SABAH Spor Müdürü Murat Özbostan, Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanan derbinin ardından yaşanan olayları değerlendirdi. Murat Özbostan dikkat çeken ifadeler kullandı.
Galatasaray'ın Fenerbahçe karşısında 2-1 kazandığı maçtan sonra yaşanan olaylar dış basında geniş yankı uyandırdı. SABAH Spor Müdürü Murat Özbostan, Galatasaray – Fenerbahçe derbisi sonrası yaşanan olayları mercek alına aldı. İşte Murat Özbostan'ın derbideki gerilime dair görüşleri…
Türk futbolunun en büyük sorunlarından biri, söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki uçurum. Her fırsatta marka değerinden söz ediyor, Avrupa'da büyümekten, dünya futbolunda söz sahibi olmaktan bahsediyoruz. Yayın ihaleleri, sponsorluklar, uluslararası pazarlama hedefleri… Rakamlar büyüsün, futbolumuzun itibarı yükselsin istiyoruz. Peki, bütün bu büyük hedeflerin ortasında sahada yaşananlara ne diyeceğiz?
Derbide düdük çaldı, maç bitti ama futbolun konuşulması gereken yerde kavga konuşuldu. Kerem Aktürkoğlu ile Sallai arasında başlayan sözlü tartışma, Abdülkerim ile Brown arasındaki fiziksel arbedeye dönüştü. Oyuncuların birbirlerini yere düşürdüğü, formaların yırtıldığı, diğer futbolcuların, yedeklerin ve teknik ekiplerin de olaylara karıştığı görüntüler ortaya çıktı. Öyle bir noktaya gelindi ki polis ve güvenlik güçleri sahaya girmek zorunda kaldı.
Şimdi bir kez daha soralım: Biz bu görüntüleri daha ne kadar izleyeceğiz? Futbol elbette bir mücadele oyunu. Derbilerde tansiyonun yükselmesi, oyuncuların zaman zaman sinirlerine hâkim olmakta zorlanması anlaşılabilir. Ancak anlaşılması mümkün olmayan şey, rekabetin kontrolsüz bir kavgaya dönüşmesi.
SAYGI VE HEYECAN DA ÖNEMLİ!
Marka değeri yalnızca televizyon ekranlarından alınan gelirle, sponsorluk anlaşmalarıyla veya milyonlarca Euro'luk transferlerle ölçülmez. Marka değeri, bir ülkenin futbolunun dışarıdan nasıl görüldüğüyle de ilgilidir. Sahadaki kalite kadar disiplin, rekabet kadar saygı, heyecan kadar güven de önemlidir.
Düşünün; TFF yeni hedefler koyuyor. Kulüpler Birliği, kulüplerin ekonomik gücünü ve Türk futbolunun uluslararası değerini artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Önümüzde önemli yayın ve gelir hedefleri var. Ancak tam da bu hedeflerin konuşulduğu dönemde dünyaya hangi görüntüyü veriyoruz? Futbolcuların birbirine girdiği, teknik ekiplerin olaylara karıştığı ve güvenlik güçlerinin sahaya girmek zorunda kaldığı bir tablo! Bunun adı marka değeri değil, marka değerine zarar vermektir.
DIŞ BASIN HAZIR KITA BEKLİYOR
Üstelik uluslararası basının Türkiye'deki futbol olaylarına ilgisi ortada. Derbide yaşananlar da yabancı basında geniş yankı buldu. Sert başlıklar, kavga görüntüleri ve futbolun önüne geçen olaylar… Biz futbolumuzun kalitesini anlatmaya çalışırken dışarıya başka bir hikâye sunuyoruz. Oysa uluslararası alanda itibar kazanmak istiyorsak, önce kendi sahamızda güvenli, saygın ve profesyonel bir futbol ortamı oluşturmak zorundayız.
Sürekli gerilimin beslendiği, her maçın saha dışındaki tartışmalarla büyütüldüğü bir ortamda sağduyu çağrılarının ne kadar karşılık bulduğu da sorgulanmalıdır. Kulüpler Birliği kulüplerin ortak çıkarlarını savunurken ortak sorumluluklarını da hatırlamalıdır. Çünkü futbolun itibarı, tek tek kulüplerin değil, bütün sistemin meselesidir.
Yaşanan olayların ardından disiplin süreçleri elbette işletilmeli, görüntüler incelenmeli ve sorumlular hakkında kurallar çerçevesinde karar verilmelidir. Fakat mesele yalnızca ceza vermekle kapanmamalı. Asıl mesele, aynı görüntülerin bir sonraki derbide yeniden yaşanmamasını sağlamaktır. Bunun için de kulüplerin, federasyonun ve futbolun bütün paydaşlarının samimi bir özeleştiriye ihtiyacı var.
BİR DE SAÇ ÇEKME BAŞLADI!
Hangi teknik adam doğru hamleyi yaptı, hangi futbolcu maçın kaderini değiştirdi? Futbolun doğal gündemi bunlar olmalı. Forması yırtılan, birbirine saldıran, arkadaşları tarafından güçlükle ayrılan oyuncuları konuşmak değil.
Bir de şu soruyu soralım: Futbolcuların milyonlar kazandığı, kulüplerin büyük ekonomik hedefler peşinde koştuğu bir düzende, sahadaki profesyonellik neden aynı ölçüde gelişmiyor? Herkes gelirlerin artmasını istiyor ama bu gelirleri ve itibarı ayakta tutacak davranış standartları ne kadar önemseniyor?
Türk futbolu artık bu çelişkiyle yüzleşmek zorunda. Avrupa'da büyümek istiyorsak Avrupa'nın yalnızca gelir modelini değil, profesyonellik anlayışını da ciddiye almalıyız. Büyük futbol kültürü; kaybetmeyi bilmek, rakibe saygı duymak ve en gergin anda bile kontrolü kaybetmemektir. Sonuçta derbiler kazanılır, kaybedilir. Rekabet devam eder, tartışmalar zamanla unutulur. Ama milyonların hafızasında kalan görüntüler kolay silinmez.