İnsanlık tarihinin en kalabalık çağında yaşıyoruz. Dünya nüfusu 8 milyarı geçti. Sokaklar dolu, şehirler kalabalık, sosyal medya hiç olmadığı kadar hareketli ama insanın içi, hiç olmadığı kadar sessiz. Kalabalıkların ortasında yalnız yürüyen milyonlar var. Konuşan ama anlaşılmayan, paylaşan ama görülmeyen, anlatan ama dinlenmeyen insanlar...
Garip bir çelişkinin içindeyiz: Hiç olmadığı kadar iletişim aracımız var ama hiç olmadığı kadar iletişimsiziz. Hiç olmadığı kadar ilaç var ama hiç olmadığı kadar hastayız. Ve bu hastalıkların büyük bir kısmı bedenle değil, zihinle ilgili... Peki ne oldu bize?
Birçok araştırmacı bugün yalnızlığın en yıkıcı etkilerinden birinin, insanın kendini ifade edememesi, içinde biriktirdiği duygular olduğunu söylüyor. Çünkü insan anlatamadıkça biriktirir. Biriktirdikçe ağırlaşır. Ağırlaştıkça iç dünyasında çökmeye başlar. İnsan aslında yaşadıklarıyla değil, içinde tuttuklarıyla yorulur.
BASTIRDIĞIN KORKU KAYGIYA DÖNÜŞÜR
Bessel van der Kolk, Boston University School of Medicine bünyesinde yaptığı çalışmalarında ve özellikle The Body Keeps the Score adlı eserinde çok net bir şey söyler: İfade edilmeyen duygular kaybolmaz. Bedende tutulur. Bu ne demek? Anlatmadığın üzüntü ruhunda birikir. İfade etmediğin öfke, bedeninde gerilime neden olur. Bastırdığın korku, zihninde kaygıya dönüşür. Ve zamanla fiziksel hastalıklar, kronik yorgunluk, tükenmişlik ve psikolojik problemler olarak karşına çıkabilir.
Yani beden, konuşamayan duyguların dili haline gelir. Eskiden böyle değildi. Eskiden insanlar anlatırdı. Ama sadece anlatmazdı anlaşılırdı da. Bir komşunun kapısını çaldığında sadece çay içmezdin, o sıcacık sohbetle yükünü de boşaltırdın. Bir dostla oturduğunda sadece konuşmazdın; hafiflerdin. Dinlenmek bir lüks değil, bir kültürdü.
Bugün ise ne anlatacak insan bulabiliyoruz ne de gerçekten dinleyecek birini... Dinlemek yerine bekliyoruz: "Sıra bana ne zaman gelecek?" diye. Geçtiğimiz hafta Ankara'da bir imza günündeydim. Okurlardan biri geldi ve çok tanıdık bir şey söyledi: "Kitaplar okuyorum, videolar izliyorum, eğitimlere katılıyorum ama iyi hissetmeyi kalıcı hale getiremiyorum." Ona tek bir soru sordum: Gerçekten dertleştiğin, seni yargılamadan dinleyen, senin derdini kendi derdi gibi hisseden biri var mı?
Cevap kısa ve netti: Yok. İşte mesele tam olarak bu. İnsan gelişmek için sadece bilgiye değil, kendini ifade etmeye ve yüklerini boşaltmaya da ihtiyaç duyar. Zihni doldurmak yetmez kalbi de boşaltmak gerekir. Peki ne yapacağız?
1- GERÇEK DOST BUL
Kendimize duygularımızı ifade edebileceğimiz gerçek dostlar bulmak. Ama burada önemli bir ayrım var: Dost dediğin sadece konuşan değil, dinleyendir. Sana çözüm sunan değil, seni hissedendir.
Mümkünse yüz yüze buluşun. Göz göze gelin. Telefonu bir kenara bırakın. Çünkü insan sadece kelimelerle değil, varlığıyla da şifa verir. Birinin gerçekten orada olması, çoğu zaman söylenenlerden daha güçlüdür. Düzenli olarak konuşun. Biriktirmeden paylaşın. Çünkü duygu, bekledikçe ağırlaşır.
2- KİMSE OKUMAYACAKMIŞ GİBİ YAZ
Konuşamıyorsan, yaz. James W. Pennebaker, University of Texas at Austin'te yaptığı çalışmalarla şunu ortaya koydu: İnsan duygularını sadece konuşarak değil, yazarak da ifade edebilir ve bu süreç gerçek bir iyileşme sağlar. Yazdığında ne olur biliyor musun? Zihnindeki karmaşa dışarı çıkar. İçindeki düğüm çözülmeye başlar. İsimsiz duygular, kelimeye dönüşür.
Ve en önemlisi: Sen kendini duymaya başlarsın. Her gün 10-15 dakika yaz. Kimse okumayacakmış gibi yaz. Sansürsüz yaz. Doğru mu yanlış mı diye düşünmeden yaz. Çünkü yazmak, içindeki sessizliği konuşturur.
3- GÜVENİLİR BİR ARKADAŞ GRUBUNUN PARÇASI OL
Seni gerçekten dinleyen bir arkadaş grubunun parçası olmak. Ama rastgele bir grup değil, gönülden dinleyen insanların olduğu bir alan. Yargının olmadığı, sözün kesilmediği, herkesin olduğu gibi kabul edildiği bir çember... Araştırmalar gösteriyor ki, duyguların en güçlü şekilde ifade edildiği ve en derin duyguların boşaltılabildiği, yaşandığı yer, böyle güvenli gruplardır.
Çünkü insan bazen bir kişiye değil, bir topluluğa anlatınca çözülür. Çünkü birinin seni anlaması güzel ama birçok kişinin seni hissetmesi dönüştürücüdür. Bu konuyu nedenleri ile haftaya daha derin anlatacağım. Çünkü doğru kurulmuş bir paylaşım alanı, insanın hayatını değiştirebilir.
Çünkü insanın iyileşmesi güçlü görünmesiyle değil, gerçek olmasıyla başlar. Bugün kendine küçük bir izin ver. Birine açıl ya da bir kağıda yaz ama artık içinde tutma. Unutma, sen sustukça yük büyür, paylaştıkça hafifler. Bazen bir cümle hayatı değiştirmez ama kalbi hafifletmeye yeter. Kalbin hafifledikçe hayat da hafifler. Belki de iyileşmek dediğimiz şey, daha az taşımayı öğrenmektir.