Yeşilçam filmlerindeki bir tiratta veya tozlu bir romanın sararmış sayfasında kalan bu 10 kelimeyi çoğu kişi bilmiyor. Günümüzün dijital hızına ve sosyal medya jargonuna yenik düşen, duyulduğunda başka bir dil sanılacak unutulmuş Türkçe kelimeleri derledik. Siz kaçını biliyorsunuz?
Sosyal medyanın, kısaltmaların ve küresel terimlerin günlük dilimizi sardığı bir çağda yaşıyoruz. Oysa çok değil, bundan birkaç on yıl önce Yeşilçam sinemasının en sıcak sahnelerinde ya da edebiyatımızın usta kalemlerinin romanlarında yaşayan bambaşka bir Türkçe vardı.
Şimdilerde bir gencin yanında söyleseniz muhtemelen yüzünüze şaşkınlıkla bakacağı, bilenlerin ise "bu kelimeleri kullanan son 3 kişi kaldık" diyeceği o unutulmuş 10 kelime ve hikayesi:
1. Yadırgı
Anlamı: Yabancı, o yöreden veya aileden olmayan kişi, el.
Etimolojisi: Öz Türkçe kökenlidir. Başka, ayrı, yabancı anlamına gelen yad kökünden türetilmiştir; yadırgamak fiili ile aynı kökten gelir.
Kullanım Örneği: "Bizim köyün insanı sıcaktır ama kapıdan giren yadırgıyı da bir bakışta tanır."
2. Göyünmek
Anlamı: İçten içe yanmak, olgunlaşmak, güneş veya ateş karşısında kavrulmak.
Etimolojisi: Öz Türkçe köyünmek/göyünmek (yanmak, tutuşmak) fiilinden gelir. Orhun Abideleri'ne ve Dîvânu Lugâti't-Türk'e kadar uzanan köklü bir geçmişi vardır.
Kullanım Örneği: "Sıcaktan ekinler tarlada göyündü, bu sene hasadı erken alacağız."
3. İşvekar
Anlamı: Nazlı, edalı, tatlı şımarıklığı ve çekiciliği olan kadın veya kız çocuk.
Etimolojisi: Arapça ʿişve (naz, eda) ve Farsça -kār (yapan, eden) ekinin birleşmesiyle İstanbul Türkçesi edebiyat ve sohbet diline kazandırılmıştır.
Kullanım Örneği: "Küçük torun öyle işvekar ki, dedesine istediği her oyuncağı tek bir tebessümle aldırıyor."
4. Sayrı
Anlamı: Hasta, rahatsız, sağlığı bozuk olan kimse.
Etimolojisi: Eski Türkçe sıġrı/saġrı (hasta, dertli) sözcüğünden evrilmiştir. Öz Türkçe bir kelimedir, zamanla yerini Arapça kökenli hasta sözcüğüne bırakmıştır.
Kullanım Örneği: "İhtiyar usta kaç gündür sayrı yatıyor, dükkanın kapısını açan bile olmadı."
5. Ağnanmak
Anlamı: Toprağın veya çimlerin üzerinde sırtüstü yatıp yuvarlanmak, yayılmak.
Etimolojisi: Eski Türkçe aġnā- / aŋnā- (yuvarlanmak, devrilmek) fiilinden gelir. Özellikle yük hayvanlarının veya çocukların toprakta yuvarlanmasını anlatır.
Kullanım Örneği: "Sıcağı gören atlar çayırın ortasında saatlerce ağnandı durdu."
6. Dilnüvaz
Anlamı: Gönül alan, okşayan, tatlı sözlü, gönle ferahlık veren.
Etimolojisi: Farsça dil (gönül) ve navāḫten (okşamak, okşayan) sözcüklerinin birleşiminden oluşur. Eski edebiyatın ve konak sohbetlerinin en şiirsel sıfatlarındandır.
Kullanım Örneği: Öyle dilnüvaz bir ses tonu vardı ki, ne söylese dinleyenin içindeki sıkıntı uçup giderdi.
7. Müşfik
Anlamı: Şefkatli, merhametli, sevecen, koruyup gözeten.
Etimolojisi: Arapça şfk (şefkat göstermek) kökünden gelir. Eski İstanbul semtlerinde iyi kalpli ve merhametli büyükleri tanımlamak için kullanılan zarif bir sıfattır.
Kullanım Örneği: Rahmetli Validem, dünyada gördüğüm en müşfik insandı; tek bir canlıyı bile incitmezdi.
8. Martaval (Martaval Okumak)
Geçtiği Film: Yedi Bela Hüsnü (1982) – Şevket Altuğ (Cemal) ve Kemal Sunal (Hüsnü)
Anlamı: Yalan dolan, uydurma laf, karşı tarafı kandırmak veya oyalamak için sıkılan masal.
Etimolojisi: Rumca martavalia (fırıldak, oyun, yalan) kelimesinden eski Galata ve Kasımpaşa argo jargonuna yerleşmiştir.
Kullanım Örneği / Replik: Cemal'in Hüsnü'ye racon öğretmeye çalışırken veya kabadayıların birbirine meydan okuduğu sahnelerde duyulur: "Bana martaval okuma! Sen kimin mekanına geldiğini sanıyorsun?"
9. Maraz (Marazlı / Maraz Çıkarmak)
Geçtiği Film: Kanun Namına (1952) / Sultan (1978) – Şener Şen (Bakkal Bahtiyar) ve Türkan Şoray (Sultan)
Anlamı: Hastalık, illet; mecazen sebepsiz huysuzluk, durduk yere arıza ve hır çıkarma durumu.
Etimolojisi: Arapça mrḍ (hasta olmak, maraz) kökünden dilimize ve Yeşilçam jargonuna geçmiştir.
Kullanım Örneği / Replik: Mahalle komedilerinde veya kabadayı filmlerinde durduk yere sorun çıkaran tiplere "Durup dururken başımıza maraz çıkarma!" veya "Laf dinlemez marazın tekidir o" şeklinde çıkışılır.
10. Mutedil
Geçtiği Film: Şekerpare (1983) – Şener Şen (Komiser Ziyneti) ve İlyas Salman (Şekerpare)
Anlamı: Ilımlı, ne çok sıcak ne çok soğuk olan, aşırıya kaçmayan, dengeli.
Etimolojisi: Arapça ʿdl (adaletli olmak, denk olmak) kökünden türetilmiştir. Eski Osmanlı bürokrasi dilinden Yeşilçam'ın resmiyet taslayan komik karakterlerine (komiserler, paşalar, muhtarlar) miras kalmıştır.
Kullanım Örneği / Replik: Komiser Ziyneti'nin karakolda veya mahallede nizam sağlamaya çalışırken etrafındakileri "Efendiler, hürmette ve harekette mutedil olun!" diyerek uyarmaya çalıştığı o ağdalı ve gizemli repliklerde yaşar.
11. Zeval
Geçtiği Film: Davaro (1981) – Şener Şen (Sülo) ve Kemal Sunal (Memo)
Anlamı: Yok olma, bozulma, zarar görme; öğle vakti (güneşin tepe noktasına ulaşıp batmaya meyletmesi).
Etimolojisi: Arapça zwl (yerinden ayrılmak, gitmek, yok olmak) kökünden gelir. Yeşilçam'ın ağa ve kan davası filmlerindeki o meşhur kalıplardandır.
Kullanım Örneği / Replik: Sülo'nun Memo'yu tehdit ederken ya da köylünün ağaya yaranmaya çalışırken söylediği "Sana bir zeval gelmesin ağam!" veya "Bu işin sonu zevaldir!" repliklerinde o eski, karanlık ve gizemli tınıyı hissettirir.
12. Müstahdem
Geçtiği Film: Hababam Sınıfı (1975) – Münir Özkul (Mahmut Hoca) ve Adile Naşit (Hafize Ana)
Anlamı: Bir iş yerinde, okulda veya konakta hizmet işlerine bakan, hizmetli, personel.
Etimolojisi: Arapça ḫdm (hizmet etmek) kökünden türetilmiştir. Eski idari dilden Yeşilçam'ın okul ve konak sahnelerine aktarılmıştır.
Kullanım Örneği / Replik: Mahmut Hoca'nın disiplin konuşmalarında veya okul içi hiyerarşide Hababam Sınıfı'nı uyarırken kullandığı "Hafize Ana bu okulun emektar müstahdemidir, ona saygıda kusur etmeyeceksiniz!" repliklerinde derinleşir.
13. Hüsnüniyet
Geçtiği Film: Neşeli Günler (1978) – Münir Özkul (Kazım Efendi) ve Adile Naşit (Saadet Hanım)
Anlamı: İyi niyet, temiz düşünce, dürüst ve art niyet taşımayan tutum.
Etimolojisi: Arapça ḥusn (güzellik, iyilik) ve niyye(t) (niyet, amaç) kelimelerinin birleşimiyle Osmanlı bürokrasi ve konak kültüründen dilimize yerleşmiştir.
Kullanım Örneği / Replik: Turşu kavgası yüzünden evi terk eden çiftin barışma sahnelerinde veya mahallelinin arayı bulmaya çalıştığı anlarda Kazım Efendi'nin "Biz buraya sırf hüsnüniyetimizle geldik ama sen yine hır çıkarıyorsun!" dediği o duygu dolu anlarda yaşar.
14. Dubara (Dubaracı)
Anlamı: Hile, düzen, aldatmaca, kandırmaca.
Etimolojisi: Farsça dū-bāra (iki defa, tavlada iki düşeş gelmesi) teriminden Türkçeye geçmiş ve argoda hileli iş anlamı kazanmıştır. Eski Yeşilçam dolandırıcı tiplemelerinin anahtar kelimesidir.
Kullanım Örneği: Yine ne dubaralar çeviriyorsunuz arkamdan? Söyleyin bakalım, neyin peşindesiniz!
15. Manta (Manta Basmak / Mantaya Gelmek)
Geçtiği Film: Yedi Bela Hüsnü (1982) – Kemal Sunal (Hüsnü) ve Şevket Altuğ (Cemal)
Anlamı: Tuzak, kandırmaca, tezgaha gelme; kabadayı raconunda birini tongaya düşürüp zayıf anında yakalama işi.
Etimolojisi: İtalyanca manto (örtü, gizleme) kelimesinden eski İstanbul denizci ve kumarbaz argo jargonuna sızmış, zamanla racon dünyasında tuzak anlamı kazanmıştır.
Kullanım Örneği / Replik: Cemal'in Hüsnü'ye mahallenin kabadayılarına karşı taktik verirken ya da tezgaha düşmekten korktuklarında söylediği o meşhur argo repliklerde geçer: "Aman Hüsnü uyanık ol! Herifler bizi mantaya getirmeye çalışıyor, basma o tuzağa!"