Günümüz insanı, kalabalıklar içinde hiç olmadığı kadar yalnız ve "öteki"ne yabancı. Kariyer hırsı ve sosyal medya beğenileri arasında değerini dışarıda arayan modern birey, aslında asırlık bir hakikati unutmuş durumda: İnsan kâinatın mültecisi değil, en sevgili misafiridir. İbn Arabî ve Yunus Emre'nin "Vahdet-i Vücud" felsefesiyle hayat bulan o kadim bilgeliği, bugünün stresine, kutuplaşmasına ve yalnızlığına en saf merhemi sürüyor. İşte aynadaki yansımamızı yeniden keşfedeceğimiz, bizi "ayrılıktan" kurtarıp bütüne bağlayacak o derin yolculuğun püf noktaları…
İnsan, kâinatın içinde bir mülteci değil, ev sahibinin en sevgili misafiridir...
Tamam da bugün insan neden bu denli yalnız ve ötekine neden bu kadar yabancı?
Hatta kendi dininden olanlara bile...
İbn Arabî ve Yunus Emre bu yaraya merhem sürmüşlerdir: "Yabancı, dışarlıklı diye bir şey yoktur..." Modern dünya bizi birbirimizle ölümüne rakip, tabiata hınçlı bir efendi olarak konumlandırdı. Bilakis Vahdeti Vücud der ki:
"Baktığın her yüz, karşılaştığın her ağaç, duyduğun her ses o Gizli Hazine'nin bir parıltısıdır."
Modern insan, değerini hep dışarıda, sos-medya beğenilerinde, kariyerde, konformizmde arıyor. Bu da bitmez tükenmez bir yetersizlik hissi ve yalnızlık doğuruyor.
Başkasına zarar vermek, aslında aynı kaynaktan gelen bir yansımayı incitmektir. Bu bilinç; öfke ve nefret yerine şefkat ve rahmet odaklı bir sosyal hayat inşa eder.
İbn Arabî'ye göre kâinat "Büyük İnsan", insan ise küçük Kainattır. Modern insanın yalnızlığı, kendisini bu büyük bütünden kopuk, bağımsız ve anlamsız bir parça sanmasından kaynaklanır. Vahdeti Vücud ise bizi o bütüne tekrar bağlar. Bizi "yalnız bir birey" olmaktan çıkarıp "bütünün anlamlı bir parçası" hâline getirir.
İbn Arabî'nin şu şiiri bunu özetler: "Kalbim ceylanlar için bir pınar, keşişler için manastır, putlar için tapınak ve müminler için Kâbe'dir. Ben aşk dinine yöneldim, benim dinim de imanım da odur."
***
Yaşayıp durduğumuz strese gelirsek... Stres "olması gereken" ile "olan" arasındaki çatışmadan doğar.
Vahdeti Vücud'a göre her an, Allah'ın bir isminin tecellisidir. Trafikte sıkıştığınızda ya da bir aksilik çıktığında... "Bu ânın içinde hangi isim gizli?" diye bakmak bakış açımızı değiştirir. Belki o an sabır (es-Sabur) ismini kuşanma vaktidir. Belki de o aksi giden şey bizi... bilmediğiniz bir tehlikeden koruyan lehte bir eldir...
İbn Arabî'nin bakış açısıyla, can sıkıcı olaylara "geçici birer gölge oyunu" gözüyle bakmaya çalışmak, ruhun o olaylar tarafından yutulmasını engeller. İbn Arabî'nin varlık anlayışı bize bu konuda sakin ve dengede kalmanın düşünsel altyapısını sunar.
***
Bu derin felsefeyi fildişi kulelerden indirip bugünün sosyal medya kavgalarına ve "iyi biz-kötü onlar" kutuplaşmasına uygularsak: Modern Bencillik denen şey ortaya çıkar. Modernizm insanları siyasi, dinî, mezhebî veya kültürel olarak Çin Setleriyle mahallelere ayırmasıdır. Vahdet-i Vücud işte bu setleri kökten yıkar...
Eğer her insan Allah'ın bir ismiyle (tecellisiyle) dünyadaysa, "öteki" dediğimiz kişi de aslında Hakikatin bir başka rengidir. İbn Arabî'ye göre her varlık, Allah'ın bir yönünü temsil eder. Sizin gibi düşünmeyen kişi, sizin aynanızda olmayan bir ismi yansıtıyor olabilir.
Seri katil gibi (ABD-İsrail) şer odaklı bir varlıkta, Allah'ın "Celâl" (sertlik, şiddet) sıfatları tecelli eder. Ancak bu tecelli, o ismin insanın karanlık yanında zuhur ettiğini gösterir.
Seri katil, fıtratındaki bozulma nedeniyle ilahi isimleri "zulüm" şeklinde yansıtıp zâlimliğe dönüştüren parçalanmış, kirli ve odağını kaybetmiş bir aynadır. Işığın kaynağı tektir ama ulaştığı yerin (aynanın) karanlığı, o ışığı kahredici bir yangına dönüştürmüştür.
Yalnız burada çok kritik bir ayrım vardır:
Seri katil de bir varlıktır ve varlığını Allah'a borçludur.
Fakat Hakk'ın şeriatı bakımından, yaptığı eylem mutlak bir kötülüktür ve cezalandırılmalıdır. Vahdeti Vücud, "Her şey O'ndandır" derken suçluyu suçsuz ilan etmez. Aksine, Adl (Adalet) isminin gereği olarak nereden gelirse gelsin zulmün karşılığının verilmesini ister. Zulüm, insana verilen hayat enerjisini (vücudunu) insanlık dışı bir eylemde, bir yıkımda kullanmaktır.