Bazen bir ilişkinin bize iyi gelmediğini, hatta ruhumuzu kemirdiğini gün gibi ortada görsek bile, o kapıdan çıkıp gitmek dünyanın en zor işine dönüşür. Mantığımız "artık yeter" diye bağırırken, neden hâlâ canımızı en çok yakan kişinin dizinin dibinde teselli arıyoruz? Psikoloji dünyasının son dönemde keşfettiği sarsıcı gerçek, bu durumun bir "irade zayıflığı" değil, sinir sistemimizin bize kurduğu sinsi bir tuzak olduğunu kanıtlıyor.
Hayatımıza giren insanlar, yaşadığımız o benzer tartışmalar veya kendimizi içinde bulduğumuz kronik döngüler... Çoğumuz bunları "şanssızlık" olarak nitelendirse de, aslında arka planda çok daha derin ve eski bir yazılım çalışıyor. Psikoloji dünyasının son dönemde üzerinde en çok durduğu gerçek şu: Sinir sistemimiz, bize iyi geleni değil; tanıdık olanı güvenli sanıyor.
ÇOCUKLUĞUN "İŞLEVSEL" MİRASI
Her şeyin başladığı yere, o kaçınılmaz durağa dönüyoruz: Çocukluk. Buraya dönmek bir nostalji değil, bugünkü davranışlarımızın kodlarını çözmek için tek yol.
Dünyayı, sevgiyi ve hayatta kalmayı ilk orada öğreniyoruz. Eğer çocukken sizi seven ama aynı zamanda sürekli eleştiren, kıyaslayan veya öfkesini kontrol edemeyen bir ebeveynle büyüdüyseniz, zihniniz tehlikeli bir eşleşme yapar: "Sevgi, acı ile beraber gelir."
Bu durum, bilinçaltımıza şu inancı kazıdı: "Acı verenin yanında kalırsam, günün sonunda rahatlarım." İşte asıl mesele yetişkinlikte başlıyor.
Bugün bir ilişkide partnerimiz bizi incittiğinde içimizde bir şeyler "ters gidiyor" dese de, bedenimiz o bağda kalmak için direnir.
Çünkü o acı tanıdıktır, o kaos bildiktir. Bedenimiz bu kaosu "güvenlik" zanneder; oysa bu sadece tehlikeli bir alışkanlıktır.
SEÇME HAKKI ARTIK SİZİN ELİNİZDE
Yetişkin olmanın en güçlü yanı, artık o çaresiz çocuk olmamamızdır. Bugün duygusal dengemizi sağlamak için bizi inciten kişiye muhtaç değiliz.
Fark Et: Canınız yanarken kalma isteğiniz sevgiden mi yoksa sadece "tanıdıklık" hissinden mi kaynaklanıyor?
Ayırt Et: Tanıdık olan her şey güvenli değildir. Bazen en büyük güvenlik, o "tanıdık" acıdan uzaklaşmaktadır.
Harekete Geç: Çocukken gitme seçeneğiniz yoktu, ama bugün var. İyi gelmeyen alışkanlıkları kırmak, sinir sistemini yeniden eğitmekle başlar.
Unutmayın; bedeniniz bazen eski bir hikayeyi tekrar etmek ister, ancak yeni bir hikaye yazma kalemi artık sizin elinizde.
Peki, bu kısır döngüden çıkış bileti nerede saklı? Dönüşüm, aslında o çok zor ama bir o kadar özgürleştirici cümleyi kurduğunuzda başlar: "Bana acı veren kişiye sarılmak zorunda değilim."
Artık duygularınızı, sizi inciten birinin varlığıyla dengelemeye çalışmaktan vazgeçtiğiniz an, yeni hayatınızın ilk günüdür.
TESELLİYİ BAŞKASINDA DEĞİL, KENDİNİZDE ARAYIN
Sevgi ve şefkat ihtiyacınız son derece gerçek; ancak bu ihtiyacı karşılama adresiniz sizi yaralayan kişi olmak zorunda değil.
İlk etapta kendinize sarılmayı denemek, bir yastığa tutunup hafifçe sallanarak bedeninizi sakinleştirmek size "yetersiz" veya "garip" gelebilir.
Eski alışkanlıklarınıza, o tanıdık acıya dönme isteği çok güçlü olabilir. Ama unutmayın: Bu isteğin sebebi başka çareniz olmaması değil, henüz başka bir yolu denememiş olmanızdır.
Bunlar küçük adımlar gibi görünse de, aslında sinir sisteminizi yeniden eğiten devrimsel hareketlerdir.
BEDEN HEMEN İNANMAZ AMA YOL AÇILMIŞTIR
Yıllardır yürüdüğünüz o geniş ve tanıdık otoyolu bırakıp, henüz çalılarla kaplı yeni bir patikaya girmeye çalışıyorsunuz.