Merhaba güzel insan. Biliyorum, yorgunsun. Ama bu yorgunluk, gün boyu koşturmandan, işlerinden ya da hayatın telaşından değil. Senin yorgunluğun, ruhunun taşıdığı görünmez yüklerden. Senin yorgunluğun, kalbinin, başkalarının kalbini taşımaya çalışmasından... Gel, biraz soluklanalım seninle. Şöyle derin bir nefes al. Ney sesinin o hüzünlü ama şifalı tınısını hayal et arka planda. Ve sana bir sır vereyim mi? En büyük hatayı, belki de en iyi niyetinle yapıyorsun. İnsanları değiştirebileceğine inanarak... Kendini bir bahçıvan sanıyorsun ama unutuyorsun; gülü zorla açtıramazsın. Gonca, ancak vakti gelince, güneş ona değince ve toprağı hazır olunca açar. Sen yapraklarını çekiştirirsen, o çiçeği soldurursun cancağızım. Stresi bitirmenin, omuzlarındaki o ağır dağları indirmenin tek bir yolu var. Sufilerin yüzyıllardır fısıldadığı o kadim sır: Olanı, olduğu gibi kabul etmek.
BİLGEYİM KENDİMİ DEĞİŞTİRİYORUM
Hz. Mevlana ne güzel söyler: "Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum." Enerjini, o pırıl pırıl kalbini başkalarını "düzeltmeye" harcama. Çünkü herkes kendi tekamül yolculuğunda. Herkes kendi sınavını veriyor. Bırak ne söylerlerse söylesinler. İnsanların düşünceleri rüzgâr gibidir; bazen sert eser, bazen meltem olur. Sen rüzgârı tutabilir misin? Tutamazsın. O halde bırak essin ve geçsin. Sen enerjini dışarıya, o gürültülü kalabalığa değil; içeriye, kendi sessizliğine çevir. Nefesine, niyetine ve kendi kalbinin ritmine dön. Huzur, kontrol etmekte değil; o kontrol ipini nazikçe elinden bırakmakta saklıdır.
"Peki Hakan hocam, bunu söylemesi kolay, yapması zor. Ateş düştüğü yeri yakıyor, o an nasıl sakin kalacağım?" dediğini duyar gibiyim. Haklısın. Bu bir yolculuk.
Ama gel, seninle bu yolda atabileceğin küçük, şifalı adımlara, gönül pratiklerine bakalım. İşte ruhunu hafifletecek o "Ney" tadında reçeteler...
1- Seyirde Kalma Sanatı: Bir derviş gibi düşün kendini. Olayların tam ortasında değil, bir nehir kenarında oturmuş, suyun akışını izler gibi izle olanları.
Karşındaki insan öfkelendiğinde, bağırdığında ya da seni kırdığında, o duygunun içine girme. Sadece izle. "Şu an öfkeli. Bu onun fırtınası, benim denizim sakin," de içinden. Olayları kişiselleştirmeden, sadece bir seyirci gibi bakmak, ruhunu o yangından korur. Mevlana'nın dediği gibi: "Gözyaşının bile görevi varmış; ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış." Bırak temizlesinler, sen kirletme kendini.
2- Bırak Aksın: Hani su akar yolunu bulur deriz ya... Bazen de bırakmak gerekir. Biri seni yanlış mı anlıyor? Bırak anlasın. Açıklamak için çırpınma. Seni bilen bilir, bilmeyen de kendi zanlarıyla bilir. Biri senin hakkında konuşuyor mu? Bırak konuşsun. Enerjini ispat etmeye harcama. Her müdahale etme isteği geldiğinde, elini kalbine koy ve "Allah'ım, ben elimden geleni yaptım, gerisini sana ve akışa bırakıyorum," de. Bu, acizlik değil, en büyük güçtür.
3- Beklentisiz Sevgi: Hayal kırıklığının kökünde hep beklentilerimiz yatar. İnsanlardan kapasitelerinin üzerinde şeyler bekliyoruz. Bir serçeden kartal gibi uçmasını bekleyebilir misin? Beklersen serçeye zulmedersin. Karşındakini, eksikleriyle, hatalarıyla, "olmamışlıklarıyla" bir paket halinde kabul et. "O da bu kadarını yapabiliyor, onun heybesinde bu var," de. Onu değiştirmeye çalışmak, kaderle kavgadır. Kabul etmek ise barıştır.
4- Kendi Sınırlarını Nezaketle Çiz: Kabullenmek demek, "gelin beni ezin" demek değildir güzel insan. Tasavvufta da sınır vardır. "Seni olduğun gibi kabul ediyorum ama bu davranışının bana zarar vermesine izin vermiyorum," diyebilmelisin. Bunu bağırarak değil, o sakin, emin duruşunla yap. Unutma, yumuşak huylu olmak, uysal koyun olmak demek değildir.
5- Kendine Dönüş: Dışarısı karıştığında, hemen içeriye dön. Sor kendine: "Şu an kalbim ne istiyor?" Belki bir yudum su, belki derin bir nefes, belki de "Ya Sabır" çekmek... Dikkatini başkasının hatasından çekip, kendi şifana yönlendirdiğin an, iyileşmeye başladığın andır.
ANIMIZI EN ÇOK YAKINLARIMIZ YAKIYOR
Dürüstçe konuşalım mı? Canımızı en çok yakanlar, bazen en yakınlarımızdır. "Neden beni anlamıyorlar?", "Neden böyle davranıyorlar?" diye içini kemirip duruyorsun. Kaba oluyorlar, kırıcı oluyorlar... Ama unutma, hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Seni zorlayan o insanlar, aslında senin sabrını, senin sınırlarını ve senin sevgini ölçen birer öğretmendir.