Hollywood'un parlayan yıldızı Zendaya, Christopher Nolan'ın merakla beklenen yeni filmi The Odyssey'nin Londra'da düzenlenen tanıtım etkinliğinde kelimenin tam anlamıyla bir ikonik yansımaydı. Filmde bilgelik ve savaş tanrıçası Athena'ya hayat veren başarılı oyuncu, kırmızı halıda boy gösterdiğinde tüm gözler onun üzerindeydi.
Özel tasarım, sırtı açık beyaz elbisesiyle antik Yunan tuniklerinin modern bir yorumunu sunan Zendaya, topuklularıyla tamamladığı bu zarafetiyle moda eleştirmenlerinden bir kez daha tam not almayı başardı.
Ancak bu kusursuz görünümün asıl vurucu noktası kıyafeti değil, taşıdığı mücevherlerdi. Ünlü stilist Law Roach'un imzasını taşıyan "metot giyimi" (method dressing) akımı, bu kez sınırları zorlayarak antik çağlara uzandı.
Zendaya, Barron London tarafından tedarik edilen ve İngiliz tasarımcı Glenn Spiro tarafından modern elmaslarla yeniden tasarlanan, milattan önce birinci binyıla, yani yaklaşık 3000 yıl öncesine ait küpeler takıyordu. Güneş motifleriyle işlenmiş bu altın diskler, sadece ihtişamlı bir moda aksesuarı olmanın çok ötesindeydi; içinde derin tarihi tartışmaları ve süregelen bir kültürel sömürüyü barındırıyordu.
İHTİŞAMIN GÖLGESİNDEKİ SORU: İRAN'DAN LONDRA'YA UZANAN YOLCULUK
Peki, 3000 yıllık bu paha biçilemez tarihi eserlerin Batı'nın kırmızı halısında ne işi vardı? Küpelerin kökenine inildiğinde, bunların M.Ö. 1. binyılda İran'ın Ziwiye bölgesinde üretilmiş altın madalyon plakalar olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. İşte tam bu noktada, o tanıdık ve rahatsız edici tartışma tekrar gün yüzüne çıkıyor: Doğu'nun paha biçilemez kültürel mirası, Batı'nın lüks vitrinlerinde nasıl birer oyuncağa dönüşüyor?
Yıllardır sömürgecilik ve tarihi eserlerin yerinden edilmesi üzerinden yürütülen "Batı'nın Doğu'dan çaldığı kültür" gerçeği, Zendaya'nın kulaklarında sallanan bu küpelerle adeta somut bir hal alıyor.
TARİHİN METALAŞMASI VE LÜKSÜN KİBRİ
Tarihi bir eserin anavatanındaki bir müzede korunup ait olduğu kültürü temsil etmesi gerekirken; Londra'nın zengin semti Mayfair merkezli lüks bir mağazanın kasasından çıkıp, etrafına elmaslar dizilerek modern bir takıya dönüştürülmesi, kültürel mirasın nasıl pervasızca metalaştırıldığını gözler önüne seriyor. Tasarımcı Glenn Spiro'nun binlerce yıllık Pers mirasına kendi pırlantalarını ekleyerek onu "güncellemesi", Batı'nın Doğu kültürüne duyduğu üstencilik hissinin estetik bir yansımasıdır.
Üstelik Zendaya'nın bir Yunan tanrıçasını canlandırdığı filmin tanıtımı için, İran topraklarına ait binlerce yıllık antik eserlerin "konsepte uygun" denilerek fütursuzca kullanılması, bu kültürel karmaşanın ve gasbın ne kadar derinleştiğini kanıtlıyor. Doğu'nun tarihi, Batı'nın şovlarında yalnızca şık ve egzotik bir detay olarak tüketiliyor.
METOT GİYİMİ Mİ, KÜLTÜREL SAHİPLENME Mİ?
The Odyssey basın turu başladığından beri Khaite imzalı tuniği andıran elbiseler ve altın rengi gladyatör sandaletlerle antik dünyaya saygı duruşunda bulunan Zendaya, şüphesiz dönem tarzını günümüze uyarlamakta çok başarılı bir vitrin. Paralel olarak yürüttüğü Spider-Man turnesindeki modern tarzıyla karşılaştırıldığında, ekibinin araştırmaya ne kadar önem verdiği açıkça görülüyor. Ancak tasarımla döneme atıfta bulunmak başka, başka bir coğrafyanın koparılmış tarihini lüks bir şov uğruna boynunuza veya kulağınıza takıp sergilemek bambaşka bir durumdur.
Moda dünyası bu görünümü "araştırma düzeyinde bir adanmışlık" olarak ayakta alkışlarken, o küpelerin asıl sahiplerinin ve üretildikleri kadim coğrafyanın hikayesi sessizliğe gömülmeye devam ediyor. Görünen o ki Batı; Doğu'nun sadece doğal kaynaklarını değil, tarihini ve ruhunu da kendi parıltısını artırmak için çalmaktan hiçbir zaman çekinmeyecek.