Çoğu kedisever, tüylü dostunu okşamanın aradaki bağı güçlendirmenin en garanti yolu olduğunu düşünür. Ancak BBC tarafından yayınlanan ve uzman görüşlerinin yer aldığı haberler, bu ezberleri tamamen bozdu. Bilim insanlarına göre, kedilerin büyük bir kısmı aslında bizim onları sevme şeklimizden nefret ediyor, sadece mamalar ve ödüller hatırına bu duruma "katlanıyor". Böylece bir kedinin dilinden anlamak, onunla gerçek bir bağ kurmak için gerekli yöntemler ön plana çıktı.
Uzmanlar tarafından araştırılan ve kedilerle iletişimin oluşmasını sağlayan altın kurallar şunlardır:
Elinizi nazikçe uzatın, size yaklaşmasına izin verin. Eğer sürtünmüyorsa onu zorla sevmeyin. Sevmeye başladıktan sonra her 3-5 saniyede bir durup "onay" alın; devam etmenizi istiyorsa zaten elinize tekrar sürtünecektir.
Eğer kuyruğunu hızlıca sallıyor veya yere yakın tutuyorsa, kulaklarını geriye doğru yatırmışsa, kafasını aniden elinize çeviriyorsa, burnunu yalıyor veya tüyleri ürperiyorsa bu durum negatif bir uyarıdır ve sevilmekten sıkıldığını gösterir. (Dik dik duran bir kuyruk ise pozitif uyarılmadır).
Dostlarımız en çok çene altı, yanaklar ve kulak diplerinden sevilmeyi tercih eder. Çünkü buralarda kendi kokularını yaymalarını sağlayan salgı bezleri bulunur. Kuyruk sokumu ve göbek bölgesinden ise kesinlikle uzak durun; buradaki organlar savunmasız olduğu için dokunulmayı bir tehdit olarak algılarlar.
BBC tarafından yayınlanan ve uzman görüşlerinin yer aldığı haberler, kedilerin gizemli dünyasına dair şu şaşırtıcı verileri sunuyor:
Bir kediyle bağ kurmanın ve dost olmanın en etkili yolu, gözlerinizi tıpkı rahat bir gülümsemedeki gibi kısarak ona yavaşça göz kırpmaktır. Bilim insanları bunun bir "kedi gülümsemesi" olduğunu ve kedilerin de buna aynı şekilde karşılık vererek insanlara daha kolay yaklaştığını kanıtladı.
Kedilerin tamamen bağımsız canlılar olduğu efsanesi gerçeği yansıtmıyor. Araştırmaya katılan kedilerin %13.5'inde, sahiplerinden ayrı kaldıklarında yıkıcı davranışlar, aşırı miyavlama, çevreye zarar verme, depresyon ve tuvalet kabı dışına idrar yapma gibi ciddi ayrılık kaygısı belirtileri gözlemlendi.
Kediler insanları sadece birer "konserve açacağı" olarak görmüyor. Yapanan kimyasal ve biyolojik analizler, kedilerin sahipleri tarafından okşandıklarında beyinlerinde tıpkı insanların sevdikleriyle birlikteyken salgıladığı "aşk ve bağlılık" hormonlarının salgılandığını ortaya koydu.
Kedilerin gelişmiş duyuları, yaklaşan bir fırtınayı bizden saatler önce hissetmelerini sağlar. İç kulakları sayesinde atmosferik basınç düşüşlerini anında algılarlar. Ayrıca uzaktaki gök gürültüsünü duyabilir, yaklaşan yağmurun ve yıldırımların havada yarattığı ozon gazının o metalik kokusunu erkenden alabilirler.
Kediler yalnız canlılar oldukları için kendilerini güvende hissettirecek dar alan sığınaklarını (kutuları) severler. Ancak bir diğer neden de sıcaklıktır. Kediler, insanlara kıyasla yaklaşık 14°C daha sıcak ortamları konforlu bulur; evdeki soğuk zeminden kaçmak için buldukları ilk boş ayakkabı kutusuna kıvrılırlar.
Ev kedileri, sahipleri tarafından düzenli beslenseler bile doğal ortamdaki vahşi yırtıcılara kıyasla bulundukları bölgede 2 ila 10 kat daha fazla küçük memeli ve kuş avlıyor. Bu yoğun avlanma trafiği genellikle kedinin evinin etrafındaki 100 metrelik bir yarıçapta (komşu bahçelerde) gerçekleşiyor.
Kediler biyolojik olarak zorunlu etçildir. Vücutlarının kendi kendine üretemediği ve eksikliğinde körlük ile kalp yetmezliğine yol açan "taurin" amino asidini sadece gerçek etten alabilirler. Sentetik taurin içeren vegan mamaların emilim oranları her kedide farklı olduğundan, vegan bir diyet kedi sağlığı için ölümcül riskler taşır.
Kedilerin sadece yüzlerinde değil; gözlerinin üzerinde, çenelerinde ve ön patilerinin arkasında da özel bıyıklar (vibrissae) bulunur. Derin sinir köklerine bağlı bu kalın kıllar; hava akımını, mesafeyi, yönü ve hatta avın dokusunu karanlıkta bile milimetrik olarak ölçen birer biyolojik navigasyon sistemidir.