Anadolu toprakları, asırlık gizemleriyle dünya arkeoloji tarihinde yer almaya devam ediyor. Niğde'nin Çiftlik ilçesinde, deniz seviyesinden tam 2 bin 172 metre yükseklikteki sönmüş bir volkanik dağın zirvesinde yer alan Tabal Krallığı'na ait Göllü Dağ antik kenti görenleri hayrete düşürüyor. Bu gizemli dağ şehri; milimetrik şehir planlaması, devasa kapı aslanları ve inşaatı bitmeden aniden ıssızlığa gömülen sır dolu hikayesiyle keşfedilmeyi bekliyor.
Anadolu coğrafyası, ezber bozan arkeolojik keşifleriyle dünya tarihini şaşırtmaya devam ediyor. Niğde'nin Çiftlik ilçesinde, sönmüş bir volkanik dağın tepesinde konumlanan Göllü Dağ Antik Kenti, sadece sıra dışı mimarisiyle değil, taşıdığı derin ve çözülememiş sırla da uzmanları büyülüyor. MÖ 8. yüzyılda Demir Çağı Anadolu'sunda hüküm süren Geç Hitit krallıklarından Tabal'a ait bu şehir, dağ zirvesindeki konumuyla adeta bulutlara komşuluk ediyor.
Arkeolojik araştırmalar, kentin antik çağ mimarisi ile doğal peyzajın dünyada nadir görülen bir birleşimini sunduğunu ortaya koyuyor. Sönmüş volkanın zirvesindeki krater gölünün hemen kenarına kurulan kent, hem su ihtiyacını bu doğal kaynaktan karşılıyor hem de gölü devasa bir dış sur sistemiyle kuşatarak savunma kalelerine dönüştürüyordu.
Günümüz modern şehirlerinde uygulanan simetrik ve ızgara planlı cadde-sokak düzeni, bundan 2 bin 800 yıl önce bu dağın zirvesinde kusursuzca uygulanmıştı.
"Aslanlı Kent" olarak da bilinen Göllü Dağ'ın en yüksek noktasına inşa edilen saray ve tapınak kompleksinin girişinde, dönemin ihtişamını özetleyen muazzam heykeller gün yüzüne çıkarıldı. Beyaz andezit taştan yontulmuş, yaklaşık 1,5 metre yüksekliğinde ve 2 metre uzunluğundaki devasa çift başlı aslan heykelleri ile aslan figürlü sütun kaideleri, krallığın kudretini simgeliyor.
Kazılarda elde edilen iki adet çift başlı aslan, kapı aslanları ve yarı işlenmiş sfenkslerin (insan başlı aslan) büyük bölümü günümüzde Kayseri ve Niğde Arkeoloji Müzelerinde koruma altında sergileniyor. Dört aslanla süslenmiş ünik bir sütun kaidesi ise Göllü Dağ'da doğanın kalbinde yer alıyor.
Göllü Dağ Antik Kenti'ni Anadolu arkeolojisinde asıl sıra dışı yapan şey, kentin içinde barındırdığı devasa gizem. Kazılarda ortaya çıkarılan aslan heykellerinin, sfenkslerin ve sütun kaidelerinin birçoğunun yarım kalmış, işçiliği tamamlanmamış olduğu görüldü.
Daha da önemlisi, kazı alanında günlük yaşama dair seramik, çanak, çömlek gibi evsel buluntular neredeyse yok denecek kadar sınırlı. Arkeolog Mustafa Eryaman, bu verilerin kentin henüz tam kurulum ve inşa aşamasındayken, halk içine hiç yerleşemeden aniden terk edildiğini gösterdiğini belirtiyor.
2172 metre yükseklikteki bu muazzam kentin neden bir anda kaderine terk edildiğine dair kesin bir bilimsel kanıt yok. Ancak bilim insanları; dağın zirvesindeki aşırı sert iklim koşullarını, ani bir düşman saldırısı tehdidini, salgın hastalıkları ya da o dönem bölgeye hakim olan Tabal Krallığı içindeki büyük siyasi çalkantıları ana nedenler arasında gösteriyor.