'Altı Üstü İstanbul' dizisinde canlandırdığı Alina karakteriyle geniş kitlelerin beğenisini toplayan genç oyuncu İpek Çiçek, GÜNAYDIN'a özel samimi açıklamalarda bulundu. Karakteriyle arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları değerlendiren güzel oyuncu, "Alina'yla bayağı bir farklıyız, büyümenin bana etkisi oldu" derken, genç yaşta sektöre adım atarken karşılaştığı 'ageism' (yaş ayrımcılığı) engelini de samimiyetle paylaştı. Aşk hayatına dair çarpıcı ifadeler kullanan Çiçek, "Bu zamana kadar hep köklü aşklar yaşadım ama artık mantığı seçiyorum" sözleriyle dikkat çekti.
Altı Üstü İstanbul dizisinin başarılı oyuncusu İpek Çiçek, Günaydın YouTube kanalında "Yasemince İtiraflar" programında bu hafta Yasemin Durna'nın konuğu oldu. Uluslararası İlişkiler okuduğu dönemde tiyatroya yönelip kamera önü oyunculuk eğitimi alarak mesleğe adım atışını ve Datça tatilindeyken gelen telefonla ilk dizisi Elimi Bırakma'ya başlayış hikayesini anlatan genç oyuncu; set dışındaki repo günlerinde zamanını uykusuna, bakımına ve sporuna nasıl ayırdığını neşeyle paylaştı. Sado karakterinin Trakyalı mizacı karşısında Alina'nın zorlandığı dans sahnelerinin perde arkasını aktaran güzel oyuncu; dizide karakterinin alerjisi olan böğürtleni gerçek hayatta çok sevdiğini ifade etti. Sosyal medyada yapılan fan editlerini yakından takip edip yanıt verdiğini de belirten İpek Çiçek, merak edilen tüm soruları içtenlikle yanıtladı.
-Nasılsın, nasıl gidiyor hayat?
İyiyim, güzel gidiyor. Birazcık yoğun. Ama süper gidiyor.
-Nasıl bir çocuktu İpek? Yaramaz, akıllı, deli dolu? Biraz bahsetsene kendinden…
Yaramaz bir çocuktum. Hiç uslu bir çocuk değildim. Ama başarılı bir çocuktum, bence akıllıydım. Hızlı kapıyordum bir şeyleri onu hatırlıyorum. Ama yaramazlık yapmayı seviyordum.
-Taklit falan yapar mıydın, oyunculuk hayali o yaşlarda mı başladı?
Yoktu, oyunculuk çok çocukluk hayali gibi değildi benim için. Biraz yapa yapa olan bir şey oldu. Bir baktım hayatımda zaten hep bunu yapıyorum. Ve dedim ki "Tamam, bu benim işim olsun artık" gibi bir yerde.
-Bu mesleği seçmeye ne zaman, nasıl karar verdin?
Lise döneminde, lise tiyatrosunda aslında ilgilenmeye başladım. O zaman bir oyun çıkarmıştık, "Midas'ın Kulakları" diye. Orada ben Pan'dım. Oradan arkadaşlarım Boğaziçi'nde tiyatro yapmaya başladılar. Onlarla birlikte orada bir yıl tiyatro yaptım. Ondan sonra Bilgi Üniversitesi'nde okudum. Orada bir arayışa girdim ve hep yaptığım şey de oyunculuk oldu. Annem "Hobi olarak yine yap" derdi. Ve birden hobim işim olunca ve çok uzun süre sadece bununla ilgilenince bunu yapmaya karar verdim.
-Ailen hiç karşı çıktı mı peki? "Oyunculuk hobi olarak kalsın, meslek olmasın" diye…
Yok, karşı çıkmadı. Ama meslek olarak bence ilk başta görmüyorlardı oyunculuğu. Olabileceğini düşünmüyorlardı. Ya da bana göre zor bir meslek olabileceğini düşünüyorlardı. Ama böyle bir kösteklik de olmadı. O yüzden bana bir alan tanıdılar. Ben de yaptım gibi oldu.
-Televizyon dünyasına nasıl atıldın? İlkler unutulmaz… İlk projenin teklifi nasıl geldi?
İlk dizim Elimi Bırakma'ydı. Çok hızlı olmuştu. 19 ya da 20 yaşlarındaydım. Yazdı, Datça'da tatildeydim. Orada işte telefonla menajerim aramıştı, öyle öğrenmiştim. Sonra hemen döndüm, iş başladı. Böyle gelişti.
ALİNA'NIN ENERJİSİ YORUCU OLABİLİRDİ
-Elimi Bırakma, Mucize Doktor, Pera Palas'ta Gece Yarısı, Aile, Aktris gibi pek çok işte rol alıyorsun ama büyük çıkışını Altı Üstü İstanbul ile yaptın desek yalan olmaz sanırım. Senaryo ilk geldiğinde ne hissettin, Alina karakterini okuduğunda karakter hakkında neler düşündün?
Bir karakter bana geldiğinde ben şöyle bir şey yapıyorum ve böyle inanıyorum: Bir audition çekeceğimde zaten o karakter benimmiş, ben oynayacakmışım diye düşünüyorum. Ve nasıl oynarım diye kurguluyorum. Bu da bence benim yaratıcılığıma biraz fayda sağlıyor. Çünkü orada biraz özgür oluyorum. Bir seçilme kaygısı ya da birçok kaygıyı gütmeden sadece "Ya nasıl yaparım?" diye merak edip oradan ilerliyorum. O yüzden Alina'da da "Ben bunu nasıl oynarım?" diye biraz düşündüğümü hatırlıyorum ve bence yorucu olabilirdi Alina'nın enerjisi. Ona çok dikkat ettiğimi hatırlıyorum.
-Yani aslında o enerjisi, o neşesi, sosyal medyayı aktif kullanması vs. bunlar senin kattığın şeyler miydi, yoksa karakterden bekleniyor muydu?
Karakterde vardı. Karakterin kendi özellikleriydi. Onu sadece biraz sempatik bir yere çekmek istedim. Çünkü antipatik de olabilirdi yani o da bir tercih olurdu. Ben öyle yorumlamak istedim.
ALİNA'YLA BAYAĞI BİR FARKLIYIZ, BÜYÜMENİN BANA ETKİSİ OLDU
-Alina ile İpek sanki aynı karakter özelliklerine sahipmiş gibi geliyor bize gerçek hayatta. Ne gibi benzerlikleri, farklılıkları var?
Bence bayağı bir farklıyız ama ben böyle Alina bana ilk geldiğinde çok realistik bir karakter gelmişti. Ona yaklaşırken hep böyle o realistiğinden, hatta izlerken ya da onu okurken böyle belki seyirci olarak içimizden diğer karakterlerin yaşadığı şeylere dair yaptığımız yorumları hep Alina'nın seslendirdiğini hissediyordum ve böyle bir iç ses olma özelliği var gibi geliyordu. Ben İpek olarak Alina'yla biraz uzağım bence ama böyle lisede bir dönem Alina'ya çok yakındım. Ve böyle hikayesi falan da beni çok etkiliyor o yüzden Alina'nın. O dönemime bence çok refere ediyor. Öyle bir benzerlik var. Oradan onu çok iyi anlıyorum ama böyle daha eski bir versiyonuma benziyor. Şu anki ben birazcık daha sakinleştim bence birazcık daha büyümenin bana böyle bir etkisi oldu. Mizahımız falan ortak olabilir bugün hala. Mizah yönümü çok seviyorum. O kadar da yok ama evet.
KAAN İLE ÇOK ANLAYIŞLI OLDUĞUMUZ BİR PARTNERLİĞİMİZ VAR
-Oyunculuğunun beğenilmesinin yanı sıra Sado'ya hayat veren Kaan ile sahnelerin de bir o kadar seviliyor, sosyal medyada ilgi görüyor. Nasıl bir partnerlik sizinkisi?
Kaan'la iyi bir partnerliğimiz var. Böyle çok anlayışlı olduğumuz bir partnerlik var. Birçok şeyi konuşuyoruz sahne öncesi. İşte ve şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım diye kararlar da verdiğimiz oluyor bazen. Sahneler de buna çok hizmet ediyor yani çok güzel yazılmış oluyor. "Orayı nasıl oynayalım, burayı nasıl oynayalım?" falan diye çok konuşuyoruz bunları. Ve seviyoruz da. Ben Sado ve Alina'yı çok seviyorum. Bence Kaan (Akkaya) da çok seviyor. O yüzden onları canlandırmak bizi eğlendiriyor.
DANS SAHNELERİNDE ZORLANDIĞIM OLUYOR
-Unutamadığın bir sahneyi bizimle paylaşır mısın?
Dans sahnemiz bizim için zorlayıcıydı. Yani Kaan'la bir o var bence. Danslarda böyle "Nasıl yaparlar?" diye düşünüyoruz. Sado karakteri tabii ki bunu hemen yapabiliyor. Çünkü onun Trakyalı olmasından dolayı hemen role girebiliyor. Ben de dans etmek istiyorum ama "Tamam Alina bilmiyor. Alina o kadar yapamaz." diyorum. "Alina nasıl yapar?" diye böyle düşündüğüm, zorlandığım oluyor.
-Aranızda böğürtlenle ilgili de bir zıtlık var. Sado karakteri çok severken Alina karakterinin alerjisi olduğunu gördük. Böğürtlenin böyle bir ikon haline gelmesi durumunu nasıl yorumlarsın? Böğürtlenle gerçek hayatta İpek'in arası nasıldır?
Böğürtleni çok seviyorum. Hiç böğürtlene alerjim yok. Genel olarak alerjim yok.
-Sosyal medyada da hatırı sayılır bir fan kitleniz var. Nasıl dönüşler alıyorsunuz?
Ya çok iyi yorumlar alıyoruz. Hep çok güzel. Yani böyle gerçekten hiç kötü yorum görmedim. O bana biraz enteresan geldi ama çok da mutlu oluyorum tabii ki. Zaten ben de sosyal medyada çok etkileşim halinde olan biriyim. Gördüğüm yorumlara cevap veriyorum. Yapılan editleri falan da çok izliyorum. İzlediğimi de belli ediyorum yani. Çünkü seviyorum o iletişimde olmayı. O yüzden iletişimimiz güzel gidiyor.
-Eleştiri alsan, acımasız yorumlara maruz kalsan üzülür müydün?
Yok takmazdım. Yani bir eleştiri olarak alırdım, eğer bir eleştiriyse. Ama böyle kişisel bir görüşse onu çok kafaya takacağımı düşünmüyorum.
ŞÖHRET ŞU ANDA KORKUTUCU BİR BOYUTTA DEĞİL
-Bir anda gözde bir dizide gözde bir karakter oldun. Getirileri güzel ama popüleritenin korkutucu yanları da var mı?
Şu an çok korkutucu bir boyutta değil. O yüzden şu anki deneyimimle beni korkutmuyor.
SEKTÖRDE AGEISM VAR, BU ZORLUĞU YAŞADIM
-Genç yaşta atıldığın bir sektör. Zorluklar yaşadın mı?
Şöyle bir şey; bence bu işte en büyük farkı orada hissediyorum. Bir ageism var bence sektörde genel olarak. İşte "Küçük görünüyorsun" yorumlarının artık daha farklı boyutları var yani. Ve bu işte ilk defa genç insanlarla çalıştığım için ve hepimiz birbirimize benzediğimiz için çok iyi hissettim kendimi. Bence tek yaşadığım zorluk buydu. Yani bir tek bunu söyleyebilirim. En çok ageizmle ilgili şeyler duyuyorum. Bir görüntünün aslında insanın belki bazen işini yapmasını etkilemesi falan o biraz zor oluyor.
-Biraz da seni tanımak isterim… Dizi dışında neler yapıyorsun, nasıl bir rutinin var?
Uyurum. Çok uyurum. Uyumayı çok seviyorum (gülüyor). Spor yapıyorum. Evimi toparlıyorum. Senaryomu okuyorum. Ezberimi yapıyorum. Repolarım genelde böyle geçiyor. Biraz Alina için bakımlı olmam gerekiyor. İki üç haftada bir tırnaklarımı yaptırıyorum. Saçlarıma bakım yaptırıyorum falan. Böyle derken zaten repom bitmiş oluyor. Arkadaşlarımı görmeye çalışıyorum. Öyle.
-En büyük kusurun nedir? Kendine en çok hangi konuda kızarsın?
Herkesin güzel çıktığı bir açı var ya. Ben sol açımı beğeniyorum. Sadece bir minik açı problemi. Onun dışında yok ya. Hayır, çok mutluyum. Sağlıklı olduğum için, bedenimin bana sunduğu imkanlar için. Çok memnunum. O yüzden öyle bir şeyim yok.
-Aşkı da konuşalım… İpek'in dünyasında aşk nedir, nasıl tanımlar?
Ya bence bu benim için çok değişti. O yüzden de bunu tam bulamıyorum şu anda. Biraz bir bakmam lazım "Aşk neydi?" falan gibi (gülüyor). Daha önce böyle birlikte büyümek, birlikte iyileşmek, böyle şeyler hoşuma gidiyordu. Ama şimdi bunlar çok hoşuma gitmiyor. Şimdi aşk birazcık daha nasıl bir şeye dönüştü onu merak ediyorum ben de. Henüz bilmiyorum.
BU ZAMANA KADAR HEP KÖKLÜ AŞKLAR YAŞADIM
-O zaman gerçek aşkı bulamadın gibi yorumlayabilir miyiz?
Tuzak bir soru mu bu? (gülüyor). Yani aşk bence değişiyor. Yaşa göre, o dönemki ihtiyacına göre. Yani nasıl hissetmek istiyorsun? Bence insanı çeken şey biraz o oluyor. O hikayedeki senin yerin seni çekiyor bence o aşkta. O da böyle değişiyor yani. Çünkü sen de değişiyorsun. Aşka bakışın da değişiyor ya da bir ilişkiye. Böyle çok euforik de olabilir. Hemen uçucu bir etkisi de olabilir, bazı aşklar öyledir. Bazıları da daha böyle sanki köklü oluyor. Ben daha çok hep böyle köklü aşklar yaşadım. Ve öylesini seviyordum. Şimdi bilmiyorum ama yani. Şu an bilmiyorum gerçekten.
AŞKTA ARTIK MANTIĞI SEÇİYORUM
-Hiç aşk ile mantık arasında kaldın mı? Bu iki durum arasında tercihin ne olur?
Yani aşk çok mantıklı bir şey değil zaten. Ben de genelde şey diyordum, "Bu hiç mantıklı değil ama bunu yapmak istiyorum." Şimdi belki 20'lerin başıyla sonu arasındaki fark bu olabilir, biraz kriterlerim oluştu bence. Yani "Yok, bu buna kapı açabilir ve bu benim sınırımı zorlayabilir. O yüzden teşekkürler." gibi bir yere geldi. O yüzden bu mantıksa galiba artık mantığı seçiyorum.