Ramazan ayı geldi, hoş geldi. Ben de ramazan ayı boyunca her hafta sizlerle bir tasavvuf ve gönül insanının hayata dair dört tavsiyesini paylaşacağım. Çünkü bazen insanın ruhu uzun anlatımlardan değil, doğru zamanda söylenmiş kısa ama derin sözlerden beslenir. Bu hafta Anadolu'nun en büyük gönül erlerinden biriyle başlıyoruz: Yunus Emre. Yunus Emre, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşamış bir sufi, şair ve hakikat yolcusudur. Onu diğer mutasavvıflardan ayıran şey, en derin hakikatleri halkın anlayacağı sade bir dille anlatmasıdır. O, ilmi saraylardan çıkarıp gönüllere indirmiştir. Şiirlerinde korku değil sevgi, ayrılık değil birlik, karmaşa değil sadeleşme vardır. Bu yüzden aradan yedi yüz yıl geçmesine rağmen hâlâ kalbimize en yakın gelen seslerden biridir. Bugün psikoloji ve kişisel gelişim kitaplarında anlatılan pek çok ilkenin özünü Yunus Emre'nin sözlerinde görmek mümkündür. İşte Yunus Emre'nin hayatı dönüştüren dört öğüdü...
1- İLİM İLİM BİLMEKTİR, İLİM KENDİN BİLMEKTİR
İnsan hayatı boyunca birçok şey öğrenir ama en zor öğrendiği şey kendisidir. Yunus Emre'ye göre gerçek bilgi diploma değil, farkındalıktır. İnsan neden kırıldığını, neden öfkelendiğini, neden aynı hataları tekrar ettiğini anlamadıkça dış dünyayı çözmesi mümkün değildir. Bugün psikolojide buna öz farkındalık deniyor. Kişi kendi düşünce ve duygu kalıplarını tanıdığında hayat üzerindeki kontrolü artar. Hayatı değiştiren soru şudur: Hayat neden böyle? değil, ben bunu neden böyle yaşıyorum? Kendini tanımak, dönüşümün başladığı yerdir.
2- BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE, BU KILDIĞIN NAMAZ DEĞİL
Yunus Emre'nin en güçlü uyarılarından biri budur: İnsan kalbini ihmal ederek huzura ulaşamaz. Bugün birçok insan başarı peşinde koşarken ilişkilerini yıpratıyor. Haklı çıkmak uğruna kırıyor, hızlı yaşamak uğruna bağlarını zayıflatıyor. Oysa insan ruhu rekabetle değil, bağ kurmakla iyileşir. Modern araştırmalar da gösteriyor ki uzun vadeli mutluluğun en büyük kaynağı güçlü ve güvenli ilişkilerdir. Yunus'un mesajı çok nettir: İyi bir insan olmak, haklı görünmekten daha değerlidir. Kalp kazanmak, tartışma kazanmaktan daha önemlidir.
3- AZ SÖZ ERİN YÜKÜDÜR, ÇOK SÖZ HAYVAN YÜKÜDÜR
Günümüz dünyasında herkes konuşuyor ama gerçekten çok az kişi dinliyor. Zihinler sürekli dolu, kalpler ise yorgun. Yunus Emre bize sadeleşmeyi öğretir. Az konuşmak sadece susmak değildir; düşünmeden tepki vermemeyi öğrenmektir. İç dünyaya alan açmaktır. Nörobilim bugün şunu söylüyor: İnsan zihni ancak yavaşladığında derin düşünce üretebilir. Sürekli konuşan zihin savunmadadır; sakinleşen zihin ise farkındalıktadır. Bazen hayatın çözümü yeni cevaplar bulmak değil, iç sesimizi yeniden duyabilmektir.
4- YARATILANI SEVERİM YARADAN'DAN ÖTÜRÜ
Yunus Emre'nin öğretisinin özü sevgidir. Ama bu romantik bir duygu değil, bir bakış açısıdır. Sevgi; insanları olduğu gibi kabul edebilmek, kusurlara rağmen anlayabilmek ve en önemlisi kendine karşı merhametli olabilmektir. Bugün psikolojide "şefkat temelli yaklaşım" olarak anlatılan şey, Yunus Emre'nin yüzyıllar önce söylediği bu anlayışın bilimsel karşılığıdır. İnsan sevdikçe yumuşar. Yumuşadıkça korkuları azalır. Korkuları azaldıkça gerçek benliği ortaya çıkar.
GERÇEKTEN NEYE İHTİYACIN VAR?
Ramazan ayı belki de tam olarak bunun için vardır: Yavaşlamak, kalbe dönmek ve unutulan hakikatleri yeniden hatırlamak için. Modern hayat insanı sürekli hareket hâlinde tutar; yapılacaklar listesi uzadıkça insan kendi iç dünyasından uzaklaşır. Gün içinde verdiğimiz birçok tepki aslında bilinçli seçimler değil, alışkanlıkların yönettiği otomatik davranışlardır. Tasavvuf geleneği yüzyıllardır insanın önce durmasını, içe bakmasını ve kalbiyle yeniden temas kurmasını öğütler. Bugün modern psikolojinin "mindfulness" ve "öz farkındalık" dediği kavramlar da tam olarak bunu anlatır: İnsan ancak zihinsel hızını azalttığında ne hissettiğini ne düşündüğünü ve gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu fark edebilir.
KONTROL ÇABASI AZALDIĞINDA KABUL BAŞLAR
Psikoloji araştırmaları gösteriyor ki zihinsel sakinlik arttığında sinir sistemi dengelenir, duygusal tepkiler yumuşar ve insan olaylara daha geniş bir perspektiften bakmaya başlar. Tasavvuf bunu bilimsel terimlerle değil, kalp diliyle ifade eder: İnsan sadeleştikçe hakikate yaklaşır. Gürültü azaldığında iç ses duyulur; kıyas azaldığında şükür ortaya çıkar, kontrol çabası azaldığında ise kabul başlar. Yunus Emre'nin öğütleriyle modern psikolojinin buluştuğu yer tam da burasıdır: İnsan huzuru dış dünyayı hızlandırarak değil, iç dünyasıyla bağ kurarak bulur. Çünkü değişim çoğu zaman yeni bir şey eklemekle değil, kendine yeniden dönmekle başlar.