İnsan zihni bazen usta bir hikâye anlatıcısı gibidir. Ama anlattığı hikâyelerin çoğu gerçeğe değil, korkuya dayanır. Olumsuza odaklanır, ihtimalleri büyütür, henüz yaşanmamış acıları bugüne taşır. Sanki olacakmış gibi hissettirir. Oysa gerçeklik çoğu zaman bu kadar sert değildir. Zihin "ya olursa?" diye sorarken, hayat çoğu zaman "olmadı" diye cevap verir. The Pennsylvania State Üniversitesinde gerçekleşen Exposing Worry's Deceit başlıklı çalışmada yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan bireylerin endişeleri gün gün kayıt altına alındı ve belirli bir süre boyunca bu endişelerin gerçekleşip gerçekleşmediği takip edildi.
Sonuç oldukça şaşırtıcı çıktı: Endişelerin yüzde 91.4'ü hiç gerçekleşmedi. Yani zihin, her 10 korkudan 9'unda insana hakikati değil, bir yanılsamayı yaşatıyor. Burada dur ve kendine şu soruyu sor: Bugüne kadar seni uykusuz bırakan kaç düşünce gerçekten oldu? Kaç tanesi sadece zihninde büyüdü, genişledi ve sonra sessizce kayboldu? İşte bu çalışma bize şunu gösteriyor: Çoğu zaman hayatı değil, hayat hakkında ürettiğimiz ihtimalleri yaşıyoruz. Ve bu ihtimallerin büyük kısmı asla gerçekleşmiyor.
Zihin aslında seni korumak ister. Tehlikeyi önceden görmek, hazırlıklı olmak ister. Ama bu mekanizma kontrolden çıktığında, korumak yerine yormaya başlar. Çünkü zihnin dili ihtimaldir, kalbin dili ise hakikat. Zihin sürekli "ya olursa?" diye sorar. Kalp ise daha sakin bir yerden konuşur: Henüz olmadı. Bu farkı fark etmek, insanın içindeki gerginliği çözmeye başlar.
Tasavvuf büyükleri bu meseleyi yüzyıllar önce fark etmişti. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî şöyle der: "Kuruntu, gönlün pasıdır." Çünkü kuruntu arttıkça insan gerçekliği değil, zihninin ürettiği gölgeleri yaşamaya başlar. Ve en ağır yüklerden biri şudur: Hiç yaşanmamış acıların yükünü taşımak. İnsan başına gelmemiş şeyler için üzülür, olmamış olaylar için yorulur. İbnü'l Arabî ise meseleyi daha derin bir yerden ele alır: İnsan, hakikati değil, zannını yaşar. Bu cümle aslında her şeyi özetler. Çünkü biz çoğu zaman gerçek olaylara değil, o olaylara verdiğimiz anlamlara tepki veririz. Zihnimiz bir senaryo yazar, biz de o senaryoyu gerçek sanıp duygusal olarak içine gireriz.
1- GERÇEKLİK TESTİ YAP
Zihnin bir korku ürettiğinde hemen inanma. Çünkü zihin çoğu zaman sana hakikati değil, ihtimali gösterir. Dur ve sorgula. "Bunun gerçekten olma ihtimali ne ve daha önce düşündüklerim kaç kez oldu?" Hatta bir adım daha ileri git: Yaz. Düşündüğün korkuları bir kâğıda dök ve birkaç gün sonra dönüp bak. Göreceksin ki çoğu ya hiç olmadı ya da düşündüğün kadar büyük olmadı. Bilimsel veri burada çok net: Endişelerin yüzde 91'i gerçekleşmiyor. Yani zihnin çoğu zaman abartıyor, büyütüyor, dramatize ediyor.
Sen bu abartıyı fark ettiğin anda, kaygının gücü ciddi şekilde azalır. Çünkü korku karanlıkta büyür, fark edildiğinde küçülür. Zihnin söylediği her şeyi doğru kabul etmek zorunda değilsin. Bazen en büyük özgürlük,"Bu sadece bir düşünce" diyebilmektir.
2- KONTROLÜ BIRAK, GÜVENİ SEÇ
Kaygının kökünde kontrol etme arzusu vardır. İnsan her şeyi bilmek ister, her ihtimali yönetmek ister hayatın sürprizlerine yer bırakmak istemez. Ama hayat bir matematik problemi değildir ki her sonucu önceden hesaplayabilesin. Hayat, akışın içinde anlaşılır. Şems-i Tebrizi şöyle der: Teslimiyet, yükü bırakmaktır. Sen her şeyi kontrol etmeye çalıştıkça zihnin daha fazla senaryo üretir, daha fazla "ya olursa" üretir.
Bu da seni sürekli tetikte tutar. Oysa bıraktıkça, sadeleştikçe, içindeki ağırlık çözülmeye başlar. Güvenmek, kontrolü tamamen bırakmak demek değildir; güvenmek, hayatın seni taşıyabileceğini kabul etmektir. Her şey senin planladığın gibi gitmek zorunda değil. Bazen en doğru olan, senin planlamadığındır.
Yunus Emre bunu çok sade anlatır: Geçmişe hayıflanma, geleceğe kaygılanma... Çünkü ikisi de zihnin alanıdır. Gerçeklik ise şu andadır. Şu anın içinde bedenine döndüğünde, nefesine odaklandığında kaygı çözülmeye başlar. Çünkü kaygı düşünceyle beslenir, farkındalıkla söner. Hayat, düşündüğün yerde değil, yaşadığın yerdedir.
!- UNUTMA
Kaygı, çoğunlukla gerçek değildir. Kaygı, zihnin sana sunduğu bir ihtimaldir. Ve sen bu ihtimali gerçek sandığın sürece onun içinde yaşamaya devam edersin. Ama bir gün durup fark ettiğinde, "Bu sadece bir düşünce" dediğinde, işte o an özgürlük başlar. Belki de bugüne kadar seni yoran şey hayatın kendisi değildi.
Hayat hakkında kurduğun senaryolardı. Ve belki de şimdi ilk defa şunu görüyorsun: Korktuğun şeylerin çoğu hiç olmadı. Ve büyük ihtimalle olmayacak. O yüzden biraz dur. Nefes al. Zihnin sesini biraz kıs. Böylece kalbin daha yavaş ama daha doğru konuşur. Çünkü hakikat, gürültüde değil, sükûtta duyulur.