Yüksel Aytuğ, son yazısında Berlin Film Festivali'ne damga vuran iki farklı tavrı ve bu tavırların perde arkasında yatan detayları masaya yatırıyor. Emin Alper'in çok konuşulan siyasi ödül konuşmasına sert eleştiriler getiren Aytuğ, aynı organizasyonda yer alan Özgü Namal'ın dikkat çeken "milli" çıkışını ise neden özellikle takdir etti? İşte detaylar...
Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı kazanan yönetmenimiz ödül konuşmasında şöyle dedi:
"Benim halkım, yalnız değilsiniz. Dört yıldır cezaevinde olan sevgili arkadaşım Çiğdem, yalnız değilsin. Tayfun, Can ve Mine, siz de yalnız değilsiniz. Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala, 9 yıldır Selahattin Demirtaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve şu anda hapiste olan diğer tüm belediye başkanları. Yalnız değilsiniz."
Adı geçenlerin neden içeride olduğunu artık herkes gayet iyi biliyor. Niyetlerini de, arkalarında hangi emperyalist güçlerin olduğunu da. Belli ki bu konuşma metni de aynı güçler tarafından yazılıp, yönetmenin eline tutuşturulmuş. Ödül karşılığında...
Ne kolay değil mi, düşman mevzilerinin arkasından Türkiye'ye atıp tutmak? Kolaysa aynı sahneden; çocuk kanı içen, 10 yaşındaki kızlara tecavüz eden Epstein tayfasına sallasana? Ya da sıkıysa Trump'a, Netanyahu'ya Gazze katliamının hesabını sorsana oradan? Verirler mi o zaman adama ödül, mödül?
Aynı organizasyonda yer alan Özgü Namal ise tuzağa düşmedi. Basın söyleşisinde kendisine sorulan kasıtlı bir soruda hemen "milli" bir duruş sergiledi.
Bir yabancı gazetecinin, filmin Almanya'da geçmesinden hareketle Türkiye'de aynı hikâyenin anlatılıp anlatılamayacağına ilişkin sorusu üzerine Özgü Namal "Burada bir düzeltme yapmak durumundayım. Filmimiz Türkiye'de hayata geçirilemeyecek bir proje değildir. Çekim mekanı, zorunluluktan değil, tercihten kaynaklanmıştır" diyerek provokasyona engel oldu.
Neyse ki Namal'ı da biliyoruz, diğerlerinin ne mal olduğunu da...
Cep telefonu ve televizyonlarıyla bu savaşı izleyen anne-babalara uyarıda bulunan Klinik Psikolog Hande Işın, görüntülere maruz kalan 12 yaş altındaki çocukların psikolojik tehlike altında olduğuna dikkat çekiyor:
"Çocuklar savaşın uzaklığını algılayamaz. Küçük bir çocuk için penceresinden sokaktaki savaşı izlemek ile televizyondaki savaşı izlemek arasında kendisinde bıraktığı etki anlamında çok fark yoktur. Bu durum onlarda kalıcı psikolojik hasara sebep olabilir. Çocukların savaş hakkındaki sorularını geçiştirmeyin. Önce kendi kaygınızı kontrol altına alın sonra da çocuğunuza güven verin. Hayatın normal şekilde sürdüğünü yaşayarak anlasınlar. Gece uyuyamama veya altını ıslatma gibi travma belirtilerini görenler ise muhakkak bir uzmana başvursunlar."
OLAN YİNE ZEHRA'LARA OLDU
Yine filler tepişti, çimler ezildi. İsrail'in vahşi suikastında Hamaney ile birlikte 14 aylık torunu Zehra da hayatını kaybetti.
Şu bebeğin güzelliğine, masumluğuna, ışıldayan gözlerine bir bakın. Hangi ideoloji, hangi siyaset, hangi ekonomik ve politik çıkar, hangi zafer (!) onun bir tek gülücüğüne değer ki?
Zehra'ların kanında boğulun inşallah!..