Sahne binasında, yaklaşık 2 metre uzunluğunda, beyaz mermerden yapılmış Athena heykelini gün ışığına çıkardık. Homeros destanlarına sahne olan bu yapı, antik dönemde kültürel anlatımın da merkezi olduğunu ortaya koyarken Augustus Dönemi klasik üslubunu yansıtan eser, yüksek sanatsal niteliğiyle dikkat çekiyor. Geleceğe Miras vizyonumuzla, bu eşsiz mirası koruyarak geleceğe taşımaya devam ediyoruz."
PEKİ SADECE KADINLARDAN OLUŞAN TEK DEVLETİN ANADOLU'DA KURULDUĞUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?
Karadeniz'in hırçın kıyılarında, binlerce yıl önce sadece kadınlardan oluşan, krallara ve kahramanlara meydan okuyan bir ordu yaşıyordu.
Bugün Samsun'un Terme ilçesinde (antik adıyla Themiskyra) izlerini sürdüğümüz Amazon Kadınları, sadece bir mitoloji değil, modern bilimin de peşine düştüğü bir gerçeklik. Amazonların izini sürdüğümüzde, karşımıza antik çağın en hareketli dönemleri çıkıyor. Efsaneler ve arkeolojik bulgular, bu savaşçı kadınların M.Ö. 1200'lü yıllardan (Tunç Çağı) başlayarak M.Ö. 4. yüzyıla kadar bu topraklarda hüküm sürdüğünü gösteriyor.
"MİTOLOJİ" SANILIYORDU, DNA TESTLERİ AKSİNİ KANITLADI!
Uzun yıllar boyunca Amazonların sadece Yunan ozanlarının hayal ürünü olduğu düşünüldü. Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda, silahlarıyla ve atlarıyla gömülmüş savaşçı iskeletleri bulundu. Başta "erkek" sanılan bu iskeletlere yapılan DNA testleri, bu savaşçıların aslında kadın olduğunu ve kemiklerinde ağır savaş yaraları (kılıç darbeleri, ok uçları) taşıdıklarını ortaya koydu. Arkeolojik buluntular ve sanat eserleri, bu kadınların doğallıklarını koruyarak da usta birer nişancı olduklarını gösteriyor.
PLATON BİLE ONLARI ÖRNEK GÖSTERDİ
Ünlü filozof Platon, "Yasalar" adlı eserinde ideal bir devletin nasıl olması gerektiğini anlatırken Amazonları örnek vermiştir. Kadınların da erkekler gibi eğitilmesi gerektiğini savunan Platon, Amazonların binicilik ve silah kullanmadaki başarısının, toplumsal cinsiyet eşitliğinin en büyük kanıtı olduğunu vurgular.
HERKÜL İLE BÜYÜK HESAPLAŞMA
Yunan mitolojisinin en ünlü kahramanı Herkül'ün (Herakles) 12 görevinden biri, Amazon Kraliçesi Hippolyta'nın kemerini çalmaktı. Terme kıyılarında yaşanan bu kanlı savaş, Amazonların Atina kapılarına kadar dayanmasına neden olan büyük bir intikam hikayesinin başlangıcı olmuştur.
SAMSUN'DA BİR GÜNLÜK AMAZON OLUN: AMAZON KÖYÜ
Bugün Samsun Batı Park'ta yer alan Amazon Köyü, bu efsaneyi gerçekçi balmumu heykellerle canlandırıyor.
Dev Amazon heykeli ve çevresindeki aslan figürleri arasında yürürken kendinizi bir antik çağ savaşçısı gibi hissedebilirsiniz.
Neden Gitmelisiniz? Eğer tarih ve gizem tutkunuysanız, Amazonların memleketi Samsun size sıradan bir tatilden fazlasını; kadın gücünün tarihteki en somut yansımasını sunuyor.
TÜRKİYE'NİN BİR DİĞER GERÇEK "EFSANESİ" YANARTAŞ'I GÖRDÜNÜZ MÜ?
Antalya'nın Kemer ilçesinde, Çıralı köyü yakınlarında yükselen alevlerin arkasında kan donduran bir mitolojik hikaye yatar. Efsaneye göre, ağzından ateşler saçan; aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu korkunç canavar Chimaera, bölge halkına dehşet saçmaktadır.
Ancak canavar ölmez; öfkesi o kadar büyüktür ki, yerin derinliklerinden fışkıran alevler binlerce yıldır sönmeden yanmaya devam eder. Bugün kayaların arasından çıkan o gizemli ışıklar, aslında canavarın dinmeyen nefesidir.
OLİMPİYAT ATEŞİNİN GERÇEK DOĞDUĞU YER Mİ?
Pek çok kişi bilmez ama dünyaca ünlü Olimpiyat Meşalesi'nin kökeninin Yanartaş olduğu söylenir. Antik dönemde, Bellerophontes'in zaferini kutlamak için düzenlenen yarışlarda, atletler meşalelerini Yanartaş'ın sönmeyen ateşiyle tutuşturup şehre koşarlarmış. Bu ritüel, modern olimpiyatlardaki sönmeyen ateş geleneğinin ilham kaynağı olarak kabul edilir.
BİLİMSEL GERÇEK: TAŞLAR NEDEN YANIYOR?
Elbette işin bir de bilimsel boyutu var. Yanartaş, denizden yaklaşık 180 metre yükseklikte bulunan bir doğal gaz kaynağıdır. Kayaların çatlaklarından sızan gazın bileşimi büyük oranda metan, etan ve azottan oluşur. Bu gaz karışımı oksijenle temas ettiği anda alev alır.
Zifiri karanlıkta taşların arasından yükselen turuncu alevler, size kendinizi bir masalın içindeymiş gibi hissettirecek.
AFYON'UN ASLANLI KAPISINDAKİ O GİZEMİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Anadolu'nun kalbinde, tarihin tozlu sayfalarının arasında unutulmuş bir efsane yeniden canlanıyor. Göynüş Vadisi'nin ıssızlığında yükselen devasa kaya kütleleri, binlerce yıldır neyi koruduklarını bilmediğimiz sessiz bekçiler gibi göğe uzanıyor. Friglerin gizemli dünyasına açılan bu kapılar, "Aslantaş" ve "Yılantaş" isimleriyle, hem korku hem de hayranlık uyandırmaya devam ediyor.
ASLANLARIN KORUDUĞU SONSUZLUK: ASLANTAŞ
M.Ö. 8. yüzyıla tarihlenen ve bir Frig kralına ait olduğu düşünülen Aslantaş, görenleri hayrete düşüren bir mühendislik harikası. Yaklaşık 11 metre yüksekliğindeki devasa bir kaya kütlesine oyulan bu anıt mezar, adını ön yüzündeki görkemli aslan kabartmalarından alıyor.
Arka ayakları üzerinde şaha kalkmış iki dev aslan, mezar girişini birer kutsal muhafız gibi koruyor. Aslanların bacakları arasında görülen küçük aslan yavruları ise, bu sert taş işçiliğine hüzünlü bir aile hikayesi katıyor. Tarihçiler, bu figürlerin sadece bir süsleme değil, ölünün ruhunu kötü enerjilerden koruyan spiritüel semboller olduğuna inanıyor.
PARÇALANMIŞ BİR DEV: YILANTAŞ
Aslantaş'ın hemen batısında yer alan Yılantaş ise, doğanın ve zamanın gazabına uğramış trajik bir hikayeye sahip. Geçmişte Aslantaş'tan çok daha görkemli olduğu tahmin edilen bu yapı, şiddetli bir depremle yerle bir olmuş. Ancak yıkıntılar arasında bile gizemini koruyor. Mezarın girişinde, Medusa başlı yılan kabartmaları ve onlara mızraklarıyla saldıran iki savaşçı figürü, adeta bir antik çağ mitini gözler önüne seriyor. Yerel halkın "yılan kafası" olarak yorumladığı aslan pençeleri, yapıya bugünkü gizemli adını vermiş.