"Bu anı daha önce yaşamıştım" diyenlerin oranı her 3 kişiden 2'siyken, bilim dünyası şimdi madalyonun diğer yüzünü konuşuyor: Jamais vu! Hafıza sistemindeki anlık bir hata nedeniyle en tanıdık yüzlerin ve mekanların bile bir anda tamamen yabancılaşmasına yol açıyor... Peki beynimiz bize neden bu oyunu oynuyor, hangi durumlarda tehlike arz ediyor? İşte o bilimsel gerçekler...
DÉJÀVU'NUN TAM TERSİ OLARAK KABUL EDİLİYOR
Bir gün odanızın kapısından içeri giriyorsunuz. Her şey yerli yerinde duruyor. Masanız, yatağınız, duvardaki posterleriniz... Ama bir anda tuhaf bir his ortaya çıkıyor. Sanki bu odayı daha önce hiç görmemişsiniz gibi geliyor. Oysa burada yıllardır yaşıyorsunuz. Bu olay, pek çok kişinin bildiği Déjàvu'nun tam tersi olarak kabul ediliyor.
Beynimiz her gün milyonlarca bilgiyi işler. Yürüdüğünüz yolları, sık kullandığınız kelimeleri, arkadaşlarınızın yüzlerini ve evinizin odalarını sürekli tanır. Normalde bir şeyi gördüğümüzde beynimiz iki farklı işlem yapar. Birincisi o şeyi tanır. İkincisi ise onun tanıdık olduğunu hissettirir. Ancak 'Jamais vu' sırasında ilginç bir durum yaşanır. Beyin bilgiyi tanımaya devam eder ama ona eşlik eden tanıdıklık hissi kısa süreliğine kaybolur.
Fransızca kökenli bu ifade "hiç görülmemiş" anlamına geliyor. Pek çok kişinin bildiği Déjà vu'nun tam tersi olarak kabul ediliyor. Jamais vu'nun en sık görülen örneklerinden biri kelimelerle ilgilidir. Örneğin bir kelimeyi art arda çok fazla kez yazdığınız ya da uzun süre dikkatle incelediğiniz oldu mu? Bir süre sonra kelime sanki gerçek bir kelime değilmiş gibi görünmeye başlayabilir. Harfler yerindedir ama anlamı kaybolmuş gibi hissedersiniz.
BU ANI DAHA ÖNCE YAŞAMIŞTIM! DEJAVU NEDİR?
Siz de "bu anı daha önce yaşamıştım" hissine kapıldınız mı? İşte bu yaşadığınız enteresan hisse dejavu deniliyor. Dejavu, Fransızca kökenli bir kelime olup "görülmüş olan" anlamına geliyor. Bu hissin çıkış noktası tam olarak bilinmese de, tabii ki bilimsel bir açıklaması var! İşte detaylarını sizler için araştırdık…
Eski bir filozof olan St. Augustine, ilk olarak MS 400'de dejavu kavramından "yanlış hatıralar" olarak bahsetti, ancak dejavu terimini terimini ilk kullanan Fransız filozof Emile Boirac oldu. Bilim dünyası, onu Societe Medico-Psychologique'in bir toplantısında kullanmayı öneren bir nörolog olan FL Arnaud'dandı.
HAFIZA HATASI...
Yapılan araştırmalar, dejavunun doktorların epilepsiyi teşhis etmesine yardımcı olan bir işaret olduğunu gösterdi, ancak daha yakın tarihli araştırmalar bunun bir algı veya hafıza yanılması olabileceğini gösterdi. Bilim insanları, sürekli olarak dejavu nöbetleri geçiren insanları inceledi. Bu sorunun aslında beyinde temporal lob adı verilen, bölge ile bağlantılı olduğunu söylüyor. Buradaki sinir bağlantılarında olmaması gereken bir anda, ateşleme olduğunda sahte bir anı ve yaşanmışlık hissi ortaya çıkıyor. 2004 yılında yapılan bir araştırmaya göre, her 3 insandan 2 tanesi ömründe en az 1 defa dejavu gördüğünü açıkladı. Ayrıca bazı epilepsi hastalarının kriz geçirmeden önce Dejavu hissi yaşamış olmaları diğer ilginç tespittir. Yani dejavu'nun, aslında hatırlanan veya yeni oluşturulan bir anıda, meydana gelen ve yeniden yaşanmışlık hissi uyandıran bir hafıza hatası olarak görülmektedir.
Beyni sağlıklı olan kişilerde ve nörolojik rahatsızlıkları olan kişilerde gerçek dejavu hissi aynı olsa da, bu tiplerin her birinde beyinde farklı şeyler oluyor. Bunu daha düzenli olarak deneyimleyenler, yaşamayanlara göre daha az gri madde gösterirler. Gri madde beynin en dış tabakasıdır ve hareket, hafıza ve duyguların kontrolünden sorumludur. Tipik olarak, bir beyinde ne kadar gri madde varsa, o kadar etkilidir.
Nörolojik rahatsızlıkları olanlarda, beynin üç bölümü etkilenir: hipokampus, parahipokampal girus ve temporal neokorteks anıların oluşturulması ve saklanmasıyla ilişkili alanlar oluyor. Epilepsi ve dejavu olanlar için, hafıza devrelerinde değişiklikler gözlemlenirken, bu arada dejavu yaşayan "sağlıklı" bireylerde duygusal devrelerde değişiklikler görülür. Dejavunun, hafıza işlemeyi, özellikle görsel anıları yöneten medial temporal lob içindeki anormal sinyalleşme olduğu düşünülmektedir.
Sağlıklı bir beyne sahip olanlardan daha fazla déjàvu yaşayabilecek durumlar şunlardır:
Şizofreni
Epilepsi
Endişe
Vasküler demans
Yüzyıllardır anlatılan efsaneleri ve yaşandığı iddia edilen paranormal olaylarıyla insanlık tarihinin karanlık sayfalarında yer edinen bu coğrafyalar, dinleyenlerin kanını donduracak türden hikayelere ev sahipliği yapıyor. İşte ürpertici geçmişleriyle tüyler ürperten ve adeta zamana meydan okuyan dünyanın en korkunç yerleri!
THE ISLAND OF DOLLS - MEKSİKA
Meksikada bulunan bu terkedilmiş adanın sakinleri korkunç oyuncak bebekler. 1950'de, Julian Santana Barrera isimli keşiş, boğulan bir kız çocuğunun anısına, çöpte bulduğu oyuncak bebekleri adada sergilemeye başladı. Barrera'nın kendisi de 2001 yılında adada boğuldu. Yaklaşık 1000 bebekten oluşan koleksiyon hala duruyor.
TERKEDİLMİŞ BİR AKIL HASTANESİ - PARMA, İTALYA
Eskiden bir akıl hastanesi olan bu binanın duvarları ve yerleri, Brezilyalı ressam Herbert Baglione için, hayaletleri ve işkence gören hastaları tasvir ettiği birer tuval.
ST. GEORGE KİLİSESİ - ÇEK CUMHURİYETİ
Bir cenaze sırasında çatısının bir kısmı çökünce terkedilen bu kilisede şu anda sanatçı Jakub Hadrava'nın tüyler ürpertici heykelleri duruyor.
PARİS'İN YERALTI MEZARLIKLARI - FRANSA
Paris'in kıvrımlı ve tünellerden ve mağaralardan oluşan bu yeraltı mezarlıklarının uzunluğu 187-300 km kadar. 18. yüzyıla kadar bu mezarlıklara yaklaşık 6 milyon insan defnedildi.
VEBA ADASI - İTALYA
Yıllar boyunca vebaları hastaların sürüldüğü bu adada 160.000 kadar kişi gömülü. Bu ölülerin ruhlarının hala adada dolaştığına inanılıyor. Bu adada inşa edilen akıl hastanesinin hastaları üzerinde korkunç deneyler yapıldığına dair de rivayetler var.