Ertan Yıldız, İBB eksenli "İmamoğlu Suç Örgütü" davasının en kritik ve en önemli ismi. Fatih Keleş'ten sonra gelen ikinci adam... Bir işadamı olarak ekibe sonradan katılsa da İmamoğlu döneminde İBB'de olup bitenleri en iyi bilecek isim. Hem yakın dostu hem de hemşerisiydi. Bu köşede daha savcılık soruşturması başlamadan çok önce, 2020 yılında İBB'de bir "paralel yapı"dan söz etmiş, sonra da öne çıkan Ali Nuhoğlu, Fatih Keleş, Tuncay Yılmaz ve Ertan Yıldız'ı sık sık yazmıştım. Hatta "İBB'nin temiz ellere ihtiyacı var" yazım nedeniyle İmamoğlu dava açmış ve kaybetmişti.
Bu nedenle Ertan Yıldız'ın İBB'deki pozisyonunu yakından izledim. Söyledikleri hem hukuken hem de "siyaseten" çok önemli ve utanan bir siyasetçi için de zül niteliğinde.
Ertan Yıldız daha önce konuşmuş ve yaptığı açıklamalarla davanın seyrini değiştirmişti. Önceki gün de ilk kez hâkim karşısına çıktı ve daha önce söylediklerinin arkasında durduğunu açıkladı.
Çok şey anlattı, anlattıkça da salondaki gerilim arttı. Bazen eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu'yla olduğu gibi karşılıklı tartışmaya bile girdi ama geri adım atmadı
Birkaçını sıralamakta yarar var... Savcılık iddiasında yer alan, "İmamoğlu Suç Örgütü"nün Medya AŞ'deki "kapalıdevre" yapısını, Bebek Otel'de yapılan yüzde 10 pazarlığını, Boğaziçi'nde kurulan gayriresmi yapılanmayı ve örnekler vererek "adrese teslim" şartnameleri tek tek anlattı.
Hâlâ Yeni Partili siyasetçiler, azgın troller ve inanmak istemeyen seçmenler, "Belgevar mı, belge?" diye gerçeği kabullenmekte zorlansalar da toplumun büyük çoğunluğu çıplak gerçeği görüyor:
"İBB'nin kaynakları ve şehir rantı, şehre hizmet için değil siyaset için kurulan 'sistem'e aktarıldı."
Mahkeme salonunda ara ara siyasetin finansmanı açısından çarpıcı örnekler de verdi.
Duruşma savcısı soruyor: "Bir de bu 20 Mayıs 2025 tarihli ifadenizde Doğuş Holding'den istenen 10 milyon dolar rüşvet iddiası var. Bununla ilişkin beyanlar da vermişsiniz. Bu konuşma nasıl gerçekleşti?"
Yıldız, tane tane anlattı:
"Bu konuşma Saraçhane'de bir toplantıda gerçekleşti. Toplantıda ben de vardım. Sanırım Can Akın Çağlar, Fatih Keleş de vardı. 10 milyon doları sordu başkan. (...) 'Bunun bir kısmını nakit olarak vermeleri lazım' dedi. 'Seçimler yaklaşıyor, bir daha konuşun' dedi. 'Kendileriyle konuşun, bu parayı resmi açıktan almamız lazım' şeklinde. Ben şahit oldum."
Duruşma salonunda bir sahne daha var ki, insan izlerken ya da okurken siyaset ve siyasetçi adına dehşet içinde kalıyor. Hatırlayın, Yıldız ilk ifşaatında eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu'nun bir şirket adına çanta içinde 1 milyon 200 bin dolar "rüşvet" getirdiğini, çantayı FatihKeleş'in aldığını, İmamoğlu'nun da bu para alma olayından bilgisi olduğunu anlatmıştı.
Mahkeme salonunda bu sözlerini tekrar edince "rüşvet" parasını getirdiği iddia edilen Aydoğdu ile aralarında rüşvet tarihine geçecek trajikomik bir parodi yaşandı.
Araya giren Aykut Erdoğdu soruyor: Şimdi ilk ifadende öyle diyorsun; 'Başkan, şirket yararı varsa bence siyaseten sorun yok dedi' diyorsun.
Ertan Yıldız: Evet, doğru.
Aykut Erdoğdu: Hah! Ama biraz önce dedin ki 'Rüşvet bu' dedin.
Yıldız: Şimdi ikisi beraber olamaz mı? Hem şirket yararı vardır hem de rüşvet almıştır.
Son cümle her şeyi anlatmaya yetiyor. İşin belki de Aykut Erdoğdu açısından en hazin yanı, bu tür ilişkilerde "paracı" bir rolü olduğunu İmamoğlu'nun dile getirmesi.
Ertan Yıldız, İmamoğlu'nun kendisine şöyle dediğini anlatıyor: "Bu Aykut 2 alır,1 verir. Dikkat edin."
Rezilliğin bini bir para, pisliğe bulaşmayan yok. Bu kirlilik içinden birilerinin çıkıp, "Rüşvet, irtikâp, yolsuzluk var" demesi temiz toplum umudunun yaşadığını gösteriyor.
Yetmez ama yine de evet...