Ramazan ayı boyunca her hafta bir sûfînin hayata dair dört öğüdünü paylaşıyoruz. Bu hafta yolumuzu, tasavvuf tarihinin en sarsıcı ve en dönüştürücü isimlerinden biri aydınlatıyor: Şems-i Tebrizî.
Şems-i Tebrizî, 13. yüzyılda yaşamış sıra dışı bir derviştir. Ama onu farklı yapan sadece ilmi değildir; insanın kalbine dokunan, hatta bazen kalbini sarsan tavrıdır. Şems-i kitabi bilgi anlatan bir hoca değildir; insanın içindeki uyuyan hakikati uyandıran bir gönül yolcusudur. Onun sözleri bazen insana huzur vermez, çünkü insanın alıştığı düşünce kalıplarını kırar. İşte tam da bu yüzden Mevlânâ ile karşılaşması bir sohbet olarak değil, bir uyanış hikayesi olarak anlatılır. Çünkü Şems'in amacı insanların zihnine yeni bilgiler eklemek değil, onların kalplerinde zaten var olan hakikati hatırlatmaktır.
İnsan sadece bilgiyle değişmez. Bazen tek bir soru, tek bir farkındalık, insanın bütün hayatına yeni bir kapı açabilir. Zihnin eski kalıpları sarsılmadan yeni bir bakış açısı doğmaz. Şems-i Tebrizî'nin sözleri de tam olarak böyle bir çağrıdır: İnsan kendine dönsün, uyansın ve içindeki hakikati yeniden keşfetsin. İşte bu yüzden onun sözleri yüzyıllar geçse de hâlâ kalplere dokunmaya devam ediyor. Şimdi gelin, Şems-i Tebrizî'nin modern insana söyleyebileceği dört güçlü öğüde birlikte bakalım.
1- NEREDEN BİLEBİLİRSİN HAYATIN ALTININ ÜSTÜNDEN DAHA İYİ OLMAYACAĞINI?
İnsan çoğu zaman değişimden korkar. Bir şey bittiğinde, alıştığı düzen sarsıldığında ya da hayat planladığı gibi akmadığında iç dünyasında bir huzursuzluk belirir. Çünkü zihin tanıdık olana tutunmayı sever; bildiği yolu güvenli sanır. Oysa hayatın büyük dönüşümleri çoğu zaman ilk bakışta bir kayıp gibi görünür. Şems-i Tebrizî'nin işaret ettiği yer tam da burasıdır: Bazen altüst olduğunu sandığın hayat, aslında yeniden kuruluyordur.
İnsan geriye dönüp baktığında bunu daha iyi görür. Bir zamanlar büyük bir kırılma gibi görünen bir olay, yıllar sonra başka bir kapının başlangıcı olarak belirir. Hayat bazen dağıtır, çünkü yeniden toplamak ister. Bazen bir şey senden alınır, çünkü başka bir şeyin yolu açılacaktır. Bu yüzden her sarsıntıyı felaket sanma. Çünkü bazen hayatın altı gerçekten üstünden daha hayırlı olabilir.
İNANDIĞIN YOLA KALBİNİ KOY
Tasavvufun ve modern psikolojinin buluştuğu nokta tam da burasıdır. İnsan dış dünyayı tamamen değiştiremese de iç dünyasını dönüştürebilir. Ve çoğu zaman gerçek değişim de tam orada başlar. Şems-i Tebrizî'nin sözleri insanı sadece teselli etmek için söylenmiş sözler değildir; insanı uyandırmak için söylenmiştir. Çünkü bazen insanın gerçekten değişebilmesi için önce biraz sarsılması gerekir. İnsan çoğu zaman rahat olduğu yerde kalır, ama sarsıldığı yerde düşünmeye başlar. Hayat altüst olduğunda hemen korkma. Dünyayı değiştirmeye çalışmadan önce gönlünü değiştirmeyi dene. İnandığın bir yola kalbini koy.
2- SENİN GÖNLÜN DEĞİŞİRSE DÜNYA DEĞİŞİR
İnsanlar dünyayı değiştirmek ister ama çoğu zaman kendi bakış açısını değiştirmeyi düşünmez. Oysa yaşadığımız birçok duygunun kaynağı dış dünya değil, iç dünyamızdır. Şems-i Tebrizî bu sözle çok güçlü bir hakikati hatırlatır: Dünya, insanın kalbinin aynasıdır. Psikolojide buna algı filtresi denir. İnsan dünyayı olduğu gibi değil, kendi zihinsel kalıplarıyla görür. İçinde korku varsa dünyada tehdit görür.
İçinde sevgi varsa insanlarda iyilik görür. Bu yüzden değişim dışarıdan değil içeriden başlar. Kalp yumuşadığında insanlara bakış değişir. Öfke azaldığında ilişkiler düzelir. Şükür arttığında hayat daha anlamlı görünür. Şems'in öğüdü çok nettir: Dünyayı değiştirmek istiyorsan önce gönlünü değiştir. Çünkü insanın iç dünyası değiştiğinde, aynı hayat bambaşka görünmeye başlar.
3- DAĞI BİLE TAŞIR İNSAN, AŞIK OLUP İNANINCA
İnsan düşündüğünden çok daha güçlüdür. Ama çoğu zaman kendi potansiyelini kullanamaz. Çünkü korku, şüphe ve özgüven eksikliği insanın iç enerjisini kilitler. Şems-i Tebrizî burada "aşk" kelimesini sadece romantik bir duygu olarak kullanmaz. Tasavvufta aşk, insanın bir hedefe bütün kalbiyle bağlanmasıdır.
Bir amaca inanmak, bir yola gönül vermek demektir. Modern psikoloji de motivasyonun en güçlü kaynağının anlam duygusu olduğunu söyler. İnsan yaptığı işte bir anlam bulduğunda dayanıklılığı artar. Zorluklara daha uzun süre dayanabilir. Bir insan gerçekten inanırsa, düşündüğünden çok daha fazlasını başarabilir. Çünkü inanç, insanın iç enerjisini harekete geçirir. Şüphe ise onu durdurur.
Şems'in mesajı şudur: Kalbin bir hedefe gerçekten bağlandığında, imkânsız sandığın şeyler bile mümkün görünmeye başlar.
4- NE HAYATIN HÂKİMİSİN NE DE HAYAT KARŞISINDA ÇARESİZSİN
Bazen her şeyi kontrol edebileceğimizi düşünürüz, bazen de hiçbir şeyin elinde olmadığını. Oysa gerçek hayat bu iki uç arasında bir dengedir. Şems-i Tebrizî bu sözle insanı iki hatadan da kurtarmak ister. Birincisi her şeyi kontrol etmeye çalışmaktır. İkincisi ise tamamen çaresiz olduğunu düşünmektir. Psikolojide buna kontrol alanı denir. İnsan bazı şeyleri değiştirebilir, bazılarını ise değiştiremez.
Bilgelik bu ikisini ayırt edebilmektir. İnsan kendi niyetini seçebilir. Çabasını ortaya koyabilir. Tavrını değiştirebilir. Ama hayatın tüm sonuçlarını kontrol edemez. Bu yüzden insan ne tamamen güçlüdür ne de tamamen güçsüzdür. İnsan yolcudur. Yürür, çabalar, öğrenir ve büyür. Şems'in öğüdü tam da bu dengeyi hatırlatır: Hayatı kontrol etmeye çalışma ama hayat karşısında da kendini bırakma.
UNUTMA
İnsan ne tamamen güçsüzdür ne de her şeyin hâkimidir. Tasavvufun yüzyıllardır söylediği şey ile modern psikolojinin bugün anlattığı şey aslında aynı noktada buluşur: İnsan dış dünyayı her zaman kontrol edemez ama iç dünyasını dönüştürebilir. Ve çoğu zaman gerçek değişim de tam olarak orada, insanın kendi kalbinde başlar.