Sosyal medya artık hayatımızın bir parçası olmaktan çıkıp neredeyse merkezine yerleşmiş durumda. Ama mesele sadece ne kadar vakit geçirdiğimiz değil; o ekranın bize ne yaptığı. Yeşilay'ın yayınladığı Türkiye Sosyal Medya Araştırma Raporunda sosyal medyayı sadece bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda bağımlılık riski taşıyan bir alan olarak ele alıyor ve Türkiye'deki tabloyu net verilerle ortaya koyuyor.
Araştırmanın kendisi de oldukça kapsamlı. Türkiye genelinde 12 yaş ve üzeri sosyal medya kullanıcılarıyla yapılan çalışmada veriler bin 195 katılımcı üzerinden toplanmış. Bu tabloya baktığınızda şunu çok net görüyorsunuz: Sosyal medya artık "boş zaman" işi değil. Günün akışını belirleyen, alışkanlığa dönüşmüş bir alan. Özellikle çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda risk daha görünür. 13- 15 yaş grubunda kız çocuklarının sosyal medyayı erkeklere göre daha yoğun kullandığı görülürken, aynı yaş grubunda dijital zorbalığa maruz kalma oranlarının da daha yüksek olması ve problemli kullanımın bu yaş grubunda da fazla oluşu dikkat çekiyor.
13- 15 yaş grubunda kız çocuklarının sosyal medyayı erkeklere göre daha yoğun kullandığı görülürken, aynı yaş grubunda dijital zorbalığa maruz kalma oranlarının da daha yüksek olması ve problemli kullanımın bu yaş grubunda da fazla oluşu dikkat çekiyor.
Artan görünürlükle birlikte kız çocukları dijital dünyada daha fazla hedef haline geliyor. Yani bir yandan daha görünürler, diğer yandan daha savunmasızlar. Bu noktada sosyal medya özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar için nasıl bir etki yaratıyor? Kız çocukları neden bu alanın içinde daha fazla yer alırken aynı zamanda daha fazla riskle karşılaşıyor? Y
ALEYNA NAZLICAN ADAY YILDIZ /UZMAN PSİKOLOJİK DANIŞMAN
DENETLEYEN DEĞİL EŞLİK EDEN OLMALISINIZ
Problemli sosyal medya kullanımı ergenlik döneminde kız ve erkek çocuklarında yaygın görülmektedir. Erkek çocuklarda dijital kullanım daha çok oyun ve içerik tüketimi üzerinden ilerlerken, kız çocuklarında sosyal medya; iletişim kurma, kendini ifade etme, görünür olma ve sosyal geri bildirim alma işlevi taşımaktadır. 1
3-15 yaş aralığı ise gelişimsel olarak kimlik oluşumunun hızlandığı, akran ilişkilerinin belirleyici hale geldiği bir dönemdir. Bu süreçte birey, kendini başkalarının gözünden değerlendirme eğilimindedir. Sosyal medya da bu ihtiyacı karşılayan en hızlı ve en görünür alanlardan biridir. Kız çocuklarının dijital zorbalığa daha fazla maruz kalmasını tek bir nedene bağlamak doğru değil. Öncelikle beğenilmek, yorum almak, takip edilmek gibi unsurlar özellikle ergenlik döneminde çok daha anlamlı hale geliyor.
Görünürlük arttıkça da hedef olma riski de artıyor. Kız çocukları özellikle bu alanlarda daha fazla değerlendirmeye maruz kalabiliyor. Burada altını çizmek istediğim önemli bir nokta şu: Bu durum kız çocuklarının "daha zayıf" ya da "daha duygusal" olmasından kaynaklanmıyor. Aksine, sosyal medyanın işleyişi ve akran ilişkilerinin yapısı, kız çocuklarını daha görünür ve dolayısıyla daha hedef haline getiriyor.
Tabloyu sadece "telefonu çok kullanıyor" diye okumak eksik kalır. Asıl mesele, çocuğun sosyal medya içinde kim olmaya çalıştığı ve bu süreçte kendinden ne kadar uzaklaştığıdır. Bu noktada ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri, konuyu sadece "ekran süresi" üzerinden ele almak oluyor. Oysa mesele sadece ne kadar kullandığı değil, nasıl kullandığı ve o süreçte ne yaşadığıdır. Özellikle ergenlik döneminde çocuk, kontrol edilmekten çok anlaşılmak ister. Bu yüzden ebeveynin rolü denetleyen değil, eşlik eden bir konumda olmak olmalı. Ebeveynler çocuklarıyla birlikte "içerik seçme" sürecine de dahil olabilir.
❙Ya da tam tersi, telefona aşırı bağlılık ve kopamama
❙Sosyal medyaya girdikten sonra mutsuzluk, ağlama ya da içine kapanma
❙"Kimse beni sevmiyor", "ben yetersizim" gibi olumsuz düşüncelerde artış
❙Aile ortamından uzaklaşma, odasında daha fazla vakit geçirme
❙Daha önce keyif aldığı aktivitelerden geri çekilme
❙Uyku düzeninde bozulma
❙Yeme düzeninde değişiklik
❙Duygusal hassasiyetin artması, çabuk kırılma ya da ani öfke
❙Harcamalarda artış
Kullanım nedenleri dikkat çekici
Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 70'i günde 3 saat ve üzeri zamanını sosyal medyada geçiriyor ve oran yüzde 98,9'u buluyor. Kullanım nedenleri de dikkat çekici. Katılımcıların yüzde 54,6'sı gündemi takip etmek ve bilgi almak için sosyal medyaya girerken, yüzde 52,8'i eğlenmek ve vakit geçirmek, yüzde 51'i ise iletişim kurmak için bu platformları kullanıyor. Öte yandan veriler sadece alışkanlıkları değil, karşılaşılan riskleri de ortaya koyuyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 30'u sosyal medyada kumar ve bahis içerikleriyle karşılaştığını belirtirken, yaklaşık yüzde 20'si tütün ve alkol içeriklerine maruz kaldığını söylüyor. Kısacası sosyal medya kullanıcıların farklı ve çoğu zaman riskli içeriklerle karşı karşıya kaldığı güçlü bir mecra haline gelmiş durumda.
10 kişiden 7'si ruh halini düzeltmek için kullanıyor
Araştırma, sosyal medyanın kontrolsüz bir şekilde kullanıldığını da ortaya koyuyor. Katılımcıların önemli bir bölümü, sosyal medyayı yalnızca vakit geçirmek için değil günlük hayatın bir parçası haline gelmiş bir alışkanlık olarak tanımlıyor. Özellikle dikkat çeken nokta ise kullanımın duygularla olan ilişkisi. Katılımcıların yüzde 22,34'ü kendini iyi hissetmek için sosyal medyayı sık sık kullandığını söylerken, yüzde 50,88'i bunu zaman zaman yaptığını belirtiyor.
Yani her 10 kişiden yaklaşık 7'si, sosyal medyayı bir anlamda ruh halini düzenlemek için kullanıyor. Bununla birlikte kullanıcıların önemli bir kısmı sosyal medyayı aşırı düşünme, kullanma isteğinde artış ve günlük sorunlardan kaçış aracı olarak görme gibi davranışlar sergilediğini ifade ediyor. Bu da sosyal medyanın basit bir alışkanlıktan çıkıp, kontrol edilmesi zor bir davranışa dönüşebildiğini gösteriyor.
Kimler risk altında?
Araştırma, sosyal medya kullanımında herkesin aynı noktada olmadığını da açıkça gösteriyor. Küresel ölçekte kullanıcılar haftalık ortalama 19 saat sosyal medya kullanırken Türkiye'de bu süre haftalık ortalama 25 saattir. Öğrenciler ve yarı zamanlı çalışanlar, sosyal medyayı daha yoğun kullanan ve bağımlılık düzeyi daha yüksek çıkan gruplar arasında yer alıyor. Buna karşılık tam zamanlı çalışanlar ve emeklilerde bu düzeyin daha düşük olduğu görülüyor. Dikkat çeken bir diğer sonuç ise eğitimle ilgili.
Araştırmaya göre eğitim düzeyi arttıkça sosyal medya bağımlılığı azalma eğilimi gösteriyor. Yani bireyin yaşam becerileri ve farkındalığı arttıkça sosyal medyayla kurduğu ilişki de daha dengeli hale geliyor. Cinsiyet ve medeni durum da tabloyu etkileyen faktörler arasında. Kadınlarda ve bekarlarda sosyal medya bağımlılığı düzeyinin daha yüksek olduğu görülürken, algılanan sosyoekonomik durumun bu konuda belirleyici bir fark yaratmadığı dikkat çekiyor.
Çözüm için yol haritası belli
Yeşilay'ın yaptığı araştırma bize çözüm için net bir harita çıkartıyor. Öncelikle sosyal medya kullanımının tamamen yasaklanması değil, kontrollü ve dengeli bir şekilde yönetilmesi gerektiği vurgulanıyor. Bu noktada en önemli başlıklardan biri eğitim. Özellikle çocuklar ve gençler için dijital okuryazarlık ve sağlıklı sosyal medya kullanımı üzerine eğitimlerin yaygınlaştırılması gerektiği belirtiliyor. Aynı şekilde yalnızca gençlerin değil, ebeveynlerin de bu sürece dahil edilmesi ve dijital ebeveynlik konusunda bilinçlendirilmesi öneriliyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise sosyal medya bağımlılığıyla mücadelede yaşam becerilerinin önemi. Duygularla başa çıkma, stres yönetimi ve öz kontrol gibi becerilerin güçlendirilmesi, bağımlılık riskini azaltan en önemli faktörler arasında gösteriliyor. Bu nedenle okullarda ve farklı sosyal alanlarda bu becerileri geliştiren programların artırılması gerektiği ifade ediliyor. Öte yandan sadece bireylerin değil, platformların da sorumluluk alması gerektiği vurgulanıyor.