Hayatını gerçekten değiştirmek istiyorsan, önce şunu kabul etmen gerekir: Anda kalamamanın sebebi, zamanın hızlı akması değildir. Anda kalamamanın sebebi, geçmişi hâlâ yanında taşıyor olmandır. İnsan, geçmişte yaşadığı kırılmaları, pişmanlıkları, öfkeleri ve tamamlanmamış duyguları sırtında taşıdıkça "şimdi"de tam olarak var olamaz. Bedeni burada olur ama zihni başka bir yerde dolaşır. Kalbi, çoktan geçmiş bir sahnenin içinde takılı kalmıştır. Sufiler bu duruma "yükle yürüme" derler. Yol uzun değildir aslında; insanın taşıdığı yük ağırdır. Ve bu yüklerin en başında affedilmemiş insanlar, affedilmemiş olaylar ve en önemlisi affedilmemiş bir "ben" vardır. Affetmek, çoğu insanın sandığı gibi karşı tarafı aklamak değildir. Olanı olmamış saymak değildir. "Haklıydı" demek hiç değildir. Affetmek, olanın yükünü artık taşımamaya karar vermektir. Bu yüzden anda yaşamak isteyen bir insanın önünde dört büyük kapı vardır. Bu kapılardan geçmeden ne kadar meditasyon yaparsan yap ne kadar nefesine odaklanırsan odaklan ne kadar "şimdi ve burada" demeye çalışırsan çalış; içten içe bir şey seni geri çeker. Çünkü kapılar hâlâ kapalıdır. Bu dört kapı, affetmen gereken dört kişidir.
İLİŞKİ BİTTİYSE DERS ALINMIŞTIR
Hayatta bazı ilişkiler başlamak için değil, öğretmek için gelir. Bazıları uzun sürer ama kök salmaz. Bazıları kısa sürer ama iz bırakır. İnsan çoğu zaman biten bir ilişkiye değil, o ilişkide yarım kalan hayaline tutunur. "Böyle olabilirdi" dediğin yer, en çok canını yakan yerdir. Çünkü orası gerçek değildir; ihtimaldir. Ve insan ihtimallere tutundukça gerçeği kaçırır. Tasavvufta "tamamlanan şeyin ardında durulmaz" denir. Bir ilişki bittiyse, orada alınması gereken ders alınmıştır. Ders alınmadıysa, aynı ilişki başka bir yüzle tekrar gelir. Aynı duygular, farklı isimlerle karşına çıkar. Geçmiş ilişkileri affetmek, o kişileri tekrar hayatına almak değildir. Onları haklı çıkarmak da değildir. Bu affediş, şunu kabul etmektir: "Bu ilişki bana şunu öğretti ve görevi bitti." Bazı insanlar sevgiyle, bazıları sabırla, bazıları sınırla öğretir. Bazıları ise neye razı olmaman gerektiğini göstererek öğretir. Her öğretmen kalıcı olmak zorunda değildir. Bir ilişkiyi zihninde hâlâ taşıyorsan, o ilişki bitmemiştir. Bedensel olarak bitmiştir belki ama ruhsal olarak sürüyordur. Ve ruhu geçmişte olan bir insan, geleceğe sağlıklı bir bağ kuramaz. Affetmek burada, ipi kesmek değil; düğümü çözmektir. İçinde kalan "keşke"leri, "neden"leri, "ama"ları yumuşakça bırakmaktır.
HEPİMİZ BİR HİKAYENİN İÇİNE DOĞARIZ
İnsan hayata anne ve babasının kalbinden geçerek gelir. Onların korkuları, beklentileri, yaraları, sevinçleri ve eksiklikleriyle temas ederek büyür. Hiç kimse hayata boş bir sayfayla gelmez. Hepimiz bir hikayenin içine doğarız. Anne ve babayı affetmek, en zor ama en temel adımdır. Çünkü insanın dünyayla kurduğu ilk ilişki, onlarla kurduğu ilişkidir. Güven, sevgi, sınır, değer, suçluluk, yeterlilik gibi kavramların çoğu burada şekillenir. Ve çoğu insan, farkında olmadan hayatı boyunca bu ilk ilişkinin izlerini tekrar eder. Anne ve babanı affetmek demek, onların hatalarını görmezden gelmek değildir. Aksine, onları olduğu gibi görmeyi kabul etmektir. Yani şunu diyebilmektir: "Evet, hata yaptılar. Evet, bazı ihtiyaçlarım karşılanmadı. Evet, bazı sözler canımı yaktı. Ama onlar da kendi öğrendikleri kadarını verebildiler." Tasavvufta insan, "emanetçi" olarak görülür. Anne ve baba da bize mükemmel bir hayat sunmakla değil, bize bir beden ve bir yol açmakla yükümlüdür. Onlardan hâlâ bir özür, bir telafi, bir fark ediş beklemek; kendi yolculuğuna taş koymaktır.
SENİ İNCİTENİ SERBEST BIRAK
Hayatta herkes seni incitebilir. Bunu bazen bilerek yaparlar, bazen farkında olmadan. Ama incinmenin devam edip etmeyeceği senin elindedir. Çünkü acı yaşanır, ama kin tutulur. Tutunmak, insanın sandığı gibi bir savunma değildir. "Unutmuyorum ki bir daha olmasın" dediğin şey, seni korumaz; seni bağlar. Zihnin sürekli geçmişi kontrol eder, kalbin daralır, bedenin gerginleşir. Seni inciten insanları affetmek demek, onlarla yüz yüze konuşmak zorunda değilsin. Onlara bir mesaj atmak, bir hesaplaşma yaşamak zorunda değilsin. Affetme, içsel bir eylemdir. Sessizdir. Gösterişsizdir. Ama derindir. Zihnine bir isim geldiğinde, içinden şunu söyleyebilirsin: "Seni her şey için affediyorum. Sana iyilik diliyorum." Bu cümle, karşı taraf için değil; senin için çalışır. Çünkü o anda kalbinden bir yük düşer. Ve her yük düştüğünde, şimdi biraz daha görünür olur.
ÖĞRENDİKÇE DEĞİŞİRSİN
Ve en zor kapıya geldik. Çünkü insan başkalarını affetmeye daha yatkındır; kendini affetmeye değil. Kendine söylediğin sözleri bir başkasına söylesen, kim- kimse yanında kalmazdı. Ama sen kendinle her gün yaşıyor- se yaşıyorsun. Yaptığın hatalar, söylediğin sözler, kaçırdığın fırsatlar, sun. sustuğun anlar, fazla konuştuğun zamanlar, hepsi zihninde dönüp duruyor. Tasavvufta insanın en büyük cihadı, kendine karşı olanıdır. Kendini affetmeyen insan, sürekli geçmişte kendini cezalandırır. Oysa ceza, dönüştürmez. Anlamak dönüştürür. Kendini affetmek, "Ben elimden geleni yaptım" demek değildir sadece. Aynı zamanda şunu demektir: "O anki bilincimle bu kadarını yapabildim." Bugünkü aklınla dünkü hâlini yargıladığında adil olmazsın. Çünkü o zaman bildiklerini o zaman bilmiyordun. İnsan öğrendikçe değişir. Öğrenmeden mü- mükemmel olması beklenmez. Ken- kemmel Kendini affettiğinde, geçmiş seni dini tanımlar olmaktan çıkar. Bir hikaye olur. Ve hi- hikayeler, anlatıldıkça kayeler, hafifler.
HAYAT ŞİMDİ YAŞANIR
Affetme bir son değildir; bir başlangıçtır. Affeden insan, hafifler. Hafifleyen insan, yavaşlar. Yavaşlayan insan, fark eder. Fark eden insan, anda kalır. Anda kalmak, özel bir teknik değildir. Bir hâlin sonucudur. Kalbi geçmişte olmayan insan, gelecekle de kavga etmez. Çünkü bilir ki hayat, yalnızca şimdi yaşanır. Unutma: İlk özür dileyen en cesur, ilk affeden en güçlü, ilk unutan en mutlu olandır.