Dünyada motor sporlarında elektrikli araçlara dönüşüm devam ederken bir Türk sporcu da dönüşümün kalbindeki yarışlarda ülkemizi temsil edecek. Geçen sezon İtalya Ulusal Asfalt Ralli Şampiyonası'nda kadın pilotlar şampiyonu ilk Türk kadın pilot Nazan Zorlu, şimdi Fransa'da elektrikli otomobil rallilerine hazırlanıyor. Zorlu, 26-28 Mart'ta The Alpine A290 Rally Trophy'de yarışan ilk Türk sporcu olacak.
- Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
- Finans sektöründe profesyonel kariyerim devam ediyor ama kalbim uzun yıllardır otomobil sporlarında atıyor. Avrupa'da yarışan bir ralli pilotuyum. Aynı zamanda profesyonel mutfak eğitimi almış bir gastronomi aşığıyım. Hayatım aslında tek bir çizgide değil, farklı alanları bir araya getiren bir yolculuk. Ama hepsinin ortak noktası, tutkuyla yaptığım işler. Ralli de benim için sadece bir spor değil, kendimi sürekli yeniden tanımladığım, zorladığım bir alan.
- Motor sporlarındaki kariyerinizde tırmanma yarışlarından başlayıp bugün yeni nesil elektrikli yarışlara uzanan bu süreci anlatır mısınız?
- Hikayem çok geç yaşta ve küçük adımlarla başladı. Tırmanma yarışlarıyla, yani en temel seviyeden. Hiçbir zaman orada kalmayı düşünmedim. Hep bir sonraki adımı hedefledim. Çünkü bu sporun doğasında gelişmek var. Benim de çok uzun zamanım yok. Bu nedenlerle önce Türkiye Ralli Şampiyonası, sonra İtalya Ralli Şampiyonası, sonra Avrupa Ralli Şampiyonası'nda sınırlarımı zorladım. Bu sezon ise elektrikli ralli otomobiliyle Fransa Ralli Şampiyonası'nda özel bir marka kupasında yarışacağım. Bu benim için sadece yeni bir kategori değil. Motor sporlarının geleceğine doğru atılmış bir adım. Ben burada sadece yeni bir teknoloji denemiyorum. Aynı zamanda gönüllü olarak bir misyon üstleniyorum. Çevre bilinci, dekarbonizasyon ve sürdürülebilir mobilite artık hayatımızın bir parçası. Motor sporlarında Türkiye tarafında bu dönüşüme bir katkı sağlamak, bir öncülük etmek istiyorum. Benim için bu yolculuk sadece yarışmak değil, bir dönüşümün içinde yer almak.
KADIN PİLOTLUKTAN İYİ PİLOT OLMAYA BİR YOLCULUK
- Kadın erkek ayrımının olmadığı motor sporlarında, erkek egemen bir dünyada yıllardır mücadele ediyorsunuz. Yurt dışında yaşadığınız zorluklar oldu mu?
- Aslında erkekler dünyanın her yerinde çok farklı değil. Otomobil sporları da öyle... Yurt dışında da ilk karşılaştığınız şey çoğu zaman aynı bakış oluyor. İnsanlar sizi ilk başta 'pilot' olarak değil, 'kadın pilot' olarak görüyor. Önce etiket geliyor, performans sonra. Bu da şu anlama geliyor: Siz etaba çıktığınızda sadece hızlı olmak için değil, aynı zamanda o etiketi kırmak için de yarışıyorsunuz. Ama otomobil sporlarının çok net bir gerçeği var, kronometre kimseyi kayırmıyor. En hızlı olmak yetmez, yarışta finiş görmek gerekir. Etap bittiğinde, zamanlar geldiğinde o 'kadın pilot' etiketi ortadan kalkıyor. Geriye yaptığınız iş kalıyor. Ben de zamanla kendimi anlatmak yerine, sonuçlarla konuşmayı öğrendim. Hiçbir zaman kadın pilot olarak kabul görmek için yarışmadım. Hep 'iyi bir pilot olmak için yarıştım. Ama şunu da inkar edemem, kadın olarak bu sporda var olmak, sadece hızlı olmayı değil, sürekli kendini ispat etmeyi de gerektiriyor. Ben bunu bir yük olarak değil, beni daha keskin yapan bir şey olarak görüyorum. Çünkü günün sonunda sizi nasıl gördükleri değil, kronometrede ne yazdığı önemli.
- Bir kadın olarak bu sporda idolünüz kim?
- İdolüm Michèle Mouton. Çünkü o sadece başarılı bir pilot değildi, bir dönüm noktasıydı. Erkek egemen bir dünyada sadece var olmadı, kazandı. Benim için ilham verici olan da bu. Ben de kendi yolculuğumda sadece orada olmak değil, gerçekten rekabet etmek istiyorum. Kendimle de yarışmak sınırlarımı zorlamak istiyorum.
ORTAK HAYALLER, DESTEK İÇİN KİLİT NOKTA
- Bir de tabi bu işin maliyeti var. Bunu konuşmadan olmaz. Finans sektöründen gelen bir isim olarak bu maliyetli sporda yıllardır var olmayı nasıl başarıyorsunuz?
- Sporumuzda maliyetler yüksek, bunu saklamaya gerek yok. Bu işe gönül veren destekçilerle doğru iş birliği modelleri kurmak, ortak hayallere sahip olmak, beraber değer yaratmak gerekiyor. Bu işi sadece bir maliyet değil, sürdürülebilir bir değer yaratma işi olarak görüyorum. Markalar da sadece otomobilde bir sticker, tulumda bir logo ve görünürlük değil, karşılıklı değer yaratan birliktelikler istiyor. Bu platformda bir araya gelebilmek çok değerli. Kendi hayatımda da bir çok başka giderden feragat edip kendi kaynaklarımı da çok sevdiğim sporda var olmak için kullanıyorum.
İKİ EFSANENİN ÖNÜNÜ AÇTIĞI GENÇLER UMUT VERİYOR
- Size Zayn Sofuoğlu, İskender Zülfikari, Ayşe Çebi ve Rüzgar Evci gibi yurt dışında yarışarak, Türk bayrağını dalgalandıran gençlerimizi de soracağım...
- Onları izlerken çok heyecanlanıyor ve umutlanıyorum. Bizim başladığımız noktaya göre çok daha bilinçli ve hazırlıklı geliyorlar. Uluslararası arenaya daha erken çıkıyorlar ve bu çok büyük bir avantaj. Bence önümüzdeki yıllarda Türk bayrağını çok daha fazla podyumda göreceğiz. Çünkü onlar Kenan Sofuoğlu ve Toprak Razgatlıoğlu gibi iki efsanenin açtıkları yoldan ilerliyorlar.
ANNE BABALAR UNUTMASIN PİSTLER, SOKAKLARDAN DAHA GÜVENLİ
- Bir anne olarak, yetenekli çocuklarını bu spora yönlendirmekten çekinen anne babalara neler söylemek istersiniz?
- Eğer çocuğunuzun hız ve adrenalin tutkusu varsa, bunu sokakta yaşamasındansa pistte yaşaması çok daha güvenli. Motor sporları kontrollü, denetimli ve profesyonel bir alan. Doğru eğitimle bu spor bir risk değil, aksine karakter geliştiren çok güçlü bir okul. Özellikle ergenlik döneminde yıkıcı dış etkenlerden çocukları korumanın en sağlıklı yolu sevdikleri bir sporun disiplini içinde olmaktan geçiyor.
ÇEVREYİ KORUMAK ADINA KATKIM OLMASI GURUR VERİCİ
- Bir de olayın çevre boyutu var. Otomobiller ciddi bir kirletici... Elektrikli otomobil yarışlarının, çevre bilinci yapacağı katkıyı konuşabilir miyiz?
- Evet, bu benim için sadece teknik bir konu değil, bir duruş. Doğru, otomobiller ve motor sporları karbon üretiyor. Ama şunu da doğru yere koymak lazım: Motor sporlarının dünyadaki toplam karbon ayak izi, diğer büyük sektörlerle kıyaslandığında aslında çok daha düşük. Zaten mesele "Kim daha az kirletiyor" değil. Önemli olan herkes kendi alanında sorumluluk alıyor mu? Ben kendi alanımda bu sorumluluğu almak istiyorum. Elektrikli ralli otomobiliyle yarışmak benim için sadece yeni bir kategoriye geçmek değil... Bu, motor sporlarının geçirdiği dönüşümün içinde aktif bir rol almak istiyorum. Dekarbonizasyon artık bir seçenek değil, bir zorunluluk. Ve ben Türkiye'de bu dönüşümün sadece izleyicisi değil, parçası olmak istiyorum. Belki tek başıma dünyayı değiştirmem. Ama bir şeyi başlatabilirim. Ve bazen bir şeyi başlatmak, en az değiştirmek kadar değerlidir.
2024'TE ÇİFTE BAYRAM YAŞAMIŞTIM
- Ramazan Bayramı kutladığımız günlerdeyiz. Kariyerinizde bir bayram hatıranız var mı?
- Çok özel bir hatıram var, evet. 2024 senesinde İtalya Asfalt Ralli Şampiyonası'nda kadın pilotlar kategorisinde birincilik elde ettik. Sezonun ilk yarışı Rally San Martino, bayram günlerine denk gelmişti. Yurt dışındaki ilk yarışımda bu kupayı kazanmak benim için sadece sportif bir başarı değildi; ülkeme, aileme ve kendime verdiğim büyük bir hediyeydi. Ramazan Bayramı'ydı; kızım yanımdaydı ama annemden, ailemden uzaktaydım. Kupayı aldıktan sonra annemi arayıp ağlayarak haberi verdiğim anı dün gibi hatırlıyorum. O yıl ben gerçekten çifte bayram yaşadım.
REHBERİM ANADOLU'DAN KADINLARIN NUMARALARIYLA DOLU
- Türkiye'de Anadolu'da birçok yerde yarıştınız. Sizden ilham alıp bu spora yönelen kadınlar oldu mu?
- Cevabı kadınlar ve çocuklar olarak genişletmek isterim. Evet, hem de düşündüğünüzden çok daha fazla. Ben İstanbul'da doğdum, okudum, büyüdüm. Tatiller dışında kendi ülkemin görmediğim şehirlerini tırmanma ve ralli yarışlarında tanıma fırsatım oldu. Telefonum Kütahya'dan, Denizli'den Bursa'dan, Eskişehir'den yarışlarda tanıştığım bir sürü kadın arkadaşımın numaraları ile dolu. Sosyal medyada iletişim halinde olduğumuz her yaştan, her kesimden yüzlerce kadın arkadaşım var. Sık sık bu spora nasıl başlayabileceklerini soruyorlar. Elimden geldiği kadar onlara destek olmaya çalışıyorum. Okullarda verilen trafik güvenliği eğitimlerine katılıyorum. Üniversite konuşmaları, paneller, kadınlar komisyonunda gönüllü çalışmalar... Bunların hepsi bu sorumluluğun bir parçası. Çünkü bu sadece benim hikayem değil. Cesaret veren, harekete geçiren, ilham veren bir hikayemiz varsa bunu harekete geçmek için bir ışık arayan diğer kadınlara, çocuklara karşı sorumluluğumuzdur.