Sıkça karşımıza çıkan "En güvenli iller hangileri?" veya "Deprem riski en az olan şehirler" soruları, vatandaşların doğru ve bilimsel bilgiye ulaşma arzusunu net bir şekilde gösteriyor. Ülkemizin deprem tehlike yapısını anlamak için başvurulacak en temel ve güvenilir kaynaklar, Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan resmi veriler ve AFAD'ın Türkiye deprem tehlikesi haritasıdır. Peki, bilimsel kriterlere göre Türkiye'nin deprem riski en düşük ve en güvenli 10 ili hangisi? İşte tüm detaylar...
Gerek klasik haritada IV. ve V. derece güvenli kuşakta yer alan, gerekse güncel tehlike haritasında en düşük ivme (PGA) değerlerine (açık sarı ve beyaz tonlar) sahip olan öne çıkan 10 şehir şunlardır:
Karaman: Hem eski haritada V. derece alan içinde yer alması hem de güncel haritada en düşük sismik ivmeye sahip olmasıyla listenin başında gelir.
Aksaray: Tuz Gölü havzasının jeolojik yapısı içinde, büyük sismik ivme üretecek diri fay hatlarının uzağında yer alır.
Giresun: Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın sismik etki alanının kuzeyinde kalması sebebiyle sahilde tehlikesi oldukça düşüktür.
Rize: Bölgesel jeolojik yapısı ve durağan karakteriyle modern haritada düşük sismik tehlike grubundadır.
Trabzon: Doğu Karadeniz masif özelliklerine yakınlığı ve diri fay hatlarına mesafesi nedeniyle ivme değerleri minimum seviyelerdedir.
Nevşehir: Kapadokya bölgesinin jeolojik formasyonuyla uyumlu olarak, il merkezinde risk üretecek aktif bir diri fay barındırmaz.
ÖNEMLİ NOT: İL SINIRLARI SİZİ YANILTMASIN!
Uzmanlar, internetteki popüler "güvenli il" listelerine bakarken hayati bir uyarıda bulunuyor. Eski harita katı idari sınırları esas alırken, güncel harita ivme bazlı çalışır. Bir il sınırından doğrudan diri fay geçmiyor olması, komşu bölgedeki bir Deprem Yüzey Kırığının (DYK) yaratacağı sarsıntıdan tamamen muaf olunduğu anlamına gelmez. Bu nedenle en güvenli alanda bile olsanız, yapı stokunun zemin etütlerine uygunluğu her zaman en büyük güvencenizdir.
PEKİ AĞAÇLARIN DEPREMİ ÖNCEDEN HABER VERDİĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Ağaçlar sadece büyümez; her yıl gövdelerine bir halka ekleyerek o yılın iklimini, yağışını ve yaşadığı travmaları kaydederler. Bilim dünyasında buna dendrokronoloji (ağaç halkası bilimi) deniyor. Uzmanlar, bu halkaların sadece kuraklığı değil, yerin altından gelen devasa şok dalgalarını da bir kara kutu gibi sakladığını açıkladı.
Uzmanlar, güçlü depremlerin sarsıntı sırasında topraktaki suyu doğrudan ağaç köklerini çevreleyen bölgelere sürüklediğini keşfetti.
Deprem sırasında köklere hücum eden bu fazladan su sayesinde, ağaçlar sarsıntının meydana geldiği dönemde kısa bir süreliğine de olsa normalden çok daha hızlı gelişiyor. Bilim insanlarının "büyüme hamleleri" adını verdiği bu ani sıçramalar, ağacın gövdesindeki halkalarda net bir şekilde gözlemlenebiliyor.
Bu sıra dışı araştırmanın arkasında önemli bir isim var: Almanya'daki Potsdam Üniversitesi'nden hidrolog Christian Mohr. Her şey, Mohr'un 2010 yılında Şili'de meydana gelen devasa bir doğa olayını incelemesiyle başladı.
Christian Mohr, 2010'da Şili'de meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki Maule depreminden sonra bölgedeki nehir vadilerinde akarsuların çok daha hızlı aktığını fark etti. Buradan hareketle, depremin toprağın geçirgenliğini artırmış olabileceğini ve bunun da vadideki ağaçların büyümesini hızlandırabileceğini öngördü.
Araştırma ekibi bu teoriyi test etmek için hemen harekete geçti. Deprem bölgesindeki vadi tabanları ve tepelerdeki (sırtlardaki) 6 Monterey çamının gövdesinden özel yöntemlerle odun parçaları çıkarıldı. Bu parçalar detaylı analiz için laboratuvar ortamına taşındı.
Laboratuvardaki incelemeler uzmanları haklı çıkardı. Vadi tabanında yetişen çam ağaçlarının, 8.8'lik Maule depremini takiben haftalar süren ve dışarıdan fark edilebilen çok net bir "büyüme hamlesi" yaptığı anlaşıldı. Deprem, adeta ağaçlara doping etkisi yapmıştı.
Peki, sarsıntı her yerde aynıysa neden tüm ağaçlar büyümedi? Araştırmacılar, bölgeden nispeten uzakta, yani vadinin sırtlarında/tepelerinde yetişen ağaçların vadidekiler kadar iyi bir performans göstermediğini gördü. Çünkü topraktaki su, sarsıntıyla birlikte aşağıya, yani vadi tabanındaki köklere akmıştı.
Ağaç halkalarındaki bu kısa süreli genişlemeler, geçmişteki gizemli depremlerin tarihini saniyesi saniyesine bulmamızı sağlıyor. Christian Mohr, halka ölçümlerini laboratuvardaki karbon izotop verileriyle birleştirdi ve hiçbir sismograf kaydına bakmadan Maule depreminin meydana geldiği tam tarihe ulaşmayı başardı!
Bu yöntem sayesinde, insanlığın henüz yazı yazmadığı, sismografların esamesinin okunmadığı antik çağlarda yaşanan devasa depremlerin büyüklükleri ve tam tarihleri, kurak bölgelerdeki yaşlı ağaçlar incelenerek tek tek ortaya çıkarılabilir.
Ağaçlar artık sadece birer bitki değil; yerin yüzlerce kilometre altında yaşanan tektonik savaşların, su hareketlerinin ve yeryüzü değişimlerinin en dürüst ve en bilimsel kayıt tutucuları olarak kabul ediliyor.
Ağaç halkaları bize sadece geçmişi söylemiyor; fay hatlarının "deprem tekrarlama periyodunu" da fısıldıyor. Bir fayın ortalama kaç yılda bir büyük kırılma ürettiğini ağaçlardan öğrenerek uzun vadeli tahminler yapabilmenin de kapısı böylece aralanmış oldu.