Güzelliğiyle asırlara meydan okuyan Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın, o meşhur pürüzsüz cildinin ve büyüleyici kokusunun ardındaki sırrın ne olduğunu hiç merak ettiniz mi? Günümüzde adeta altın değerinde olan ve dünyada orman halinde sadece ülkemizin çok özel bir kıyı şeridinde yetişen bu gizemli bitki, gerçeği öğrenenleri şaşkına çeviriyor. Gelin, yüzlerce yıldır şifa ve güzellik dağıtan, kralların ve kraliçelerin uğruna gemiler dolusu altın ödediği bu paha biçilemez doğa harikasını yakından tanıyalım.
Giriş bölümünde bahsettiğimiz o gizemli ve mucizevi doğa harikası, yöre halkı arasında "Günlük Ağacı" olarak da bilinen Sığla ağacından (Liquidambar orientalis) başkası değil. Sığla, Buzul Çağı'ndan bu yana hayatta kalmayı başarmış, milyonlarca yıllık genetik mirasıyla Anadolu'nun en kıymetli bitkilerinden biridir.
"Relikt" yani kalıntı bir tür olan Sığla ağacı, adeta yaşayan bir fosil gibidir. Geçmişi insanlık tarihinden bile eski olan bu eşsiz ağaç, gövdesinden süzülen mucizevi reçinesi sayesinde tarih boyunca her dönemin en çok aranan doğal kaynaklarından biri olmayı başarmıştır.
Bu muazzam ağacın en çarpıcı özelliği ise şüphesiz coğrafi seçiciliği. Dünyanın farklı yerlerinde çok nadir olarak tek tük örneklere rastlansa da, Sığla ağacının "orman" formunda, yoğun bir şekilde bir arada yetiştiği yeryüzündeki tek yer Türkiye'dir!
Özellikle Muğla'nın Köyceğiz, Marmaris, Fethiye ve Datça ilçelerinin kıyı şeritleri, bu ağacın dünya üzerindeki son ve tek büyük sığınağı konumunda. Bölgenin yüksek taban suyu, nemli havası ve sıcak iklimi, Sığla ormanlarının hayatta kalması için kusursuz bir ortam sunuyor. Bu ormanların içine adım attığınızda sizi karşılayan o egzotik, ferah ve baharatlı koku, doğanın eşsiz bir parfümü gibidir.
Tarih sayfalarını karıştırdığımızda, Sığla ağacından elde edilen sığla yağının ve buhurun Antik Mısır'a kadar uzanan muazzam bir ünü olduğunu görüyoruz. Efsanelere ve antik kaynaklara göre Mısır Kraliçesi Kleopatra, gençliğini ve dillere destan güzelliğini korumak için Sığla yağından üretilen özel kremler kullanırdı.
O dönemde Akdeniz ticaret yolları üzerinden Mısır'a taşınan sığla yağı, altınla eşdeğer tutulurdu. Sadece Kleopatra değil, tıbbın babası kabul edilen Hipokrat da Sığla yağını enfeksiyonlarda ve cilt rahatsızlıklarında en etkili ilaç olarak reçetelerine yazmıştır.
Sığla yağının elde ediliş süreci büyük bir ustalık ve emek ister. İlkbahar aylarında ağacın gövdesine atılan çiziklerden süzülen reçine toplanır, kaynatılır ve preslenerek o değerli siyahımsı yağ elde edilir. Günümüzde bu yağ, farmakoloji ve kozmetik endüstrisinin en değerli ham maddelerinden biridir:
Ne yazık ki, eskiden bölgede çok daha geniş alanlara yayılan Sığla ormanları; tarım alanı açma faaliyetleri, artan turizm baskısı ve iklim değişikliği gibi nedenlerle günümüzde büyük ölçüde daralmış durumda.