Barış Manço'nun dillere pelesenk olan ölümsüz eseri "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa"nın arkasındaki gerçek hayat hikayesi tüm detaylarıyla gün yüzüne çıktı. Birçoğunun sadece anonim bir deyimden ibaret sandığı ve usta sanatçının 1971 yılındaki Kıbrıs ziyareti sırasında öğrenip şarkılaştırarak ölümsüzleştirdiği cömert ağanın, yoksullukla noktalanan yaşam öyküsü ve mezarının yapılış süreci dikkat çekti!
Türkçede "kim olduğu bilinmeyen" kişiler için kullanılan "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deyimi, yaygın bilinenin aksine kurgusal bir söylenimden ibaret değil.
1800'lü yıllarda Kuzey Kıbrıs'ın Göçeri köyünde yaşayan Mehmet Cezzar Sarı Çizmeli'nin cömert yaşam öyküsü, usta sanatçı Barış Manço'nun eseriyle ölümsüzleşti.
KIBRIS'IN İHTİYAÇ SAHİPLERİNE KUCAK AÇAN AĞASI
1878 yılında Göçeri köyünde dünyaya gelen Mehmet Cezzar Sarı Çizmeli, bölgedeki çiftliklerin sahibi olan zengin bir toprak ağasıydı.
BARIŞ MANÇO 1971 YILINDA HİKAYESİNİ ÖĞRENDİ
Efsanevi sanatçı Barış Manço, 1971 yılında konser vermek üzere gittiği Kıbrıs'ta Göçeri köylülerinden Mehmet Ağa'nın yaşam öyküsünü dinledi.
Bu hikayeden etkilenerek unutulmaz "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" eserini besteleyen Manço, şarkının geniş kitlelere ulaşmasının ardından araştırmalarını sürdürdü.
1982 YILINDA MEZARINI YAPTIRDI
Barış Manço, ilerleyen yıllarda Mehmet Ağa'nın torunlarıyla iletişime geçerek ailenin izini buldu.
İŞTE USTA SANATÇININ DİĞER ŞARKILARINDAKİ ANLAMLI HİKAYELER...
Türk müziğinin öncü isimlerinden Barış Manço, 90'lı yıllarda çıkardığı şarkılarla adeta bir fırtına gibi esti.
"Halil İbrahim Sofrası", "Domates Biber Patlıcan", "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa", "Arkadaşım Eşek", "Can Bedenden Çıkmayınca", "Nane Limon Kabuğu", "Alla Beni Pulla Beni", "Kara Sevda" ve "Hal Hal" gibi eserleriyle milyonların gönlünü kazanan Manço, sadece şarkılarıyla değil, televizyon programı "7'den 77'ye" ile de herkesin sevgilisi olmuştu.
Ne var ki, 1 Şubat 1999'u gösterdiğinde Barış Manço, sevenlerine istemeden de olsa veda etmek zorunda kaldı. Ölümü yalnızca müzik dünyasını değil, her yaştan insanı derinden etkiledi. Geriye ise onun unutulmaz şarkıları ve milyonlarca hayranının kalbinde taze bir yer bırakan eserleri kaldı. Manço'nun şarkıları kimi zaman neşeli, kimi zaman hüzünlü olsa da, her birinin ardında dokunaklı ve derin bir hikaye yatıyordu.
"HAL HAL" ŞARKISININ BİLİNMEYEN HİKAYESİ!
Bu eserler arasında 1980'li yıllara damga vuran, ritmiyle herkesi yakalayan "Hal Hal" şarkısının ise bambaşka bir yeri var. Birçok kişinin merak ettiği o meşhur "Nazo Gelin"in kim olduğu ve şarkının ortaya çıkış süreci, aslında iki farklı ilhamın birleşmesinden doğuyor.
KAPIDAKİ MİSAFİR: NAZAN ŞORAY
Şarkının hikayesi, o dönem yeni bir albüm hazırlığında olan usta Yeşilçam oyuncusu Türkan Şoray'ın kız kardeşi olan Nazan Şoray'ın, Barış Manço'nun Moda'daki evinin kapısını çalmasıyla başlıyor.
Şoray'ın şarkı talebine başta "Elimde hazır bir beste yok" yanıtını veren Manço, sanatçının üzüldüğünü görünce kıyamıyor ve ona özel bir beste yapacağının sözünü veriyor. Sadece birkaç gün sonra ise karşımıza o efsane nakarat çıkıyor: "Hal Hal".
İKİ İLHAM BİR ŞARKI: CEMO VE NAZAN
Şarkıdaki "Nazo Gelin" karakteri aslında hem gerçek hem de kurgusal bir zemine oturuyor.İlk ilham, şarkıyı ilk seslendiren isim olan Nazan Şoray'ın bizzat kendisi. Barış Manço, şarkıyı Şoray'a ithafen "Nazo Gelin" sembolü üzerinden kurguluyor. İkinci ilham ise Kemal Bilbaşar'ın ünlü eseri "Cemo".
Manço'nun zihnindeki o güçlü kadın figürü, şarkının ruhunu şekillendiren asıl edebi kaynak oluyor. Hatta Manço'ya vaktiyle "Cemo"nun film müzikleri için teklif gittiği ancak askerlik görevi nedeniyle bu projenin gerçekleşemediği biliniyor.
BAŞARI VE ALTIN PLAK
Nazan Şoray, şarkıyı ilk duyduğunda büyük bir heyecan ve duygu yoğunluğu yaşayarak stüdyoya giriyor. Şarkı yayımlandığı an listeleri altüst ederken, Şoray'a kariyerindeki o meşhur Altın Plak ödülünü kazandırıyor. Albüm kapağındaki imajından şarkıdaki ifadelere kadar her detay, bu iki büyük sanatçının dostluğu ve ortak vizyonuyla şekilleniyor.
Bugün "Hal Hal", sadece bir dönem şarkısı değil; Barış Manço'nun dehası ve Nazan Şoray'ın yorumuyla birleşen, edebiyattan müziğe uzanan çok özel bir hatıra olarak yaşamaya devam ediyor.
"GÜLPEMBE"DE SANDIĞINIZ GİBİ BİR AŞK ŞARKISI DEĞİLMİŞ!
Bu hikayeler arasında en dikkat çeken bir diğer şarkı ise herkesin aşk şarkısı sandığı "Gülpembe"ydi. 1981 yılında yayımladığı "Sözüm Meclisten Dışarı" albümünde "Ali Yazar Veli Bozar" ve "Arkadaşım Eşşek" gibi unutulmaz parçalarla birlikte yer alan "Gülpembe", yıllar boyunca milyonların gönlünde özel bir yer edindi.
ANCAK ASIL HİKAYE ÇOK FARKLIYDI!
Dinleyenlerin bir aşk şarkısı olarak bildiği bu parça, aslında Barış Manço'nun küçük yaşta büyük bir sevgi beslediği babaannesine yazılmıştı. Babaannesine olan düşkünlüğüyle bilinen Manço, ninesi vefat ettikten sonra ona ithafen bu şarkıyı kaleme almıştı.
"GÜLPEMBE BENİM BABAANNEM"
Yıllardır farklı farklı şekillerde karşımıza çıkan bu şarkının asıl anlamını Barış Manço gerçeği şu sözlerle açıklamıştı: "Gülpembe kimdir? Gülpembe benim babaannem. Akçapakça bir İstanbul hanımıydı. 15 torunu vardı ama en çok benimle anlaşırdı. Onun anılarıdır bende Gülpembe. Vefat ettiği zaman ben 13-14 yaşlarındaydım. İşte o yaşlardaki hüzünlerimin süzülmüşüdür Gülpembe. Çoğu insan genç bir kıza yazdığımı sanıyor ama hayır… Hoş, babaannem de bir zamanlar genç kızdı tabii. Dedemin başını döndürdüğüne göre. Yani Gülpembe benim babaannem."