Bir çocuğu büyütmenin doğru bir yolu var mı? Bu soruyu yıllardır her kadın kendine sorar, uzmanlar cevap arar. Ama belki de ilk kez bu kadar yüksek sesle tartışılıyor. Çünkü artık annelik sadece bir içgüdü meselesi olarak görülmüyor. Aksine, öğrendiğimiz, gördüğümüz, hatta bazen fark etmeden taşıdığımız bir rol olduğu kabul ediliyor.
Düşünsenize... Bir anne çocuğunu sıkı disiplinle büyütüyorsa 'baskıcı' deniyor. Ama aynı davranış başka bir kültürde 'sorumluluk kazandırmak' olarak görülüyor. Bir anne çocuğunun peşinden ayrılmıyorsa 'fazla korumacı' eleştirisi alıyor. Ama başka bir yerde bu, sevginin en doğal hali.
TEK BİR DOĞRU YOK
Peki hangisi doğru? Son yıllarda özellikle medyada bu soruya verilen cevap değişti: "Hiçbiri tek başına doğru değil."
Örneğin, Battle Hymn of the Tiger Mother ile hayatımıza giren o 'sert, disiplinli anne' modeli uzun süre eleştirildi. Çocuğunu zorlayan, başarıya iten, duyguları geri planda bırakan bir profil olarak anlatıldı.
Yani mesele artık şu: Bir anne neden böyle davranıyor? Çünkü annelik, sandığımız kadar düz ve engebesiz bir alan değil. İçinde geçmiş var. Kendi çocukluğumuz var. Eksiklerimiz, korkularımız, öğrendiklerimiz var. Bu yüzden bugün birçok anne aynı cümleyi kuruyor: "Ben annem gibi olmayacağım."
VİTRİN SADECE DEKORDUR
İşin ilginç tarafı şu... O cümleyi kurarken bile aslında annemizden öğrendiklerimizle hareket ediyoruz.
Daha anlayışlı olmaya çalışıyoruz, evet.
Daha çok dinliyoruz, daha az bağırıyoruz. Ama bu kez de başka bir şeyle sınanıyoruz: Sınır koymak.
Çünkü geçmişin sertliği ile bugünün aşırı yumuşaklığı arasında sıkışıp kalmış bir nesiliz biz.