Seray Sever'in Bodrum'daki evine konuk olduk; ünlü sunucu ve oyuncu, doğayla iç içe kurduğu huzurlu yaşamının kapılarını bizler için araladı. 2018'de evlendiğinde aldığı radikal kararla evini Bodrum'a taşıyan ve çocuklarının doğumuyla birlikte tam zamanlı Ege yaşamına geçen Sever, Ege'deki sakin hayatını ve annelik heyecanını samimiyetle anlattı. "Dadı" ve "Kurtlar Vadisi" gibi efsane projelerdeki oyunculuk kariyerinden sunuculuk yıllarına uzanan serüvenini içtenlikle paylaşan ünlü isim; 30 doktorun girdiği riski yüksek doğum sürecinden "Dünya Güzellerim" setinde yaşadığı skandallara, Kenan Işık'la olan unutulmaz anılarından estetik ve menopoz açıklamalarına kadar pek çok konuda ezber bozan itiraflarda bulundu… Seray Sever, Günaydın YouTube kanalında bu haftaki konuğum oldu. Hayat hikayesinden kariyer sürecine, merak edilenlerini anlattı.
Ekranların ve sunuculuk dünyasının sevilen ismi Seray Sever, Günaydın YouTube kanalında "Yasemince İtiraflar" programında bu hafta Yasemin Durna'nın konuğu oldu. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi mezunu olmasına rağmen kamera önünde olmayı seçtiğini belirten Sever, kariyerinin ilk yıllarında yüksek eğitimi ve altyapısı nedeniyle dışlandığını "Çok saf kalıyordum, sektör beni yozlaştırdı" sözleriyle itiraf etti. "Kurtlar Vadisi" çekimlerinde Necati Şaşmaz'ın o dönem oyuncu olmaması nedeniyle bir silah çekme sahnesinin 8 saat sürdüğünü ve ekip olarak perişan olduklarını anlatan ünlü isim; "Dünya Güzellerim" setinde ise Bülent Ersoy hazırlansın diye gece 2'de sete başladıklarını, yönetmenin bile kaçtığı başıboş bir süreç yaşadıklarını samimiyetle paylaştı. Geç yaşta ikiz annesi olmanın zorluklarına da değinen Sever; hamilelik ve lohusalık sürecinin ardından yaşadığı menopoz dönemini ve üç radikal hormon değişimini ilk kez bu kadar açık dile getirdi. İşte röportajın tüm detayları…
-Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat Bodrum'da?
Hayat burada çok keyifli geçiyor. Biz zaten çocuklar doğmadan önce o kararı vermiştik. 2018'de evlendiğimizde bu evi aldık. "Çocuklar geldiğinde biz Bodrum'da yaşayacağız." dedik. Eşimin şartıydı, "İstanbul'da yaşatmam" dedi. Ben de ona hak verdim. İşte çocuklar doğdu, ondan sonra da geldik. 4 senedir tam zamanlı buradayım. Tabii arada işlerim olduğunda uçağa atlayıp gidip çekimimi yapıp geliyorum. Ama buradaki yaşam benim için daha keyifli, daha sakin, trafiksiz. Çünkü İstanbul'a gittiğimde o aradaki farkı çok iyi görüyorum. Hatta İstanbul'daki evi kiraya bile vermemiştim uzun bir dönem hani gideriz, gitmeyiz, ne olur ne olmaz diye. Sonra bir iki çekime gittikten sonra "Yok, Bodrum'dayız." dedim. Ve temmuz ağustosta burada acayip trafik oluyor. Bodrum'da yaşayanlar için aslında kötü sezon temmuz ağustos gibi. Onun dışında çok keyifli. Ekimde bile yüzebiliyoruz. Burada evimin önü deniz, çocuklarım çok keyifli bir yerde okula gidiyorlar. Doğanın içinde tavuklar var, horozlar var; evde de kaplumbağamız, kirpimiz, kedimiz, su kaplumbağamız var… Doğayla iç içe büyüyorlar. Benim bilmediğim ağaç isimlerini onlar biliyorlar. Çok akıllılar. İki cimcimeyle harala gürele bir hayat... Yani tempo hiç bitmiyor. Kendime haftada iki gün pilates, bir gün masaj ayırabilirsem ne ala.
-Herkesin Ege kasabasına yerleşme hayali vardır ya, tam o hayali yaşıyor gibisiniz…
Tam o değil aslında. Neden biliyor musun? Şimdi İstanbul'da çok bunalıp Ege kasabasına gitmek biraz daha sakin olabilir. Ben gelirken buraya şunu düşündüm: İyi hastane olacak mı? İyi okul var mı? Ben evimden ne kadar mesafede nereye ulaşabiliyorum? Çocuklar doğru düzgün beslenebilecekler mi? Hep bunları düşündüm. Dolayısıyla biz bu şartları sağladık. Bir de şimdi çiftlik yapıyor eşim. Çocuklar daha doğal beslensin diye. İşte hayvanlarımız falan var. Daha orada evi yapmadık. Ama çocuklar bu ortamda daha sağlıklı ve kaliteli büyüsünler istiyoruz.
BİR DÖNEM DIŞLANDIM, BENİM EĞİTİMİMDE VE ALTYAPIMDA İNSAN PEK YOKTU
-Boğaziçi Ekonomi bölümü mezunusunuz ve Matematik Ödülleri'nde dereceniz var. Neden televizyon dünyasına girdiniz? Bu alanda bir şeyler yapmayı düşünmediniz mi?
Yaptım. Ekonomi programı yaptım, başka şeyler yaptım ama şöyle söyleyeyim, çok iyi bir öğrenciydim. Hedefim de belliydi. Boğaziçi Üniversitesi'ni istiyordum. Hatta bir soruyu yanlış işaretleyip ekonomiyi kazandım. İşletme birinci tercihimdi ikinci tercihim geldi. Okul hayatım da çok güzel geçti. Ama herhalde içimde başka bir aşk da var. Ben sahnede ve kameralarda rahat eden bir insanım. Oradaki altyapım ve aile yapım beni bu ortamda korudu. Anne baba bir ve çocuklarının çok üstüne düşüyorlar, güzel bir aile. Üstüne iyi bir eğitim. Hatta bir dönem dışlandım ben. Çünkü çok fazla benim eğitimimde de altyapımda da insan ortamımızda yoktu.
ÇOK SAF KALIYORDUM, SEKTÖR BENİ YOZLAŞTIRDI
Ben böyle saf kalıyordum. Her söyleyene inanıyorum gibi bir durumum vardı. Sonra iki ortamı birbirine adapte etmeyi öğrendim. Biraz yozlaştırdı tabii beni. Bizim ortam biraz daha yoz bir ortam çünkü. Sonrasında tekrar dedim ki "Kendimi bulmam lazım." Hatta prodüksiyon şirketi kurdum. Çünkü öyle bir noktaya geliyorsunuz ki bir bakıyorsunuz magazinde mesela, magazine laf söylemek için söylemiyorum ama sizinle alakalı olmayan haberler oluyor. Sonra "Sağlam duracağım" diyorsunuz deriniz kalınlaşıyor, bu sefer siz yozlaşıyorsunuz. Onu takmam, bunu takmam derken bir imaj oluşuyor. Aslında o kişi değilsiniz ve kendinizi ortaya çıkarmak istiyorsunuz. Bunların karmaşasını kendi içimde çok yaşasam da güçlü durdum. Herhangi bir tuzağa düşmedim. Çok sağlam yürüdüm. Bir tek eksiğim kendi ailemi kurabilmekti. O gerçek aşkı bulmak, çocuklara sahip olmak… O da çok geç zamana kadar anca geldi. Ama şimdi çok kendimim zaten insanlar artık görüyorlar. Eğitimimin bana artısı oldu. Şimdi onu görüyorum.
-Kime göre geç, kime göre erken? Demek ki bu zamanda olması gerekiyormuş…
Çocuklarınızla beraber geçirebileceğiniz zaman sonuçta kısıtlı. Ama artıları şu: Ben yaşayacağım şeyleri yaşadım. Doya doya işimi yaptım. Her istediğimi yaptım. Gene yapabilirim ki yapıyorum. Çok doğru, istediğim bir insanla evlendim. Çocuklarıma çok daha iyi vakit ayırabiliyorum. Tabii biraz daha endişeli bir anneyim. Bir de erken doğum oldukları için… Çok küçük doğdular. Biri 1 kilo 700 gram, biri 2 kilo 100 gram doğdu. 34 hafta 2 günde doğurdum. Bir de biraz sıkıntılıydı doğum. 40 gün önce de babamı kaybetmiştim. Yani böyle orası çok karmaşa oldu ve bana bir endişe yüklendi. Hani "Nasıl yapacağım? Ben bu işin altından nasıl kalkacağım?" Bir de çok ve düzenli bir insanımdır kendi hayatımda. Yani çok kurallarım vardır. Ne yapacağım gün içinde bellidir. Onu yapmaya çalışınca ben çok yoruldum. Ama sonra oturdu her şey. Şimdi benim için iki tane kız arkadaşım var.
KENAN IŞIK'IN VEFATINI İLK DUYDUĞUMDA ARABAYI BIRAKIP HASTANEYE KOŞTUM
-Bu arada dizilerden bahsedelim isteyeceğim ama Kenan Işık'ın vefatından sonra yaptığınız paylaşım yüreğime dokunmuştu söylemeden geçmek istemiyorum…
Allah rahmet eylesin. Bu arada o da Seray Sever ve Erkekler'le programıma gelmişti. Acayip güzel konuşmalar olmuştu hiç unutmuyorum. Aslında kadınlarla erkekleri bir arada yaşatıyorlar ama kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle yaşasa daha iyi. "Arada bir araya gelse daha iyi olmaz mı?" demişti (gülüyor). O zaman o da manşet olmuştu. Allah rahmet eylesin nurlar için de yatsın. İlk olayı duyduğumda Etiler'de trafikteydim arabada. Yanımda, yine Allah rahmet eylesin diyeceğim Cengizhan diye çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Çok kişi kaybettim son yıllarda. Neyse onunla beraberdik. Trafik ilerlemiyordu, arabayı bıraktık ve metroya atladık, hastaneye gittik. Dediler ki "İyi, 3 gün uyutacağız. 3 gün sonra inşallah güzel sonuçlar alacağız." Hiç unutmuyorum o gidişimi. Ondan sonra tabii iyi olamadı.
DADI'DA OYNAMASI İÇİN ZOR İKNA ETTİK, SONRA ÇOK SEVDİ
Hayat pamuk ipliğine bağlı zaten. Millet şimdi birbirini parçalıyor. Hele pandemiden sonra herkes hep bana hep bana'ya döndü farkındasınızdır. Az iş çok kazanç olsun. Hep bana hep bana olsun, hep kendini koruyor insanlar. Ama hayat öyle bir şey değil yani. Vefat ettiğinde arkandan nasıl konuşulduğu çok önemli bence. Kenan Işık çok özel bir insandı. Çok da keyifliydi çalışması. Onu çok zor ikna etmiştik o Dadı'da oynaması için. Devlet tiyatrolarının başındaydı. İşte "Ben yapamam" diyordu. Ve bir demo çekimi yaptık. İlk Haldun (Dormen) ağabeyle ben belliydim orada. Allah rahmet eylesin diyeceğim yine Haldun ağabey için. Dediğim gibi yani çok zor ikna oldu. Ondan sonra sevdi, keyif aldı. Başta oyuncu koçu da o olacaktı. Ama dağılmasın diye Fatih Aksoy halletti. Böyle çok güzel günler geçirdik. Çok uzun yıllar geçirdik. Ve o dizi bittikten sonra da ilişkimiz hep devam etti. Haldun abiyle de Kenan'la da. İyi ki de yapmış ama o dönem. Yani iyi ki yapmış ve iyi ki hala ulaşabiliyorsun. Bizim yaptığımız işin artısı o işte. Bir şekilde ulaşılabilir oluyorsun.
KURTLAR VADİSİ'NDEKİ DERYA ROLÜ HAYALİMDİ VE EKSİK KALDI
-Kurtlar Vadisi'nden de bahsedelim… Kült olmuş efsane dizilerden bir tanesi. Sizdeki yerini merak ediyorum.
O benim hayalimdeki bir roldü ve eksik kaldı. İlk ölenlerden biriydim. 26 bölümde mi neydi, öyle bir bölüm sayısında benim karakterim öldü. Ekipte bazı aksilikler vardı. Zaten öyle bir şey oldu ki ilk ben, sonra Oktay (Kaynarca), sonra zaten yapımcı yok edildi falan. Orada başka sıkıntılar oldu. Dolayısıyla o bende karakter rol olarak soğuk, sert ama içinde duygusal ve eksiklikleri olan bir mafya kadınıydı. O, bende eksik kalmış bir rol. Öyle bir rol oynamak çok isterdim. O rol bana biraz eksik kaldı.
YILLAR SONRA "SENİ GERİ DÖNDÜRSEK Mİ?" DEDİLER
Yıllar sonra bir yerde Soner'le (Yalçın) karşılaştık. "Ya seni döndürsek" falan dedi. "Nasıl döndüreceksin? İkizi olarak mı döndüreceksin" dedim. Karakter çok sağlam aslında, diziyi bizimle tutturdular çünkü. Oktay (Kaynarca), ben, Selçuk (Yöntem) öyle tutturdular. Çünkü o zaman Özgü (Namal) daha yeni adım atıyordu. İşte Necati (Şaşmaz) oyuncu değil zaten, şimdi olduysa bilmiyorum ama. Yani baktığında bizimle tuttu. Ve çok değerli tiyatro sanatçıları vardı, o heyet acayip sağlamdı. Öyle tutturuldu. Ben 6 gün geceli gündüzü çalışıyordum. Yani her gün çekim günü vardım onu hatırlıyorum. 48 saat hiç uyumadan çalıştığımı bilirim. Zaten öyle öyle biriktik. Necati'nin bir silah çekme sahnesinin 8 saat sürdüğünü bilirim. Yani oyuncu olmadığı için o dönem yaptırmaya çalışıyor yönetmenimiz de Osman Sınav. Acayip iddialı kare kare çeken bir yönetmendi. Dolayısıyla biz orada perişan oluyorduk.
DÜNYA GÜZELLERİM'DEN HİÇ ÖDEME ALAMADIM
-Programlara da değinmeden geçmeyelim. En son Dünya Güzelleri miydi?
Dünya Güzelleri yapılamadı. Aslında biz çektik. Normalde 13 bölümü yayınlanacaktı. 40 gün çekim yaptık. Fakat sette Bülent Ersoy'un makyözüyle bayağı ters bir şeyleri oldu. O basına yansıdı. Kanal programı kaldırdı. Kaç bölüm yayınlandı bilmiyorum. Sonra dijitalde yayınladılar. Hatta davalıyız şu an yapımcısıyla. Hiçbir şey alamadık. Diğer herkes ödeme almış. Hiçbir ödeme almadığımız için şu an davalarımız sürüyor. Hatta sözleşme yapılmadı falan demiş, imzalı sözleşme var önümüzde onlara itiraz ediyor. Yani kendi imzasına itiraz ediyor. 40 bölüm yayınlanmış iş var.
BÜLENT ERSOY HAZIRLANSIN DİYE PERİŞAN OLUYORDUK!
İnsanlar diyorum ya enteresanlar. Vefa bitmiş insanlarda, ben onu görüyorum. Oraya iki çocukla gitmiş, emek vermiş, cebimden bir sürü para harcamışım. Ve çok yorucuydu çünkü gece 2'de set başlıyordu. 9'da başlayacak set, Bülent hanım hazırlansın diye 2'de başlıyordu. Sabah 5'e kadar çoluk çocuk perperişan… Buna rağmen işimi yaptım, seti tamamladım. Ama böyle şeyler yaşıyoruz işte.
SETTEN YÖNETMEN BİLE KAÇTI, BAŞIBOŞ BİR SETTİ
Ya çok enteresan bir dönemden geçiyoruz. Ben yapımcılık yaptım, her oyuncumun parası peşin ödendi. Hepsinin yedikleri, içtikleri her şey önlerindeydi. Ulaşımları vs. her şeyleriyle rahat ettirdim. Çünkü oyuncu rahat, iyi ve güvende olmalı ki o ışığı parlasın diye düşünüyorum. Setten yönetmen bile kaçtı, öyle söyleyeyim. Son iki haftası yönetmensizdi, yapımcı yoktu öyle başıboş bir setti.
ÇOK CİDDİ ANLAMDA TÖVBE ETTİREN BİR İŞTİ
-Bülent Hanım yüzünden miydi hepsi?
Yani bilmiyorum. İşi idare etmekle ilgili, kolay bir ekip değil tabii ki. Ama çok ciddi anlamda bana tövbe ettiren bir işti. Başta çok hevesli başlamıştım. Ben başta moderatör olarak girmiştim. Ondan sonra "Hadi dörtlü olsun" dediler ama olmuyor. Orada mesela görüntülerde sadece bir kişiye photoshop yapılıyor, diğerleri daha kötü çıkıyor falan saçma sapan şeyler vardı yani. Olacak işler değil. Bir işin patronu yapımcıdır. Bitti. Yapımcı ne derse odur, yönetmen de yapımcının ekibidir. Yani ben öyle bir yapımcıydım. Hani benim bir oyuncum "Ben güzel çıkacağım, sen kötü çıkacaksın" dediğinde o oyuncu o sette olamazdı, anlatabiliyor muyum? Biz öyle baktık bu işe, öyle de yürüdük. Ama şimdi başka kafalar gidiyor.
DOĞUMUMA 30 DOKTOR GİRDİ, HASTANEDEN ÇIKAMAYACAĞIM SANDIM
-Biraz da annelik konuşalım. Zorlu bir süreç oldu ama çok tatlı iki kızınız dünyaya geldi. Şimdilerde tüm vaktiniz onlarla geçiyor. 49 yaşında anne olmak sizi zorladı mı?
Bir kere hamile kalmaya çalışma aşaması çok zor oldu. İlk 5 ay çok rahattım yalnız. Çok az kilo aldım, sporumu yapıyorum, yüzüyorum falan evimde her şeyimi kendim yapıyorum. Sonra 5. ayda bir koronavirüse yakalandık ailece. Kalp kapakçığım su topladı, nefes alamamaya başladım, panik atak başladı, babam hastaneye düştü falan. Orası bir travmaydı ve çok acıydı. Sonra 32. haftada bebekleri alalım istediler benim hayatımı riske atmamak için. "Olmaz" dedim. Rahat rahat doğsunlar, biraz daha büyüsünler istedim. Kortizonlar başladı. 34. haftaya kadar geldim ama benim ameliyatım çok uzun sürdü, 3,5 saat. İlk bebekler alındı hemen hızlıca. Allah'tan ciğerleri sağlamdı beklediğimiz için. Onlar hemen küvöze kondu. Ben ilk günü yoğun bakımda geçirdim. 25-30 kişi vardı ameliyatımda. En az 10 doktor vardı. 10 ünite kan, 4 ünite trombosit... Hastaneden 20 günde çıkabildim. Artık başıma bir şey gelirse, "Şu şöyle olsun, bu böyle olsun" falan dedim. O kadar hastaneden çıkamayacağım sanmıştım. Oradan da çıktık geldik ama bugünlere.
-Bir de ikiz olması ekstra zorlu olmuştur…
Ben hep ikiz istiyordum. Küçüklükten beri "Benim ikizlerim olacak" diye dolaşıyordum. O yüzden çok mutluyum, çok şükür. Geç yaşta anne olduğum için kardeşiyle beraber büyüsün istedim. Hani birbirlerine hep destek olsunlar hayatta. İnsan onları düşünüyor ister istemez. Zorun ötesi şimdi ilk bir çocuk doğurduğunda orada amatörlüğünü atıyorsun, öğreniyorsun. Mesela iki tane daha doğursam çok güzel bakarım. Hiç de zor gelmez.
YENİDEN ÇOCUK İSTERİM AMA KOCAM İSTEMİYOR
-İster misiniz?
İsterim tabii. Benim kızlar da ister ama kocam istemiyor artık bitti. Ve o ameliyatta rahmin %70'i alındığı için zaten istesem de hani... Ben bir de hamile kalmayı da çok sevdim. Erken doğurmaya başlasam 10 tane çocuğum olurmuş. Allah biliyor da o yüzden bu yaşta verdi (gülüyor).
-Anne baba olduktan sonra eşinizle ilişkiniz nasıl şekillendi?
Eşimle biz birbirini çok seven, çok aşık olarak evlenen iki insanız. Ve çok da keyif alarak vakit geçiririz. İşte akşam müziğimizi koyarız, mangalımızı yakarız, sabah yürürüz, yüzeriz falan bunların hepsini yapıyorduk. Hiçbir şey yapamıyoruz şu an. Birlikte bir 30 dakika dizi dahi izleyemiyoruz. Bakın 4 sene oldu çocuklarla beraber yatıyoruz. Bundan mutluyuz. Sırayla dizildik, yatakları birleştirdik. Bir tane çift kişilik, bir tane tek kişilik. Dedik ki hani iki yaşına gelene kadar tamam bu işi çözeriz, 2 senesi var falan. Ama yok üç sene oldu, dört sene oldu hala öyleyiz. Şimdi en büyük aşk çocuklara döndü galiba. Eve koşarak geliyor, Sevgililer Günü'nde kızlarına çiçekler alıyor. Çocuklar biraz daha büyüsün zaten kendilerini biraz dışarı verecekler diye düşünüyorum. O zaman belki bir şeyler biz de yapabileceğiz herhalde.
İLK DEFA KONUŞUYORUM BU KONUYU… ÇOK ZORLANDIM!
-İnsan her yaşında değişim, dönüşüm yaşar derler… 40'lar 50'ler size neler getirdi, yaşadınız mı bir değişim, dönüşüm?
Yaşadım. Bir kere şöyle söyleyeyim menopoz kısmı. İlk defa konuşuyorum bu konuyu da… Önce hormonlarla hamile kalmaya çalışıyorsunuz. Sonra doğum yapıyorsunuz, anne oluyorsunuz, ve lohusalık. Arkasından bir iki sene sonra da menopoz. Kadında üç tane radikal hormon değişimi… Çok zorlandım. Yani bazen sabah kalktığımda ayaklarımı yere basamıyorum. Zaten gece de uyuyamıyorum. Cilt kuruyor falan... Ancak şu anlamda şanslıyım; geç yaşta anne olduğum için yaşama beni bağlayacak ve enerji verecek iki tane çok sağlam kızım var. Oyun oynamak istiyorlar, onlarla çocuk oluyorsunuz. Çocuk oldukça içinizdeki çocuğu besliyor. Dolayısıyla o anlamda çok şanslıyım. Ama tabii ki cildiniz kuruyor mu, başka şeyler oluyor mu? Bunlar oluyor. Onlar için de tabii ki iyi doktorlar, replasmanlar var. Yüzüme işte vitaminler yaptırıyorum. Estetiğe daha gelemedik. Gerekirse onu da yaptırırım.