Arjantin'den yola çıkan lüks yolcu gemisinde peş peşe yaşanan ölümler tüm dünyada şok etkisi yarattı. Üç kişinin hayatını kaybetmesi ve sekiz kişinin enfekte olmasıyla sonuçlanan korkunç olayın altından 'Hantavirüs' çıkması, akıllara koronavirüs günlerini getirdi. Peki, yüzde 50 gibi korkutucu bir ölüm oranına sahip bu virüs yeni bir küresel salgına dönüşebilir mi? Sabah.com.tr için özel açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Ali Vefa Öztürk, dünyayı tedirgin eden Hantavirüs tehlikesinin perde arkasını, Türkiye için riskleri ve alınması gereken hayati önlemleri tüm detaylarıyla anlattı.
1 Nisan'da Arjantin'den yola çıkan Hollanda bayraklı MV Hondius isimli yolcu gemisi, 26 farklı ülkeden 147 yolcusuyla Atlas Okyanusu'nda ilerlerken kabusu yaşadı.
Gemide aniden ortaya çıkan şiddetli solunum yolu rahatsızlıkları ve iç kanamalar sonucunda üç kişi hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan incelemeler sonucunda, vakaların kemirgenlerden bulaşan Hantavirüs kaynaklı olduğu doğrulandı.
6 Mayıs itibarıyla gemideki vaka sayısının sekize yükselmesi, gözleri uluslararası sağlık otoritelerine çevirdi. DSÖ, yayılımı önlemek ve yolcuların güvenliğini sağlamak için ülkelerle koordinasyon halinde çalışmaya devam ettiğini açıklarken, asıl büyük soru işaretleri hafızalardaki yerini koruyan "pandemi" kelimesi etrafında şekillenmeye başladı.
KORONAVİRÜS GİBİ DÜNYAYI EVE KAPATIR MI?
Gemi gibi izole ve lüks bir ortamda yaşanan bu trajedinin ardından en çok merak edilen konu, Hantavirüs'ün yeni bir küresel salgına dönüşüp dönüşmeyeceği oldu. Konuyla ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Ali Vefa Öztürk, bilimsel gerçekleri şu sözlerle özetledi:
"Hantavirüs'ün koronavirüs kadar hızlı yayılması ve tüm dünyayı eve kapatacak bir pandemiye dönüşmesi şu anki verilerle pek mümkün görünmüyor. Bunun en temel nedeni, virüsün insandan insana geçişinin çok sınırlı olmasıdır. Bulaşmanın ana kaynağı farelerdir. Tıpkı Orta Çağ'da veba salgınlarında olduğu gibi, eğer şehirlerde ve toplu yaşam alanlarında fare popülasyonu kontrol edilmezse yerel salgınlar görülebilir. Ancak günümüzde yabani hayvan kontrolleri düzgün yapıldığı sürece büyük bir pandemi olasılığı oldukça düşüktür."
YÜZDE 50 ÖLÜM ORANI! AKCİĞERLERİ VURAN "AMERİKA VARYANTI"
Hantavirüs'ün dünyada görülen farklı türleri bulunuyor. Avrupa ve Asya'da genellikle böbrek yetmezliği ile seyreden türleri yaygınken, MV Hondius gemisinde can alan virüsün Amerika kaynaklı akciğer tutulumu yapan varyant olduğu belirlendi.
Solunum yolunu hedef alan bu varyantın neden bu kadar hızlı ölüme yol açtığına değinen Dr. Öztürk, solunum yolu enfeksiyonlarının tehlikesine dikkat çekti: "Solunum yolunu tutan hastalıklar, akciğerlerde hızlı bir tahribata, sıvı birikmesine ve şoka yol açar. Hastalığın bu evresinde hava yoluyla veya damlacık yoluyla bulaşma dinamiği, virüsün fizyolojik olarak bedeni çok hızlı ele geçirmesine neden olur. Bu yüzden solunum yolu enfeksiyonlarına anında müdahale edilmesi hayati önem taşır."
LÜKS GEMİLERDE VE OTELLERDE HANTAVİRÜS NASIL YAYILDI?
İnsandan insana bulaşma riskinin çok düşük olmasına rağmen aynı gemide sekiz kişinin birden enfekte olması, akıllara "Virüs mutasyona mı uğradı?" sorusunu getirdi. Dr. Ali Vefa Öztürk, bu durumu çevre kirliliği ve ihmaller zinciriyle açıklıyor:
"İnsandan insana geçiş nadirdir. Gemideki vakaların ortak bir kaynaktan, yani ortamdaki farelerin kurumuş dışkı veya salyalarından çıkan virüslerin havaya ve toza karışmasıyla enfekte olduğu görülüyor. Asıl sorun, bu tarz lüks gemi, otel veya bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında kemirgen kontrolünün eksik yapılmasıdır. Ayrıca riskli alanlarda çalışan personelin koruyucu ekipman (maske, eldiven) kullanmaması da salgının patlak vermesindeki en büyük etkendir. Yine de virüsün insandan insana geçiş yönünde evrimleşme ihtimali her zaman izlenmesi gereken bir risktir."
İLACI VE AŞISI YOK: TEDAVİ SADECE DESTEKLEYİCİ
Hastalığa yakalananlarda ölüm oranının yüzde 50'lere kadar çıkmasının arkasındaki en büyük nedenlerden biri de spesifik bir tedavisinin olmaması. Dr. Öztürk, güncel tedavi protokolünü şu şekilde aktardı:
"Virüslerin birçoğunda olduğu gibi Hantavirüs'e karşı da doğrudan etki eden spesifik bir antiviral ilaç veya antibiyotik yok. Ne yazık ki bir aşısı da bulunmuyor. Tedavi, tamamen hastanın solunum yetmezliğini gidermeye yönelik yoğun bakım destek ünitelerinde yapılıyor. Tıpkı Covid-19'un ağır vakalarında olduğu gibi, asıl iş bağışıklık sistemine düşüyor. Bağışıklık sisteminin virüsü yenmesi beklenirken uygulanan destekleyici tedavilerin yetersiz kalabildiği durumlarda, ölüm oranları yüksek seyrediyor."
TÜRKİYE HANTAVİRÜS RİSK ALTINDA MI? GEÇMİŞTEKİ KORKUTAN VAKALAR
Bu küresel endişe dalgası, "Hantavirüs Türkiye'de var mı?" sorusunu da beraberinde getirdi. Türkiye, Hantavirüs ile ilk kez 1997 yılında İzmir'de böbrek yetmezliği şikayetiyle hastaneye başvuran vakalarda tanışmıştı. Ardından 2009 yılında görülen sekiz vakadan biri hayatını kaybetmiş ve hastalık ülkemizde de ciddi bir paniğe neden olmuştu.
Uzmanlar, Türkiye'nin geniş tarım arazilerine ve zengin bir yaban hayatına sahip olması nedeniyle riskin her zaman var olduğunu belirtiyor. Özellikle kemirgen popülasyonunun arttığı mevsim geçişlerinde tarım işçilerinin ve kırsal bölge sakinlerinin dikkatli olması gerekiyor. Hastalığın kuluçka süresinin 3 haftadan 9 haftaya kadar uzayabilmesi, virüsün fark edilmeden seyahat eden kişiler aracılığıyla sınırlar ötesine taşınma ihtimalini de güçlendiriyor.
UZMANINDAN HAYAT KURTARAN ÖNLEMLER: TOZU SOLUMAYIN!
Virüsün temel bulaşma yolunun kemirgen atıklarının kuruyup havaya karışması olduğunu vurgulayan Dr. Öztürk, özellikle tarım arazilerinde, depolarda ve kapalı alanlarda çalışanlar için şu altın uyarıları yaptı:
Seyahatlerin artması virüs taşıma riskini artırıyor, risk grubundaki kişilere seyahat öncesi kontroller yapılabilir. Ancak asıl odaklanılması gereken, uluslararası taşımacılık yapan gemilerde ve konaklama tesislerinde çok sıkı bir 'kemirgen (vektör) kontrol' mekanizmasının kurulmasıdır" ifadelerini kullandı.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE DOĞANIN İNTİKAMI: YENİ SALGINLARA HAZIR MIYIZ?
Röportajın en çarpıcı kısımlarından biri de Dr. Öztürk'ün gelecekle ilgili projeksiyonları oldu. İklim değişikliği ve hızla artan betonlaşma, yeni salgınların habercisi olabilir mi?
"Kesinlikle evet," diyor Dr. Öztürk. "İnsanların, hayvanların doğal yaşam alanlarını işgal etmesi ve ekolojik dengenin bozulması, zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıkların sayısında ciddi bir artışa neden oluyor."
"Biz ormanları ve doğal habitatları yok edip yaban hayatının içine girdikçe, o canlılardaki virüslerle daha sık karşılaşıyoruz. Hem insan sağlığını korumak hem de bu gezegendeki ortak yaşamı sürdürebilmek için yaban hayatı ile aramızdaki sınırı korumalı ve onların alanlarına saygı duymalıyız. Aksi takdirde, önümüzdeki yıllarda bu tür haberleri çok daha sık okuyacağız."