Tiyatro sahnesine adımını henüz 10 yaşındayken atan ve Mimar Sinan'daki eğitiminin ardından "Kurtlar Vadisi Pusu" gibi efsane bir projeyle televizyon dünyasında parlayan Esra Şengünalp, uzun bir aradan sonra ekranlara muhteşem bir dönüş yaptı. Şimdilerde "A.B.İ." dizisinde yaşadığı büyük travma nedeniyle 20 küsur yıldır konuşmayan Mahinur karakterine hayat veren başarılı oyuncu, "Mahinur'u başkası oynasa kıskanırdım" dediği bu özel rolle izleyicinin kalbine dokunmaya devam ediyor. Şengünalp; karakterinin sessiz çığlıklarından set arkasındaki gizli dünyasına ve sanat camiasındaki örnek evliliğine kadar pek çok konuda samimi itiraflarda bulundu… Esra Şengünalp, Günaydın YouTube kanalında bu haftaki konuğum oldu. Hayat hikayesinden kariyer sürecine, merak edilenlerini anlattı.
Oyuncu Esra Şengünalp, Günaydın YouTube kanalında "Yasemince İtiraflar" programında bu hafta Yasemin Durna'nın konuğu oldu. "A.B.İ." dizisindeki sessiz çığlığıyla izleyiciyi ekrana kilitleyen Esra Şengünalp, kelimeler olmadan sadece duygularla oynamanın ve sessizce ağlamanın normalden çok daha zor olduğunu vurguladı. Sosyal medyadan gelen "Yattığı yerden, konuşmadan para kazanıyor" şeklindeki eğlenceli yorumları tebessümle karşıladığını belirten oyuncu, Mahinur karakterinin ruhuna girebilmek için sette kostümü giydiği andan itibaren kimseyle tek bir kelime bile konuşmadığı itirafıyla dikkat çekti. Rolü uğruna uzun saçlarını hiç beklemediği bir kısalıkta feda etme sürecinden rol arkadaşı Afra Saraçoğlu ile yakaladıkları yüksek enerjiye kadar setteki her anı samimiyetle anlattı. Özel hayatında kızıyla olan ilham verici anne-kız ilişkisine değinen ve sanat dünyasında evlilik yürütmenin zorlukları konuşulurken Ağustos ayında 10. yılına girecek mutlu evliliğinin sırrını "Sevgi, Saygı, Sadakat" formülüyle açıklayan Şengünalp, izleyicilerin merak ettiği tüm soruları içtenlikle yanıtladı.
-Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat?
Güzel, yoğun tempolu ama seviyorum ben yoğunluğu. Yani böyle çok boş kalınca sıkılıyorum. Fazla yoğunluk da insanı biraz gerebiliyor. Fazla boşluk da insanı sıkabiliyor. Denge en güzeli.
-Mimar Sinan'da tiyatro okuyarak mesleğinizin ilk adımlarını atmışsınız. Sizi oyunculuğa teşvik eden şeyi dinleyerek başlamak isterim…
Şanslıyım aslında hayalimdeki mesleği yaptığım için, bunun okulunu okuduğum için ama tabii ki bu bir yolculuktu. Yani ilk 10 yaşımda Bursa'da bir tiyatro kursuyla başladı. O şekilde de devam etti okuldaki tiyatro kulüpleriyle. Ama ilk annemin bana sorduğu soruyla başladı aslında. Bir gösteri izlediğimizde "Sen de orada olmak ister misin?" gibi bir soru, bu yolculuğun başlangıcı diyebiliriz.
-Televizyon yolculuğunuz nasıl başladı?
Mezun olduktan hemen sonra sinema filmiyle başladım. Sonrasında "Kurtlar Vadisi Pusu" dizisiyle hemen başladım. İyi bir başlangıç oldu gerçekten. Çünkü uzun soluklu da bir işti. Ben oyunculuk okudum ama daha çok tiyatro özelinde tecrübem oldu. O da okul sonrasında televizyon adına bir tecrübem olmuş oldu. Üç yıl, üç buçuk yıl kadar sürdü. Yüz bölüm kadar oynadım. O da dizi sektörüne dair üstüne yüksek lisans gibi bir şey oldu hemen akabinde olduğu için. Keyifliydi.
-Nasıl bir deneyimdi sizin için?
Ben çocukken yani ağabeyimin, babamın oturup izlediği ve böyle herkesin evden çıkmadığı o perşembe geceleri… Hani buna çocukken şahit olduğum bir dizinin içinde var olmak benden çok zaten çevremdeki diziyi izleyenleri çok şaşırttı ve mutlu etti. Benim için de çok farklı güzel bir deneyimdi. Yani aksiyonla aslında başlamış oldum oyunculuk anlamında.
KENDİ TERCİHİMLE EKRANDAN UZAK KALDIM
-Kurtlar Vadisi Pusu gibi bir işte rol alıyorsunuz, sonrasında dijital projeleriniz de var fakat pek ekranlarda göremiyoruz A.B.İ.'den önce. Özel bir sebebi var mı bunun?
Aslında daha çok kendi tercihim oldu. Çünkü bir anneyim ben (gülüyor). Bir evlilik yaptım. Şimdi altı yaşında bir kızım var. O çok küçük yaşlardayken zaten biliyorsunuz dizi sektöründe çalışma saatlerimiz çok belirsiz, plansız ve uzun olduğu için yapmak istemedim. Her şeyin bir zamanı var. Şimdiki bu geri dönüş de güzel oldu bence. Tam da böyle hayalimdeki... Aslında hayalini kurduğum bir rol değil tabii. Onu mümkün değil kurmak ama hani oyunculuk adına çok içime sinen; güzel, güçlü bir dönüş oldu.
MAHİNUR KARAKTERİNİ OKUDUĞUM AN AĞLAMAYA BAŞLADIM, "BU ROL BENİM!" DEDİM
-A.B.İ. dizisiyle devam edelim söz etmişken. Diziye dahil olma hikayenizi dinleyerek başlamak isterim.
Normalde "Bunu ne zamana çekiyoruz? Kaç günümüz var?" falan gibi şeyler sorarım. Ama Mahinur karakteri geldiği an okudum ve okurken ağlamaya başladım. Dedim ki "Bu rol benim." İlk defa böyle bir iddialı bir geri dönüş cevap yazdım menajerime de. Öyle de oldu, çok mutluyum. Hatta mistik bir hikayesi daha var. Kızımla bir tartışma yaşamıştık o sabah. İşte anne kız ufak ne olduğunu da hatırlamıyorum ama. "Tamam Maya'cığım artık ben o zaman susuyorum" dedim. Ve gerçekten evrenle o iş birliğimiz… Hani bu kadar olur, 20 küsur yıldır konuşmayan bir kadının hikayesi ve öyle de oldu. Çok büyülü bir süreçti gerçekten.
KONUŞMADAN OYNAMAK ÇOK DAHA ZOR
-Susarak oynamak daha mı zor, yoksa ezber gerektirmediği için daha mı kolay?
Kesinlikle çok daha zor konuşmadan oynamak. Herhalde sahnelerin hepsinde ağlıyorum. Şimdi ağlarken insandan bir ses çıkar ya. Ya da hani konuşurken, bağırırken ağlarsın falan. Sessiz ağlamak da çok zor. Çünkü o sesle duygunu bir şekilde dışarı atıyorsun. Hani işte öfkeni, bağırıyorsun ya da ne bileyim. Hani kendi sesinden güç alıyorsun. Ama hani sessiz ağlamak da çok zor yani sessiz oynamak da zor. Ama benim için inanılmaz bir tecrübe oldu. Çünkü çok kısıtlı zamanda çekiyoruz ya ve hızlı hızlı ilerliyor. Ezber yapmak, sete gelmek, çalışmak… Gerçekten çok zor. Ama ben de yani sahneye çalışıyorum. Hem de karşımdakinin repliklerini ezberliyorum aslında.
-İzleyici sesinizi duyma noktasında epey meraktaydı. İlerleyen bölümlerde duyabilecek miyiz Mahi'nin sesini?
Aslında sesimin duyulduğu birkaç sahne var. Çağla'ya yazdığım bir mektubu kendim seslendirmiştim. Bir de Sinan karakteriyle ilk karşılaşmamızdan sonra yine iç ses olarak ben seslendirmiştim. Ama evet herkes onu soruyor. Ben de merakla bekliyorum. Ama böyle oynamaktan çok keyif alıyorum bir yandan da.
İLK SÖYLENDİĞİNDE ŞAŞIRDIM, BU KADAR KISA KESİLMESİNİ BEKLEMİYORDUM
-Saç kesme kararına da gelmek istiyorum. Uzun saçlarınızı dizi için epey kısaltmanız gerekti. Bu noktada sizi zorlayan bir hikaye olmuş, onu dinlemek isterim…
Hayatımın bir döneminde bir kısa saç istedim. Çünkü genelde hep uzun kullandım. Çocuktan sonra biraz daha bakımı zorlaştığı için biraz kısalttım. Ama küt bile olmadı. Kestireceğim de "Umarım bu bir rolle olur, inşallah bir rolle" olur diyordum. Öyle de oldu. İlk tabii söylendiğinde bir şaşkınlığım oldu. Kısa olacak tamam, ben yaparım ederim ama bu kadar bir kısalık beklemiyordum açıkçası. Ama iyi ki de oldu.
-Sevdiniz mi kısa saçı? Bundan sonra hayatımda da böyle kullanırım der misiniz?
Edebilirim. Yani hazır bu kadar kısaltmışken bir süre daha kullanırım. Uzatması biraz sıkıntı ama. Bu boyu koruyoruz ama ilk başlangıçta daha kısaydı. Hatta dizide de ilk birkaç bölümde falan sahnede saçlarımı yeniden kestiğim bir iki sahnemiz olmuştu. Şimdi Mahi'nin de daha güzel haberler aldığı bölümlere geldik. Şimdilik bir saç kesme krizi yok yani.
-Sette nasıl bir ortamınız var? Nasıl geçiyor sahneler?
Herkes çalıştığı ekip için böyle düşünüyor olabilir ama bence çok güzel bir elektrik yakaladık. Benim herkesle bir sahnem olmadı ama sette bir aradalığımız oldu. Teknik ekipten tut, kameradan tut, herkesle çok iyi ilişkimiz var. Uyum içinde çalışıyoruz. Ben hatta biraz biraz yeni yeni daha o kısa sohbet eğlencelerine katılıyorum diyebilirim. Başlarda birazcık rolü çıkartma kısmı vardır ya, onu bir sindirmek için gerçekten sette konuşmuyordum kimseyle. O kostümü giyiyorum, sete giriyorum ve ekip de bunu biliyor tabii "Arkadaşlar yanlış anlamayın." diye baştan söylemiştim. Kimseyle bir muhabbete girmiyordum, konuşmuyordum. Şimdi o sohbet, o eğlence kısımlarına artık ben de katılıyorum biraz biraz.
AFRA SETİN ENERJİSİNİ YÜKSELTİYOR
-Afra (Saraçoğlu) ile sahneleriniz abla-kardeş ikilisi olarak inanılmaz geçiyor seyirciye. Nasıl bir iletişiminiz var?
Afra çok tatlı, enerjisi çok yüksek. O sete geliyor zaten hepimizin enerjisi yükseliyor. Şey diyoruz "Biraz daha eğlenceli şeyler çekelim." Çünkü sürekli ikimiz de ağlıyoruz ve karşılıklı ağlayıp sarılıyoruz falan. Bu arada onlar için de çok zor. Afra da hep diyor hani "Konuş artık." Karşındaki için de çok zor. Tirat atıyor karşımda, bir cevap gelmiyor. Bir oyuncu olarak konuşmayan birinin karşısında oynamak da çok zor yani.
"YATTIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR" DİYENLER OLDU!
-Unutamadığınız bir sahne var mı bizimle paylaşabileceğiniz?
Ağlayıp sonra hani sahne bitiminden sonra ağlamaya devam ettiğimiz bir sahne oldu böyle sarılıp. Hani sahnede de aslında sarılıp ağlaşıyoruz ama o kadar iyi hissettiğimiz anlar o kadar çok oldu ki… Bir iki kere öyle gerçekten sarılıp ağlamaya devam ettiğimiz anlar oldu. Güldüğümüz de oldu. Yani mesela bir ara benim böyle uyuduğum sahneler çokçaydı. Afra geliyor başıma ya üstümü örtüyor ya beni yatırıyor. Seyircilerden de çok güldüğüm yorumlar gelmişti, "Yattığı yerden para kazanıyor, konuşmadan." diye. Öyle değil tabii ki de ama yani… Uyumak da çok zor bu arada. Çok kolay bir şeymiş gibi görünüyor ama insanın gözünü kırpası geliyor.
KIZIMLA İLİŞKİMİZ İLHAM VERİCİ
-Bir aile dizisi izliyoruz. Sizin kendi kişisel çekirdek aileniz de pek güzel görünüyor. Anne-kız ilişkinizi merak ediyorum…
İlham verici. Ben ondan çok ilham alıyorum. Kız çocukları için de anne bir rol model oluyormuş. Ama bilmem, ilişkimiz "dengeli" diye düşünüyorum. Anne olmak çok güzel bir şey tabii ki. Kız çocuğu sahibi olmak da. Tüm çocuklarımız tabii ki öyle de... Keyifli bir ilişkimiz var şu an. Umarım daha da güzel bir ilişkimiz olur. Şimdiden ben o arkadaş olma durumunu hissetmeye başladım. Biraz böyle durup düşündüğümde birlikte edeceğimiz seyahatler gözümün önüne geliyor. Umarım da öyle olur.
MUTLU EVLİLİĞİN SIRRI 3S'DE
-Sanat camiasında da evlilik yürütmenin bir hayli zor olduğunu görüyoruz. Bu noktada mutlu evliliğinizin bir sırrı var mı?
Bizim Ağustos'ta 10 yıl olacak evliliğimiz. Eşimi de çok seviyorum... Sırrı bence gerçekten saygı. Saygı çok önemli. Birbirine olan saygı ve hoşgörü. Birlikteliliğin dışında zaman tanımak birbirine, ayrı ayrı programlar yapabilmek. Kişisel alanlarının olması. Bunu koruyabilmek diye düşünüyorum ben. Tabii ki bu her kişide değişir. Bizdeki bence gözlemlediğimde böyle. 3S kuralı mı öyle bir şey vardı ya. Bizim nişanda ya da düğünde büyüklerden biri demişti "3S'yi unutmayın." diye. "3S ne?" dedik. İşte sevgi, saygı, sadakat.