Yıllardır dile getirilen altyapı uyarılarına rağmen dere yataklarına inşa edilen projeler, Cendere'yi yeniden su baskınlarıyla baş başa bıraktı. Dedelerimizin 'Cendere' adını verdiği su yolunda yaşanan ihmaller silsilesi ve kentin değişen çehresini, ironi dolu bir eleştiriyle Günaydın yazarı Yüksel Aytuğ bugünkü köşesinde kaleme aldı.
Peşin peşin söyleyeyim, amacım felaketlerle dalga geçmek, selde hayatını kaybedenlerin hatırasına saygısızlık etmek değil. Lakin yıllardır bu şehrin altyapı sorunlarını ciddi ciddi yazdım, fayda etmedi. Bu kez acı biberi, mizah balına daldırıp, öyle ağızlarına tıkayım dedim, belki iş görür.
Adı üzerinde, Cendere... Yani dedelerimiz bu su yolunun bir yerlerde tıkanıp, sıkıştığını görerek dereye bu ismi vermişler. Peki biz ne yapmışız? Derenin yolunu kanallar açıp rahatlatacağımız yerde üzerine 24 katlı rezidans dikmişiz.
(Bari binanın altını su değirmeni yapsaydınız da un öğütüp, garajda üst üste yığılan ciplerinizin zararını karşılasaydınız)
Adı üstünde Vadi... Yani tepelerden süzülen su orada toplanır, dere olur, akar... Gel de bir kez daha atasözlerine kulak verme: "Tepeye ev kurma yel alır, dereye ev kurma sel alır..."
Artık İstanbul'un tünellerine girişte ehliyet, çıkışta amatör denizci belgesi soruyorlar. Yok eğer Boğaz hattındaysanız, Sahil Güvenlik yanınıza kılavuz kaptan almadan yola devam etmenize izin vermiyor.
(Ben çoktan otomobilimdeki yedek lastik haznesinde can simidi taşımaya başladım bile... Siz bagajınıza iki takım olta da atın. Malum, palamut zamanı, en azından yolda canınız sıkılmaz...)