Her şey Fransa'nın Strazburg kentinde, Frau Troffea adlı bir kadının evinden çıkıp sokakta çılgınca dans etmeye başlamasıyla başladı. Ortada ne bir çalgıcı vardı ne de neşeli bir durum. Kadın, yüzünde donuk bir ifadeyle, durmaksızın sallanıyordu. Aslında ilk kez bu denli geniş bir kitlede görülen durum çok daha eskiye dayanıyordu.
24 Haziran 1374'te Almanya'nın Aachen kentinde ilk büyük olay aslında "dans vebası" teriminin başlangıç noktası oldu. Halüsinasyonlar gördüğü düşünülen halk çığlıklar atarak dans ediyordu.
Fenomen haline gelen bu histerik davranış Avrupa'ya sıçradı.
Anlatılanlara göre Troffea, tam altı gün boyunca neredeyse hiç uyumadan, yemeden ve içmeden dans etmeye devam etti. Ayakları kan revan içinde kalmıştı ama duramıyordu. İşin korkunç tarafı, bu tuhaf ritim sadece onunla sınırlı kalmayacaktı.
İddialara göre birkaç gün içinde Troffea'ya 50 kişi daha katıldı. Bir ayın sonunda ise Strazburg sokaklarında anlamsızca, trans halinde dans edenlerin sayısı 400'e ulaşmıştı. Şehir yetkilileri ve doktorlar neye uğradıklarını şaşırmıştı; bu bir virüs müydü, yoksa lanet mi?
Şehir yönetimi, dans edenler için özel ahşap sahneler inşa ettirdi. Hatta salgını hızlandırmak ve insanların "içindeki enerjiyi tamamen atmasını" sağlamak için profesyonel müzisyenler ve güçlü yapılı profesyonel dansçılar kiralandı. Bu karar, felaketin fitilini ateşledi.
Müziğin ritmiyle birlikte kalabalık daha da çılgına döndü. Yaz sıcağının altında, günlerce durmadan zıplayan ve dönen insanların kalpleri daha fazla dayanamadı. En yoğun dönemde, günde 15'e yakın insanın kalp krizi, felç ve aşırı bitkinlikten (dehidrasyon) sokak ortasında can verdiği olayla birlikte antılanlar arasında.
Tıp çaresiz kalınca halk kiliseye sığındı. Dönemin inancına göre bu durum, St. Vitus adlı bir azizin öfkesiydi. Aziz Vitus'un günahkar toplulukları durdurulamaz bir dans kriziyle cezalandırdığına inanılıyordu. Dansçılar, iyileşmek umuduyla aziz adına kurulmuş mağaralara ve mabetlere taşınmaya başlandı.