"Altı Üstü İstanbul" dizisinde Sado karakteriyle dikkatleri üzerine çeken genç oyuncu Kaan Akkaya, GÜNAYDIN'a özel samimi açıklamalarda bulundu. Oyunculuk uğruna ekonomi eğitimini yarıda bırakma kararını anlatan Akkaya, "Babamla 3 gün konuşmadık" sözleriyle o dönemde yaşadıklarını paylaştı. Aşkı "İki insanın birbirine tatil olmasıdır" diye tanımlayan genç oyuncu, ilişkilerdeki romantik yanından sosyal medyaya bakışına kadar merak edilenlerini anlattı.
-Nasılsın, nasıl gidiyor hayat?
İyiyim, şükür. Her şey yolunda. Güzel. Set güzel gidiyor, hayat güzel gidiyor. İnişler çıkışlar, yoğun tempo. Sevdiklerim yanımda. O kadar, daha ne isteyeyim ki zaten.
-Nasıl bir çocuktu Kaan? Yaramaz, akıllı, deli dolu? Biraz bahsetsene kendinden…
İstanbul Şileliyim. Üsküdar'da doğdum, hep orada büyüdüm. Tek isim sahibiyim, çok önemli bu (gülüyor). Kaan sadece adım. Başka bir ön adım falan yok. Öyle haberler var revaçta bu aralar. Öyle bir şey yok, sadece Kaan Akkaya, bu kadar. Kova burcuyum. 33 yaşında değilim, 25 yaşındayım. Onların hepsini böyle bir düzeltelim. 11 Şubat doğumluyum. Sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Kuzenlerimle aile apartmanında büyüdüm. Bir de ben beş kızın arasında tek erkektim. Her jenerasyondan ablam vardı, her şeye şahit oldum. Bütün taktikleri biliyorum (gülüyor).
KIZ ARKADAŞIMIN YÖNLENDİRMESİYLE MODELLİK YAPTIM, 2,5 GÜN SÜRDÜ
-Oyunculuk serüvenini dinlemek isterim. Bu mesleği seçmeye ne zaman, nasıl karar verdin?
Etraftan sürekli şey duyuyordum, "Yakışıklısın, oyuncu olsana" falan. Hiç orada yoktum ama ben. Bir kız arkadaşım vardı o zaman hayatımda, lise 4'e falan gidiyordum, 18 yaşındaydım. O modellik yapıyordu, beni de motive etti. "Ben de deneyeyim" dedim. İki buçuk gün modellik yaptım. Hiç bana göre değilmiş. Çünkü susuyorlar, benim konuşmam lazım. Gidip duramam ben hiçbir yerde. O yüzden dedim ki "Ben bu işi yapmayacağım." O üçüncü günün yarısında dedim ki "Bana müsaade." Çok saygıdeğer bir meslek ama bende yok. Sonra onu bıraktım. Böyle hep içimin bir köşesinde de oyuncu olmak istiyorum. Konuşmak istiyorum, dert anlatmak istiyorum, bir şeyler yapmak istiyorum. Sonra yine bir tanıdığımın vasıtasıyla tiyatroya başladım.
OYUNCU OLMAK İÇİN OKULU BIRAKTIM, BABAM BENİMLE 3 GÜN KONUŞMADI
-Bu sırada okumaya devam ediyor musun?
Ekonomi okuyordum ben özel bir üniversitede. Ders çalışmaktan da nefret ederim bu arada. Sonra bir gün evde kendimi deli gibi tirat çalışırken buldum. Böyle işte açıp böyle Stanislavski falan okuyorum. Babam gördü, anneme "Elif buna bir şey mi oldu? Gidin bakın iyi mi?" falan dedi. Sonra çok uzun bir süre oradan buradan eğitim aldım. Bayağı gidiyorum geliyorum falan, okul asla umurumda değil. Sonra babama gittim, "Ben okulu bırakıyorum. Sinema televizyon okuyacağım ama oyuncu olacağım. Orada da bir şeyler öğreneceğim" dedim. O sıra babam bir şey okuyordu. Suratıma baktı, cevap vermeden devam etti. Baktı ben ciddiyim, 3 gün konuşmadık. Sonra geldi "Yap ama iyi yapacaksın" dedi. Ama babam sayısalcı bir adam, "Oğlum ülkenin 40 milyon insanı oyuncu olmak istiyor" diyor. "Yani sen istatistiksel olarak yapamayacaksın" diyor. Ben de "Yapacağım" dedim. Ondan sonra çok destek oldu. Babam da sanatçı ruhlu bir adamdır, annem de öyle. Hepsi çok destek oldu, çok güvendiler bana. Güvenmeleri de çok büyük bir sorun. Birisi "Yapamazsın" dese belki daha fazla gaza geleceğim. Bir de ben öyle bir insanım. Bana "Yapamazsın" de, hemen yarın yaparım onu. Sürekli "Sen yapacaksın, olacak" dediler. "Bana öyle demeyin." diyorum üstümde çok baskı hissediyorum falan. Tabii çok uzun bir yoldu bu. Ben bunlara ilk adım attığımda 18 yaşındaydım. Çok uzun bir yoldu yani. Olmuyor, sürekli bir şeyler. Sonra çok özel biriyle tanıştım. Onunla çok iyi bir ekip olduk. Birbirimize çok iyi geldik. Ve mutluyuz yani. Çok sevdiğim işi yapıyorum, keyif alıyorum.
SEMT ÇOCUĞU OYNAMAYI ÇOK İSTİYORDUM, SADO GELDİ
-"Ben Leman" ile güzel bir çıkış yaptın ama "Altı Üstü İstanbul" ile oldukça ses getirdin. Projeye dahil olma serüveninle başlayalım mı?
Ben Leman'dan sonra Bilge Hocamızla görüştük. Ben Leman'da zengin bir çocuktum. "Seni fakir tarafa koyacağım. Sen Sado'sun. Saçlarını da kesiyorum" dedi. "Canıma minnet" dedim. Çünkü çok hoşuma gitti. Düşünmüş, kafa yormuş ve bir karakter yaratmış. Ben de bir semt çocuğu oynamayı çok istiyordum. Kendimi öyle göstermek istiyordum. Yapabileceğimi düşünüyordum. Sonra işte oturduk, çalıştık. Zaten biz işin buralara geleceğini biliyorduk.
TUTACAĞINI TAHMİN ETMEDİK, EMİNDİK!
-Tahmin etmiştiniz yani…
Tahmin etmedik, emindik. Çünkü çok iyi bir dünya kuruldu. Çok başarılı, herkes çok iyi. Teknik ekipten senaristlerimize, oyuncularımızdan yapıma herkes çok iyi. Bir tane sırıtan karakter yok. Bireysel başarıdan ziyade herkesin ekip başarısını önemsemesi, bu çok önemli bizde. Ve gerçekten eğleniyoruz sette, güzel geçiyor.
-Sado dizinin en sevilen karakterlerinden bir tanesi. Ne gibi benzerlikleriniz, farklılıklarınız var?
Yani nevi şahsına münhasır bir karakter. Ben Sado karakterini ilk okuduğum zaman "Bir dert var burada ve benim bunu anlatmam lazım" dedim. Ve tabii ki her insanın kötü geçirdiği dönemler olur. Var Sado ile ortak noktalarımız ama o biraz daha bana kalacak bir şey, onu açıklayamam. Farklılıklar... Sado çok fevri bir karakter. Yeri geldiğinde mantığını direkt bırakıyor. Hemen o anın ateşiyle, enerjisiyle, öfkeyle kalkabiliyor. Ben öyle bir insan değilim. Ben biraz otururlar ölçerim, tartarım. Ondan sonra hareket ederim. Farklılıklarımız çok var. Ben Sado'dan biraz daha sosyalimdir. Çok var, sayarız yani bütün gün (gülüyor).
İPEK ÇOK ÖZEL BİRİSİ, BİRBİRİMİZE İYİ GELDİK
-Oyunculuğunun beğenilmesinin yanı sıra Alina'ya hayat veren İpek ile sahnelerin de bir o kadar seviliyor, sosyal medyada ilgi görüyor. Nasıl bir partnerlik sizinkisi?
İpek çok özel birisi. Çok seviyorum. Çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir dost. Yani güzel bir iş arkadaşı olduk. Birbirimize iyi geldik. Oturduk dertlerimiz olunca açık açık konuştuk. Bir sıkıntı olunca söyledik. İyi bir şey olunca da konuştuk. Çok açık iletişim kurduk her zaman. En önemli şey birbirimizi hiç kıskanmadık. Birbirimize gerçekten destek olduk yani.
-Unutamadığın bir sahneyi bizimle paylaşır mısın?
O vurulduğum sahne, işte ölüyor muyum, ölmüyor muyum merak konusu olan. "Annem sizi emanet" diyorum. O sahne çok önemliydi benim için. Ve biz o sahneyi çektikten sonra mola aldık biraz. Çünkü o atmosferde kötü olduk. Hepimiz o andaydık, herkes çok iyiydi. Hiç oyunculuk yapmayan bir insan bile orada oynardı. Çünkü karşındaki insandan öyle bir oyun oynuyorsun ki orada, gerçek gibi hissediyorsun.
SOSYAL MEDYA KULLANMIYORUM, BENCE SAĞLIKLI DEĞİL
-Sosyal medyada hatırı sayılır bir fan kitlen var. Nasıl dönüşler alıyorsun?
Tabii ki iyi veya kötü yorumlar geliyordu. Ama ben gerçekten bakmıyorum. Hiç yok bende. Ben sosyal medya kullanmıyorum aslında. Yani kullanıyordum ilk 3-4 bölüm ama çok kötü bir şey bir oyuncu için bence. Çünkü bu kadar fazla insanın bu kadar fazla fikrini, düşüncesini duyduğun zaman ister istemez etkileniyorsun. Ve bazen kendi yapacağın şeyleri yaparken yüz kere düşünüyorsun. Bu düşünmek de içindeki her şeyi tamamen yansıtamamana sebep oluyor. Mesela sahne çektim, onun yorumlarını okumam. Onun yorumunu alacağım yer bellidir, hocalarımız vardır oradan alırım yani. Onun dışında bir sahneyi bazıları çok sever, bazıları beğenmez. Ve hepsine maruz kalmak bence sağlıklı değil. Bazı oyuncuya iyi gelebilir bu ama bana gelmiyor.
-Biraz da seni tanımak isterim… Dizi dışında neler yapıyorsun, nasıl bir rutinin var?
Ya ben biraz yalnız kalıyorum bu aralar. Seviyorum yalnızlığı. Yeni şeyler öğreniyorum sürekli. Öğrenmeyi seven bir insanım. Çeşitli hobilerim var. Biraz müzikle uğraşıyorum. Kendime ama. Daha hazır değilim bunu bir yerde göstermeye.
-Söylüyor musun, yazıyor musun?
Söz yazmıyorum çok fazla. Daha çok beste. Çeşitli enstrümanlarla kayıt alıyorum. Üstüne bir gitar solosu atıyorum, bir şey oluyor ortaya sonra dinliyorum onu. Biraz blues yapıyorum. Onun dışında zıpkınla dalmayı çok severim. Denizciyim zaten ben aslında, deniz insanıyım. Onun dışında sporla uğraşıyorum sürekli. Eski yüzücüyüm aynı zamanda.
-Özel hayatında nasıl birisindir? Mesela duygularını yansıtmak zor mudur senin için? Yoksa duygusallık değil de mantığınla mı öne çıkan bir yapın var?
Ya ben mantıksal birisiyim. Ama %70'e %30. Duygusallığım da var tabii ki. Ben çok açık sözcü bir insanımdır. Gerçekten çok samimi birisiyimdir, olduğum gibiyimdir. Hatta en büyük özelliğim her yerde oldum gibi olmamdır diyebilirim.
AŞK İKİ İNSANIN BİRBİRİNE TATİL OLMASIDIR
-Peki, Kaan Akkaya aşkı nasıl tanımlar?
Benim buna çok güzel bir lafım var, imza lafımdır. Aşk şudur; iki insanın birbirine tatil olması gerekir. Ben aşık olduğum kişinin yanına giderken tatile gidiyormuş gibi hissedersem ben oradayımdır. O tatil hissini bildin ama değil mi? O bavulu hazırlarken yaşadığın heyecan... Bir hafta bir yere gideceğiz mesela. Hiç kafanda başka hiçbir şey olmaz. Nereye gideceğini düşünürsün, ne yapacağını düşünürsün, ne yiyeceğini düşünürsün. Yani tamamen anda kalmak, anı biriktirmek, eğlenmek üstündedir ya tatilin aslında. Ve rahatlamak. Bu hislerin aynısını hissetmeyi bekliyorum. Bunları hissedersem derim ki ben aşık oldum, merhaba.
-Aşık Kaan nasıl birine dönüşür?
Hiç susmam. Ben çok iyi bir dinleyiciyimdir aynı zamanda. Onda kalırım, dinlerim. Çok ufak detaylara dikkat ederim. Ufak bir şey söylemiştir ve ben onu alırım. Bir hafta sonra ufak detaydan bir şey yaparım ve kişi anlar ona aşık olduğumu. Bunları hep şeyden öğrendin mi kuzenlerinden? Yok hayır bunlar benim kendi içsel şeylerim tamamen. Bunlar öğrenilecek şeyler değil zaten.
-Aşk için bugüne kadar yaptığın büyük bir çılgınlık neydi?
Ya suşi yapmayı öğrendim bir kere. Çok seviyordu, en sevdiği yemekti. Üç günde öğrendim. Çok da iyi yaptım.
-İlişkilerimde romantik biriyimdir diyorsun…
Biriydim, bayağıdır… Bilmiyorum bir daha öyle bir şey olursa bakacağız.
-Son dönemde sıkça duyduğumuz "ghosting, love bombing, gaslighting, Situationship" gibi terimler hakkında neler düşünüyorsun? Hiç yaşadığın veya yaşattığın oldu mu?
Ya ben hiç ghostlanmadım. Şükür. Ghostlamadım da, herhalde. Belki bir iki kere falan. Üç dört mü? Beş… (gülüyor).
-Hasan Can Kaya'nın "Konuşanlar" programında itiraf ettiğin 'miras' olayı geçen günlerde sosyal medyada gündem oldu. Nedir hikayenin aslı astarı?
Orada 18 yaşındayım öncelikle. Anlattığım şeyler %100 gerçek değil tabii ki de. Zaten gerçek olsa böyle bir şey anlatılmaz. Bir gün dedem rahatsızlanmıştı. "Yine alamadınız paraları" falan dedi. Benim ailemde bu bir şaka konusudur. Çünkü izahı olmayan şeyin mizahı olur. Amcam da "Yine alamadık ya" diyerek dalga geçmişti. O aslında bizim o durumla kara mizahla başa çıkma yöntemimizdi. Ama tabii ki o zamanlar çok gencim. Bizde öyle de, insanlarda öyle mi anlaşılıyor bu? Onun ayrımını yapabilecek yaşta değildim. Ben de orada olayı öyle anlattım. Dedem falan beraber izledik hatta. Amcam bunu söylüyor da dedemin suratına söylüyor yani. "Yine alamadık ya" falan yapıyor. Ama işte biz gülüyoruz buna.