Aşkın kör olduğu sık sık söylenir. Oysa bilim bu romantik cümleyi biraz düzeltmemiz gerektiğini söylüyor. 2025 yılında Marta Kowal ve Adam Bode tarafından yürütülen ve bir araştırma "İnsanlar aşıkken partnerlerinin kusurlarını görmezden mi gelir, yoksa gerçekten görmez mi?" sorusuna yanıt verdi.
Araştırmada 844 kişiyle çalışıldı. Katılımcıların bir kısmından partnerlerinin kusurlarını detaylı şekilde yazmaları istendi. Diğer grup ise hiçbir ek görev yapmadan sürece devam etti. Ardından her iki grubun da ilişkilerindeki yakınlık, tutku ve bağlılık düzeyleri ölçüldü.
Sonuç çarpıcıydı. Partnerinin kusurlarını aktif olarak düşünen ve yazan kişilerde bile, aşkın temel bileşenleri olan yakınlık, tutku ve bağlılıkta anlamlı bir düşüş görülmedi. Yani mesele "Görmüyorum" değildi. Mesele şuydu: "Görüyorum ama bu sevgimi azaltmıyor!"
KUSUR ÖRTMEK İLE KENDİNİ KANDIRMAK
Bu noktada artık şu cümleyi kurabiliriz: Sevdikçe kusurları örtüyoruz. Ama bu körlükten değil, bilinçli ya da yarı bilinçli bir seçimden doğuyor. Sevgi, sevdiğimiz kişinin mükemmel olmadığını bilmemize rağmen onunla ilişkimizi sürdürmemizi sağlayan bir bağlılık mekanizmasıdır.
Çünkü insan zihni, sevdiği kişiyi korumak için algısını bükebilir. Buna psikolojide "pozitif yanlılık" denir. Sevdiğimiz kişiye karşı daha toleranslı oluruz, hatalarını daha yumuşak yorumlarız, hatta bazen bilinçli olarak büyütmeyiz. Ama burada ince bir çizgi var. Kusur örtmek ile kendini kandırmak aynı şey değildir. Bir insanın dağınık olması, geç kalması, bazen düşüncesiz davranması ilişki içinde tolere edilebilecek şeylerdir.
Hatta çoğu zaman sevgi, tam da bu kusurlarla birlikte var olur. Çünkü kusursuz bir insanla değil, gerçek bir insanla ilişki kurarız. Fakat güven kırıldığında, saygı zedelendiğinde, sınırlar ihlal edildiğinde artık mesele "kusur" olmaktan çıkar. Orada sevginin koruyucu mekanizması devre dışı kalır. Araştırmanın en net söylediği şey şu: Sevgi küçük hataları absorbe eder, ama büyük ihlallerde darbe alır ve her darbe sevgiye zarar verir.
SINIRI OLMAYAN SEVGİ KENDİNİ TÜKETİR
Ve belki de asıl mesele şudur: Sevgi, karşımızdakini olduğu gibi kabul etmek değildir sadece. Sevgi, neyi kabul edip neyi etmeyeceğimizi bilme bilincidir. Çünkü sınırı olmayan sevgi, zamanla kendini tüketir. Her şeyi tolere eden bir yapı, bir süre sonra kendi değerini inkâr etmeye başlar.
O noktada sevgi, şefkat olmaktan çıkar; alışkanlığa, hatta bazen bağımlılığa dönüşür. Mevlana'nın sözü burada yeniden anlam kazanır. Kusur örtmek bir marifettir ama bu marifet, kendini yok saymak değildir. Kusuru örtmek, küçük hatalarda ilişkiyi koruyabilme becerisidir; büyük ihlallerde ise kendini koruyabilme cesareti gerektirir.
Yani marifet sadece affetmekte değil, nerede duracağını bilmektedir. Çünkü gerçek sevgi ne kördür ne de tamamen uyanık. Gerçek sevgi seçicidir. Neyi büyüteceğini, neyi küçülteceğini bilir. Neyi görmezden geleceğini, neyi asla kabul etmeyeceğini de. Ve belki de en olgun haliyle sevgi, sadece karşımızdakini değil, kendimizi de koruyabildiğimiz noktada başlar.
BİRİKEREK İLERLER
Bu "darbe" tek seferlik bir kırılma olmak zorunda değildir; çoğu zaman birikerek ilerler. İlkinde tolere edilen, ikincide içe atılan, üçüncüsünde artık anlam değiştiren bir süreçtir bu.
Bir süre sonra mesele yapılan davranıştan çok, o davranışa yüklenen anlam olur: "Beni önemsemiyor", "Beni korumuyor." İşte sevginin zayıflaması tam burada başlar. Bu yüzden aşkı anlamak istiyorsak şu soruyu sormalıyız:
Ben neyi kusur olarak görüyorum, neyi sınır ihlali olarak? Çünkü ilişkiyi belirleyen şey olayın kendisi değil, o olaya verdiğimiz anlamdır. Aynı davranış bir kişi için "insani bir hata" iken, başka biri için "saygısızlık" olabilir.
Kimi insan "Bana bağırdı"yı büyütmez, kimi için tek bir aşağılayıcı söz bile geri dönülmez bir çizgidir. Bu farklılıklar tesadüf değildir; kişinin çocukluk deneyimleri, bağlanma tarzı, önceki ilişkilerde aldığı yaralar ve kendine verdiği değer bu sınırları şekillendirir.
İşte burada kritik bir ayrım ortaya çıkar: Kusur ile ihlal arasındaki çizgi. Kusur, insan olmanın doğal sonucudur; unutmak, geç kalmak, zaman zaman kırıcı olmak. Bunlar düzeltilebilir, telafi edilebilir. İhlal ise ilişkinin temelini hedef alır; güveni, saygıyı ve güvenliği zedeler. Aldatma, sistematik yalan, fiziksel ya da psikolojik şiddet gibi durumlar artık "kusur" kategorisinde değildir. Orada sevgi savunmaya geçer ve çoğu zaman geri çekilir.