İnsan bazen kalabalıkların içinde bile yalnız hisseder. Birileri vardır etrafında ama hâlâ yalnız hisseder. Çünkü mesele yalnızca görülmek değildir. Ya da eksiklik sadece çevrende kimsenin olmaması değildir. Asıl eksiklik, güzel bir şeye vesile olmaktan mahrum kalmaktır. İnsan, sadece sevildiğinde değil; bir başkasının hayatına değdiğinde derin bir şekilde iyileşir. Modern dünya hep şunu söyler: "Destek al, yardım iste, dayan." Elbette bunlar kıymetlidir. Ama eksik bir cümledir bu. Çünkü insanı gerçekten hayata bağlayan şey, bir başkasının yüküne omuz vermektir.
Amerika'da yapılan çok güçlü bir bilimsel araştırma dikkat çekici bir gerçeği ortaya koyuyor. Stephanie L. Brown ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü, yıllar süren kapsamlı bir araştırma bize son derece sarsıcı bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan yalnızca korunarak, kollanarak ya da desteklenerek hayata tutunmuyor; asıl bağ kurduğu yer, bir başkasına fayda sağladığı an başlıyor. Bu araştırmaya göre başkalarına yardım eden, destek veren, yük alan ve katkı sunan bireylerin; yalnızca destek alanlara kıyasla daha mutlu, daha dirençli ve daha uzun yaşadığı açıkça görülüyor. Yani insanı hayata bağlayan şey, sadece sevilmek değil; bir işe yaramak, bir başkasının hayatında iz bırakabilmek.
BİZLERE YÖN VERİR
Araştırmanın ortaya koyduğu sonuç son derece net: Yardım almak insanı bir süre ayakta tutabilir; ama yardım etmek insana yön verir, anlam kazandırır ve yaşamla bağını derinleştirir. Bu bulgu yalnızca duygusal bir çıkarım değil; bilimsel bir araştırma ile kabul edilmiş bir gerçek. Araştırmacılar yaş, fiziksel sağlık durumu, ruh sağlığı, kişilik özellikleri ve evlilik ilişkileri gibi pek çok değişkeni hesaba kattıklarında bile tablo değişmiyor. Destek veren bireylerde ölüm riski anlamlı biçimde azalırken, sadece destek alanlarda bu koruyucu etki ortaya çıkmıyor. Dolayısıyla mesele yalnız kalmamak değil; mesele hayatta bir şeye vesile olabilmek. İnsan, bir başkasının yükünü hafiflettiği ölçüde kendi yükünü de bırakıyor. Birine iyi geldiği ölçüde içsel gücünü hatırlıyor. Hayat, bize en çok verdiğimiz yerden karşılık veriyor. Ve insan, ancak bir başkasına katkı sunduğunda, gerçekten yaşadığını hissediyor.
YARALARINI ONARMAYA BAŞLA
Yürek, birine fayda sağladığında genişler. Bir başkasının hayatında küçük de olsa bir iyiliğe vesile olduğunda, içindeki düğümler çözülmeye başlar. İnsan, kendini düşünmeyi bıraktığı o anda hafifler. Birine iyi geldiğinde yumuşar; sertlik yerini merhamete, acele yerini sükûnete bırakır. Ve birinin yükünü omuzladığında fark etmeden şunu yaşar: Kendi yükleri sessizce yere düşer. Çünkü kalp, başkası için attığında kendi yaralarını da onarmaya başlar. Tasavvufta bu yüzden "bir gönle girmek, bin kapıyı açmaktan hayırlıdır" denir.
Kapılar dışarıya açılır; gönül ise insanın hakikatine. Bir gönle giren, sadece bir insana dokunmaz; varoluşun merkezine yaklaşır. Gönül almak, bir başarı değildir; bir hâl değişimidir. Orada kimse büyüklük taslamaz, kimse üstünlük kurmaz. Sadece bir insan, bir başka insanın kalbine emanet olur. Çünkü gönül almak insana anlam duygusu verir. Anlam ise insanın en derin ihtiyacıdır. Yorgunluğu alan, hayata tutunduran, sabahları yeniden uyandıran şey budur. İnsan, ne kadar çok şeye sahip olursa olsun; eğer kimsenin hayatına değmiyorsa içten içe eksik hisseder. Ama bir kalbe dokunabildiyse, hayat artık sadece yaşanan bir zaman değil; hissedilen, taşınan ve paylaşılan bir yolculuk hâline gelir. İşte yaşam enerjisi tam da burada doğar.
KÜÇÜK BİR ADIM BÜYÜK FARK YARATIR
Belki bugün durup kendimize dürüstçe şu soruyu sormanın zamanıdır: "Ben kimin hayatına iyi geliyorum?" Büyük cevaplar aramaya gerek yok. Bir insanın yükünü biraz hafifletmek, bir kalbi sakinleştirmek, birinin yolunu az da olsa aydınlatmak yeterlidir. Çünkü insan, dünyaya çok büyük işler yapmak için değil; neye vesile olmak için geldiğini hatırladığında anlamla buluşur. Cevabın küçük olması önemli değildir. Hayat, en derin anlamlarını zaten büyük lafların değil, küçük iyiliklerin içine saklar. Bir mesaj, bir sessiz dinleyiş, bir paylaşım, bir adım... Bazen bir insanın hayatında koskoca bir fark yaratır. İyilik çoğu zaman fark edilmez; ama kalpte iz bırakır. Ve o iz hem vereni hem alanı dönüştürür.
Yardım almak insanı bir süre ayakta tutabilir. Ama yardım etmek, insanın yönünü değiştirir. Kök salar, derinleştirir, hayata bağlar. İnsan, bir başkasına fayda sağladığını hissettiği an, yaşadığını da hisseder. Ve belki de gerçek huzur, tam olarak burada başlar. Mevlana'nın dediği gibi, "Bir mum başka bir mumu yakmakla ışığından hiçbir şey kaybetmez." Ve aksine karanlıklarında aydınlanmasına vesile olur.
DAHA UZUN YAŞARSIN
Yardım etmek sandığımız kadar büyük işler gerektirmez. Okuduğumuz bir kitabı, "buna senin de ihtiyacın var" diyerek bir arkadaşımızla paylaşmak... Bir fidan dikmek ve yıllar sonra bir başkasının gölgesinde serinleyeceğini bilmek... Bir yardım kurumunda ya da hayvanlara destek olan bir yerde gönüllü çalışmak... Dinlenmeye ihtiyacı olan birini gerçekten dinlemek... Yalnız birinin yalnızlığını bölmek...
Bunların hiçbiri büyük fedakârlıklar değildir. Ama kalp için çok büyük karşılıkları vardır. Çünkü insan, verdiği kadar vardır. Paylaştığı kadar derinleşir. Katkı sunduğu kadar kök salar. Sadece kendimiz için yaşadığımızda küçülürüz. Bir başkası için de bir şey yaptığımızda genişleriz. Ve belki de bu yüzden, yardım eden insanlar sadece daha mutlu olmaz; daha uzun yaşar.