Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, kaleme aldığı bu yazıda sağlıklı yaşamın ve uzun ömürlülüğün (longevity) temelinde yatan en kritik mekanizmalara odaklanarak mitokondri ve metabolizma arasındaki ayrılmaz ilişkiyi inceliyor. Müftüoğlu'na göre yaşlanma süreci aslında biyolojik bir enerji verimliliği problemi olup, bu iki sistemin uyumlu çalışması sağlığımızın sürdürülebilirliğini belirliyor. Yazı, modern yaşamın getirdiği enerji krizine karşı hücresel düzeyde nasıl bir savunma hattı oluşturulabileceğine dair önemli ipuçları sunuyor.
Akşam yatıp sabah hasta olmuyoruz.
Akşam yatıp sabah yaşlanmıyoruz.
Arada sessiz, görünmez, mikroskobik bir hikâye var.
O hikâyenin iki başrol oyuncusu: mitokondri ve metabolizma.
Biri enerjiyi üretir.
Diğeri o enerjiyi yönetir.
Biri hücrenin santralidir.
Diğeri tüm şehrin ekonomi bakanlığı.
Ve sağlık dediğimiz şey aslında bu iki sistemin uyumlu dansıdır.
METABOLİZMA: ENERJİNİN AKILCI YÖNETİMİ
Metabolizma sadece "kalori yakmak" değildir.
Metabolizma;
Metabolik esneklik dediğimiz şey;
karbonhidratla da, yağla da, açlıkla da, egzersizle de uyum içinde çalışabilme yeteneğidir.
Bu esneklik kaybolduğunda tablo başlar:
Yani metabolizma bozulursa mitokondri zorlanır.
Mitokondri zorlanırsa metabolizma daha da bozulur.
Kısır döngü budur.
YAŞLANMANIN MERKEZİ: ENERJİ KRİZİ
Modern yaşamın görünmeyen problemi enerji üretim kalitesidir.
Bunların hepsi mitokondriyi yavaşlatır.
Mitokondri yavaşladığında hücre alarm verir.
Alarm inflamasyonu başlatır.
İnflamasyon yaşlanmayı hızlandırır.
Longevity biliminin son 10 yıldaki en net mesajı şu: Yaşlanma bir enerji verimliliği problemidir.
İYİ HABER VAR
SON SÖZ
Kalbiniz ne kadar güçlü atarsa atsın, eğer hücreleriniz enerji üretemiyorsa sağlık sürdürülebilir değildir.
Longevity; daha uzun yaşamak değil, enerji üretimini uzun süre yüksek kaliteyle sürdürebilmektir.
Sağlığın kalbinde hep o ikili var:
Mitokondri ve metabolizma.
Onları korursanız, yaş sadece bir sayı olur.