1 Ekim 2025 akşamı, Gazze limanına 80 mil mesafede, yani tamamen uluslararası sularda seyreden insani yardım gemileri, İsrail donanmasının hedefi oldu.
Görgü tanıklarının ifadelerine göre; Zodyak botlar, lazerli silahlar ve gece görüş sistemleriyle donatılmış İsrail komandoları, sivillere ait gemileri kuşatarak adeta bir savaş operasyonu yürüttü. Gemideki Starlink uydularını ve kameraları parçalayan saldırganlar, silahsız gönüllülere namlu doğrultarak "korsan" yöntemlerle kontrolü ele geçirdi.
İSRAİL SAVUNMA BAKANI'NDAN ALÇAKÇA HAKARETLER
İddianamede yer alan en çarpıcı detaylardan biri de İsrail Savunma Bakanı'nın bizzat olay mahalline gelmesi oldu. Yardımı engellemekle yetinmeyen İsrailli yetkililerin, esir aldıkları sivil gönüllülerin önünde kameralara poz vererek, "İşte bunlar terörist sevici" şeklinde hakaretler savurduğu kayıtlara geçti.
Mağdurların, bu nefret diline karşı "Biz sadece insani yardım için buradayız" cevabını vermesi üzerine şiddetin dozu daha da artırıldı.
72 SAATLİK İNSANLIK DRAMI: SOĞUK İŞKENCE VE ÇIPLAK ARAMA
Mağdurların savcılığa sunduğu ifadeler, İsrail'in "demokrasi" maskesinin ardındaki karanlık yüzü bir kez daha deşifre etti. Gönüllülerin ayakkabı bağcıkları kesildi, atletlerine kadar tüm kıyafetleri zorla çıkarıldı. Dondurucu soğukta klimaları en son seviyeye getirilmiş araçlarda saatlerce bekletilen gönüllüler, titremeye mahkum edildi.
Türk pasaportuyla dalga geçen İsrail askerlerinin, sivil aktivistleri beton üzerinde saatlerce güneşte bekleterek başlarını kaldırmalarına dahi izin vermediği belirtildi.
8 kişilik koğuşlara 20 kişinin tıkıldığı, musluk sularıyla hayatta kalmaya zorlanan gönüllülerin, gece boyu ışıklar açılarak ve bağırılarak uyumalarının engellendiği ifade edildi.
FİLİSTİN KEFİYESİNE BİLE TAHAMMÜL EDEMEDİLER!
Bir mağdurun çantasından çıkan Filistin Kefiyesi sebebiyle İsrail askerlerinin "çılgına döndüğü" ve sivil gönüllüleri darp ederek özel eşyalarını çöpe attıkları bilgisi, saldırının sadece fiziksel değil, sembolik bir nefrete dayandığını da kanıtladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırladığı bu iddianame, İsrail'in sadece Filistin topraklarında değil, uluslararası sularda da hiçbir hukuku tanımadığının resmi belgesi niteliğinde. Yardım gönüllüleri, yaşadıkları tüm fiziksel ve psikolojik şiddete rağmen şikayetlerinden vazgeçmeyerek; "Çocuklar açken, her gün onlarca insan ölürken bu duruma kayıtsız kalamazdık" diyerek insanlığın onurunu savundu.