Atv ve Sabah Gazetesi'nde 29'uncu yılıma giriyorum. Bu gözler bu 29 yıl içinde neler görmedi ki? Hem de en ön koltuktan.
Marmara depreminin henüz dumanları tüterken Atv'nin haber merkezindeydim. Abdullah Öcalan'ın yakalanıp uçakla Türkiye'ye gelmek üzere olduğunu yine aynı haber merkezinde ilk öğrenenlerden biriydim. 11 Eylül saldırılarına, 17-25 Aralık kumpasına ve nihayet 15 Temmuz darbe girişimine aynı noktadan gazeteci olarak şahitlik ettim.
Gazeteciliğin sadece haber vermek değil, inandığın yolda "duruş göstermek" olduğunu burada öğrendim.
Teröre karşı dimdik duran da, ülkeye barışın gelmesi için taşın altına elini koyan da bizlerdik.
İki büyük depremin yaralarını sarmak için seferber olan, "Merak etmeyin, devlet görev başında. Ne idüğü belirsiz derneklere prim vermeyin" deyip halkı uyaran da bizdik.
15 Temmuz'a en üst perdeden direnen, FETÖ'yü tüm kılcal damarlarına kadar deşifre eden, her platformda sorumluların peşine düşen de bu grup oldu.
Milli savunma sanayi hamlesinden, ülkeyi refaha çıkartacak yeni enerji politikalarına kadar memlekete fayda sağlayacak her girişime sahip çıkarak, tüm dezenformasyona rağmen gerçekleri halka duyuran da biz olduk.
Şimdi de kirli dijital medyanın çocuklarımıza ve gençlerimize kurduğu tuzaklara karşı büyük bir kampanya başlattık. Türkiye'nin geleceğine ipotek koymak, kültürel değerlerimizi tahrip etmek isteyen, hedef olarak karşılarına milli medyayı koyan, bu milleti haksız rekabet yöntemleriyle soyup, parayı hiçbir vergi ödemeden yurt dışına çıkaranlara bu sütunlardan savaş açtık.
Mesele "memleket" ise geri kalan her şeyi teferruat sayıp, elde bayrak en önde koştuk, koşmaya da devam edeceğiz.
Bu böyle biline...
MİDEM FENA BULANDI
Çocukluğum Marmara Adası'nda geçti. Daha sonra tekne sahibi olup kaptan ehliyeti de aldım. Denizcilikle bağım hiç kesilmedi. Ayrıca televizyonda görüş belirten tecrübeli denizcileri de dikkatle dinledim. Buna sezgi mi dersiniz, öngörü mü yoksa tecrübeden damıtılmış özel bir his mi bilmem ama bu olay midemi fena bulandırdı.
Her şeyden önce bir katamaranın alabora olması çok zordur. Bunun için altındaki paralel teknelerin ağır hasar alması gerekir. Bu facianın, batış görüntüleri sırasında kaydedilen yarım metrelik dalgayla oluşması mümkün değil. Aklıma öncelikle büyük bir bakım hatası geliyor.
Bu görüşümü destekleyen çokça iddia var. Gemi, satın alınmadan önce yurtdışında büyük bir kaza yapmış ve o haliyle envantere girmiş. Uzun süre kısa mesafelerde çalışmış. Ardından bir süre atıl halde bekletilmiş. Hasarlı bölgesi kapsamlı bir tamirden ziyade yama yöntemiyle kapatılmış. Filo şirketince Kıbrıs seferleri yapmaya başlamasının ardından üç yıl önce Kıbrıs'ın Taşköprü bölgesinde karaya oturup yeniden hasar almış ve yine "idare edecek kadar" onarılmış.
Bir başka ciddi iddia ise gemiyi kullanan kişinin kaptanlık ehliyetinin olmadığı, bir başka kişinin evrakı üzerinden işlem yapıldığı ve sefer sırasında mürettebat değil, yolcu olarak listede yer aldığı yönünde.
Yara enfekte olmadan bu iddiaların açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
BU NASIL BİR SAPIKLIK?
İstanbul'da bir güzellik salonunun sahibesi, odalara gizli kamera yerleştirerek elde ettiği, müşterilerinin epilasyon görüntülerini para karşılığında sosyal medyada paylaşmış.
Olay başlı başına iğrenç de, benim asıl midemi kaldıran, kıl tüy kazıma işlemi gibi berbat bir görüntünün para karşılığı talep edilmesi.
Allah'ım, biz nasıl sapıklarla aynı havayı soluyoruz?..
Şeref kürsüsü
Kütahyalı kuaför Mehmet Kartal, insanların ve sokak hayvanlarının yaralanmasını önlemek adına eski jiletleri çöpe atmayıp teneke kutularda biriktirerek geri dönüşüme gönderiyor.