Estonya'nın Pärnu kentinde düzenlenen Baltık Açık ve Estonya Masterlar Şampiyonası'nda piste çıkan Çiçek Solon Şensoy, 83 yaşında 100 ve 200 metrede iki altın madalya kazandı. Üstelik kısa süre önce İzmir'deki Masterler Türkiye Şampiyonası'nda da 100 metre, 200 metre ve gülle atmada üç altın madalyanın sahibi olmuştu. Şensoy'un hikayesini özel kılan ise yalnızca bu yaşta hâlâ madalya kazanması değil. 1960'lardan beri atletizmin içinde. Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde İstanbul Bölgesi atletizm antrenörlüğü yaptı; 1974'te ilk kadın kadrolu atletizm antrenörü oldu. Çocukluğunda kaldırımda önünde yürüyenleri bile geçmeye çalışan Şensoy'la 60 yılı aşan atletizm hikâyesini konuştuk.
- İnsanların size en çok sorduğu soru herhalde "Bu yaşta hâlâ nasıl koşuyorsunuz?" Sahi hala niye koşuyorsunuz?
- Koşmak hayatımın olmazsa olmazı... Yürümeye başladığımdan beri en sevdiğim şey koşmaktı. Yolda, parkta, okulda, sonra pistte koştum. Sevdiğim işi yaptım. O yüzden bu işten ayrılmayı düşünemiyorum, hâlâ... Bir disiplin ve program çerçevesinde yürüttüğüm için bu yaşta da koşabiliyorum. Çok uzun yıllar ara vermiş olsam belki bu kadar randımanlı olmayabilirdi.
- Çocukken okul yolunda bile önünüzde yürüyenleri geçmeye çalışıyormuşsunuz. Beş yaşındaki Çiçek neden herkesi geçmek istiyordu?
- Tamamen içgüdüseldi. İlkokula uzun mesafe yürüyerek giderdim. Kaldırımda önümde yürüyen kişinin önüne geçmek için bile hızımı artırırdım. Kimse bana bunu yap demedi. Bundan mutlu oluyordum. Okula giderken uzun bir yokuşumuz vardı. En tepedekini hedef alıp onu bile geçmeye çalışırdım.
- "Koşarken kendimi özgür hissediyorum" diyorsunuz. Bugün piste çıktığınızda hâlâ aynı duyguyu yaşıyor musunuz?
- Tabii ki. Hatta pist tamamen bana ait olduğu zamanlarda daha fazla mutlu oluyorum.
Son günlerde sabah çok erken çalışıyorum ve pist bana ait oluyor. Oradaki mutluluk beni en rahat koltukta oturmaktan daha fazla mutlu ediyor.
- 17 yaşındayken Roma Olimpiyatları'nı izleyip "Bir gün ben de orada koşacağım" diye hedef koymuşsunuz. Olimpiyat hayali ne oldu?
- O görüntü ve o gün hissettiğim istek içimde hiç bitmedi. Belki bir ütopyaydı ama hep "Neden olmasın?" diye düşündüm.
Olimpiyata gidecek seviyeye gelemedim. Masterlar kategorisine geldiğimde "Olimpiyata gidemedim ama masterların dünya şampiyonaları var. Orada yarışırım, olimpiyat duygumu orada tatmin ederim" dedim.
Polonya'da Dünya Şampiyonası'nda koştum ve finale kaldım. Dünya Şampiyonası'nda altıncı, Avrupa Şampiyonası'nda dördüncü oldum.
- 1970'lerde sokakta koşanlara "deli gözüyle bakıldığını" anlatıyorsunuz. Türkiye'nin sporla ilişkisi nasıl değişti?
- 60'larda ve 70'lerde spor, tesislerde yapılan bir şeydi. Sokaklarda kimse koşmazdı.
Ben "7'den 77'ye" adı altında gruplar oluşturarak sokaklarda da koşulabileceğini göstermeye çalıştım. Gülhane Parkı'nda, Sarayburnu'nda koşardık. 60 yıl içinde halkın, okulların ve devletin spora bakış açısı değişti. Bugün Türkiye'nin birçok ilinde yarışlar yapılıyor.
- Eşiniz Oktay Şensoy'la tanışmanız da atletizm sayesinde olmuş...
- 1960'ta üniversiteye kayıt olduğumda spor kulübüne de gittim ve atletizm yapmak istediğimi söyledim. "Atletizm şubemiz açık değil" dediler. Ben bu talebimi yıllarca tekrarladım. Beşinci yılın sonunda antrenörümüz atlet bir arkadaşını yanıma getirdi.
"Sana atletizm şubesini açmadık ama bu arkadaş sana yardımcı olacak" dediler. İşte o Oktay Şensoy'du.
- 20 yaşındaki bedenle 83 yaşındaki beden aynı değil. Bugün nasıl antrenman yapıyorsunuz?
- Gençliğimde günde iki antrenman yaptığım oluyordu. Şimdi müsabaka yaklaştıkça haftada beş gün antrenman yapmaya çalışıyorum. Diğer zamanlarda gün aşırı çalışıyorum.
Yürüyüşe hiç ara vermiyorum. Çünkü kas eridiği zaman tekrar yerine getirmek çok zor. O kası kaybetmemem gerekiyor. Antalya'da pistte, ormanda ve sahilde çalışıyorum.
Pistte çalışacaksam sabah 7'de gidiyorum çünkü hava çok ısınıyor.
- Estonya'da 100 ve 200 metrede iki altın madalya kazandınız. Bu yaşta başka bir ülkede İstiklal Marşı'nı dinlemek nasıl bir duygu?
- Bunu tarif etmek için yaşamak lazım.
İnsanı son derece onore eden, gururlandıran, göğsünü kabartan bir duygu. Bunu herkesin yaşaması lazım.
- Kaç madalyanız olduğunu biliyor musunuz?
- Bilmemin imkânı yok. 60'lardan bahsediyorum. O zaman her yarışta madalya da verilmezdi; bazen seramik tabak, vazo, bardak gibi ödüller verilirdi. Evde dört büyük dolabın ve büyük bir camekânın içinde ödüller var, kolilerde olanlar da var. Kızım Ceylan'la konuşurken en az 600'e yakın olduğunu hesapladık. Ama saymadım, sayamam da. Hediye ettiklerim de var.
ENGELLİ KOŞMAMA İZİN YOK!
- 2024'te 80 yaş kategorisinde 60 metre, 200 metre ve güllede üç Türkiye rekoru kırdınız. Hâlâ kendi derecenizle mi yarışıyorsunuz?
- Daima kendi derecemle yarıştım. Bir başkasının derecesini hedef almadım. Kendi yaptığım derecenin daha iyisini yapmaya çalıştım. Şu anda 65, 70, 75 ve 80 yaş kategorilerinde rekorlarım var. Gülle benim asıl branşım değil, ben sprinterim. Aslında engelli koşmak istiyorum ama çevrem izin vermiyor.
- "Düşersiniz" diye mi korkuyorlar?
- Evet ama ben korkmuyorum. Eğer kaslarımı güçlendirmezsem o zaman korkmaya başlayabilirim. Bunca yıldır salonda ağırlık çalışıyorum. Bugün dahi salondan geldim. Kaslarım güçlü olursa neden düşeyim? Beslenmeme de dikkat ediyorum. Kaslarım için ne gerekiyorsa o şekilde besleniyorum.
- Siz yorulmadınız ama ben yoruldum. Son sorum: Bugünün genç atletlerinin sizin kuşağınızdan en büyük farkı ne?
- Biz toprak zeminde koşuyorduk, bugün sentetik zeminde koşuluyor. Ayakkabılarımız, kullandığımız araç gereçler çok ilkeldi.
Şimdi her şey koşuyu kolaylaştıracak, hızı artıracak ve dereceyi iyileştirecek şekilde gelişti.
Gençler eskiyi bilmediği için bunların bir nimet olduğunu bilemiyor. Bir de yaptıkları işi sevgiyle yapmıyorlar. Her şeyde bir çabuk bıkma durumu var. Çok büyük yarışlarda başarı elde etmiş atletler bile bir süre sonra bıkıp başka yönlere gidebiliyor.
ÇİÇEK HANIM'IN TAKVİMİ 17 VE 20 EYLÜL
Bükreş, Kreova'da Balkan Şampiyonası var. Türkiye çok büyük bir katılımla burada yarışacak. Masterlar Balkan Şampiyonası. Aşağı yukarı 80 kişi gidiyoruz. hedefim kürsü inşallah. Kendi derecemin en iyisinden ziyade kürsüye, Balkanlarda kürsüye çıkmak.
KIŞ AYLARI
Türkiye salon birinciliği. Ama salon birinciliğinden önce Bursa'da ve İstanbul'da bir 5 kilometrelere katılmayı planlıyorum. O da sadece keyif verdiği için orada olmuş olmak için yani bu işten keyif aldığım için. Daha sonra Balkan Salon Şampiyonası var. Onun yeri daha yeri belli olmadı.
HOŞGELDİN 2027
Avrupa ve Dünya Şampiyonaları Amerika'da olacak. Ekonomik açıdan gitmem mümkün değil. Vizem de yok. Onun için 2027'de daha yakın ülkelerdeki yarışmaları takip edeceğim.
Kimi at biner, kimi yürür, kimi koşar. Yani herkes kendine uygun bir hareket şekli bulmalı.
Hareket etmek için doğru beslenme gerekir. Doğru beslenmek ne demek? Önce aşırı beslenmemek.
Dengeli beslenin, az yiyin. Hareket ederek fazla kilolarınızdan kurtulun. Aşırı kilo size hamallık yaptırır.