Piyasada fon krizi sonrası başlayan türbülansa dün ekonomi yönetimi el attı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında Finansal İstikrar Komitesi sabah saatlerinde toplandı. Piyasa açılmadan önce "Yapısal risk yok, tedbirler uygulanacak" mesajı verildi. Ardından da Sermaye Piyasası Kurulu, Merkez Bankası, Varlık Fonu ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun bir dizi önlemi devreye girdi. Bu önlemler arasında en radikal olanı Sermaye Piyasası Kurulu'nun adımıydı.
7 portföy yönetim şirketinin fonlarının alım ve satımı durduruldu. Bu fonlardan 130'unun tasfiye edilmesine karar verildi. Kamu sermayeli Emlak Katılım Bankası'nın iştiraki olan tasarruf finansman şirketinin Katılımevim ve Birevim'i satın alması için girişimlere başladığı açıklandı. Merkez Bankası likidite yönetimi adımları kapsamında fonlama miktarını artırdı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bankaların hisse geri alımlarını kolaylaştırıcı adım attı. Pusula ve Tera Portföy fonlarının temerrüde düşmesiyle derinleşen likidite krizine karşı Türkiye Varlık Fonu hisse alımlarına başladı.
Diyebilirsiniz ki, şimdiye kadar neredelerdi?
Esasında bir süredir bazı yatırım fonlarının düşük işlem hacimli hisselerde büyüttüğü pozisyonlar, bu pozisyonlarla sağlanan fon getirileri, yüksek getiriler nedeniyle fonların daha da büyümesi, fonların içindeki hisse senetlerinin kağıt üzerinde görülen piyasa değerlemeleri ilgili kurumların radarındaydı. Bu fonların kendi aralarındaki borç-alacak ilişkileri, borsada düşük hacimli hisselerde arka planda yaptıkları ortaklıklar, serbest fonların manipülasyona açık şirketlerin hisselerindeki yapay fiyat yükselişlerini nasıl gerçekleştirdikleri takip ediliyordu.
Hatta geçen yılın sonunda dönemin SPK yönetimi bu konuda adımlar atılabileceğine yönelik mesajlar vermişti. Ancak ondan sonra gerekli adımlar tam olarak atılmadı. O arada da fonların elindeki hisse senedi oranları tehlikeli seviyelere çıktı. Fona yeni para girişi oldukça sistem işledi. Fon yönetimleri hisse almaya devam etti. Bu düşük hacimli hisselerin fiyatı yükseldikçe fonların birim değerleri de arttı. Bu da yüksek getiri isteyen yatırımcıların sayısını yükseltti.
Anlayacağınız sarmal daha da karmaşıklaşıp, büyüdü.
Bu yıl art arda uluslararası kurumlardan Türkiye'nin sermaye piyasalarına ilişkin açıklamalar gelmeye başladı. MSCI'nin Türkiye'nin gelişen piyasa statüsünü yeniden değerlendirebileceği uyarısından sonra S&P ve Dow Jones'un 'izlemeye aldık' açıklamaları tuz biber oldu. SPK bu kez alelacele düzenlemeleri devreye aldı. Şirketlere de kendilerini düzeltmeleri için süre tanındı. Fakat düzenlemelerden sonra dahi fonlara girişler katlanarak arttı.
SPK'nın getirdiği kurallarla, fon yönetimleri, sığ hisselere sıkışmış portföylerini düzenlemeye koyuldu. Fonları küçültüp, daha likit hisselere geçmeye çalıştı. Fonlar ellerindeki hisseleri azaltıp, BİST'in likit kağıtlarını toplamaya koyuldu. Ellerindeki hisseleri sattıkça o hisse senetlerinin fiyatı düştü. Hisse senedi fiyatı düştükçe fonların getirileri azaldı. Fon getirileri azaldıkça da yatırımcılar fonlardan çıkmaya başladı. Yani tıpkı yükselişteki gibi bu kez de düşüşte aynı sarmala girildi.
Fonlar ellerindeki hisseleri nakde çevirmekte zorlanınca yatırımcıların parasını ödeyemedi. 15 Eylül'de Pusula Portföy, "temerrüt" ilan etti. Sonrası domino taşı gibi geldi. Atlas ve Tera Portföy fonlarında da benzer ödeme sorunları oluştu. Fonlarda başlayan krizin bulaşıcılık etkisinin sermaye piyasalarına daha fazla sirayet etmemesi için de SPK neşteri vurdu.
Bundan sonra ne olur?
Bana kalırsa sayıları yarım milyonu bulan fonzedeler için 'sert' ve 'acılı' sayılabilecek tedbirler, yakın vadede daha şeffaf ve yatırım yapılabilir bir sermaye piyasası oluşmasını sağlayacak.
O yüzden 'neden geç kalındı' demek yerine 'zararın neresinden dönersek kârdır' diyerek meseleye bakalım.