İBB eksenli "Suç Örgütü Lideri" olarak yargılanan Ekrem İmamoğlu daha ilk andan itibaren çıktığı her duruşmayı şova çevirdi. Tasarladığı "cumhurbaşkanı adayı" titriyle savcıları, mahkeme heyetini tehdit etti. "Savunma yapacağım, canlı verilsin" diye kıyametleri kopardı. Sonra devreye kurduğu sistemin para kaynakları itirafçı iş adamları girince şova ara vermek zorunda kaldı, vites küçülttü ve daha fazla rezil olmamak için biraz sustu.
Bu arada dışarıda kurdurduğu Yeni Parti'nin siyaseti yüzüne gözüne bulaştırması, partili birçok belediyede yolsuzluk operasyonlarının sürmesi, yeni tutuklamaların olması umurunda bile değildi.
Sanki bir yerlerden "bekle" mesajı almıştı.
Biraz da bu yüzden duruşmalarda onca iş insanının açık açık; "rüşvet verdim" itiraflarına, MASAK raporlarına rağmen pervasızlığı sürdürdü.
Fon skandalı ise imdadına yetişen ilaç gibi oldu. Çünkü bu skandal basit bir borsa manipülasyonunun çok ötesinde bir ilişki ağına işaret ediyor.
Borsa merkezli fon skandalının bir ayağında denetim yapması gereken kurumlar, bir ayağında AK Parti içindeki açgözlü siyasetçiler, bürokratlar vardı bir ayağı da pusuda bekleyen küresel güç merkezlerine uzanıyordu.
Bu tablo, siyaset üretmeyen ve Batı merkezlerinden medet uman Yeni Parti ve lideri Ekrem İmamoğlu için bulunmaz bir fırsattı.
İmamoğlu'nun o çok istediği "savunma" günleri de tam böyle bir zemine denk düştü. Dün savunması bitti.
Peki savunmasında ne söyledi?
Üç gün süren savunmasında bırakın Dreyfus olmayı Fondaş medyası manşetlere taşıyacak söz bile bulamadı. Ama ilginç olan onca somut yolsuzluk ve rüşvet iddialarına karşın İmamoğlu'nun acayip rahatlığıydı.
Sanki karşımızda 17-25 Aralık yargı darbesinden sonra FETÖ'cülerin dolduruşa getirdiği ve "Başbakan ülkeyi terk edecek, hükümet bize kalacak" diyen CHP'liler vardı. Birileri kulaklarına bir şey mi fısıldadı, balıkçıda buluştuğu eski dostları mı tekrar devreye girdi bilemem ama geçmişte olanlardan hiç ders almadığı çok açık.
İmamoğlu bu rahatlıkla öyle coştu ki, dün "İBB Başkanı gerekirse bir elinde Ay'ı bir elinde Güneş'i tutar" derken bugün aynı pervasızlıkla İstiklal Marşı'nın "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım" dizelerinden kendine pay çıkartıyor:
"Bayılıyorum buna ya. Bayılıyorum yani. Bunu benim için yazdı diyorum biliyor musunuz?"
Bu pervasız özgüvenin ülkeye faturası skandallardan çok daha yüksek. Küresel güç merkezlerinin amacı da bu zaten, destek verdiği aktörler eliyle ekonomiyi çökertmek... Şu da çok açık; Türkiye'de veya benzer ülkelerin hiçbirinde ekonomik kriz, vurgun ya da banka hortumlaması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. Zaten onların hatası olmadan da ülkelere operasyon çekemezler. Yakın tarihimizde ekonomik tetikçilerin yol açtığı böyle çok sayıda operasyon gördük.
Açık veya kapalı darbe dönemleri geride kaldığı için şimdi asıl hedef ekonomiyi çökertmek...
Daha ilk günden ucu nereye uzanırsa uzansın üstüne gidileceğini söyleyen Başkan Erdoğan, neredeyse her konuşmasında başta Yeni Parti olmak üzere siyasi partileri uyarıyor ve fon skandalını eleştirmekle yetinmediklerini ekonomiye tahribe yöneldiklerine özellikle dikkat çekiyordu:
"Bize zarar vermek uğruna Türk ekonomisinin zora girmesi için utanmadan kriz tellallığı yaptılar. Bizi siyaseten köşeye sıkıştırma adına önünü, arkasını düşünmeden sermaye piyasalarımıza ateş etmekten çekinmediler."