Ekim geldi diye gezileri rafa kaldıracak değiliz. Deniz tatilinin yerini şimdi sokak sokak dolaşacağımız, yemek molalarını biraz uzatacağımız şehir gezileri alıyor. Bursa da tarihiyle, doğasıyla ve mutfağıyla böyle bir hafta sonuna uygun şehirlerimizden biri. Hanlar Bölgesi ve Cumalıkızık gibi tarihi alanlarının UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alması da hepimiz için bir gurur. Bursa'yı çoğumuz Uludağ'ıyla, İskender'iyle tanıyoruz. Ama çarşılarında dolaşınca, bir hanın avlusunda çay içince şehirle tanışıklığımız biraz daha ilerliyor. Tarihi yapılarda günlük hayat sürüyor; merkezden uzaklaşınca taş sokaklar ve göl manzaraları geziye ekleniyor. Yemek molalarında da tanıdık tatların yanına yenileri geliyor. Bursa'ya ilk kez gidecekler ve yeniden uğramak isteyenler için görülecek yerlerden, tadılacak lezzetlerden birkaçını seçtik...
ULU CAMİ YİRMİ KUBBENİN ALTINDA
Bursa gezisine başlamak için güzel bir durak Ulu Cami. Atatürk Caddesi üzerindeki yapı, Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmış. Yirmi kubbesiyle dikkat çeken caminin en ilgi çekici ayrıntılarından biri ise içerideki şadırvan. Üzerini örten camlı kubbeden süzülen ışık, şadırvanın bulunduğu bölümü aydınlatıyor. Duvarları süsleyen hat yazıları ve ahşap minberin ince işçiliği de burada biraz daha vakit geçirmek için başlı başına bir neden. Kubbelerine bakarken, duvarlarındaki yazıları incelerken Bursa'nın geçmişiyle tanışmaya başlıyorsunuz.
DÖRT YANA KUŞ BAKIŞI
Çarşıları dolaştıktan sonra Bursa'ya bir de yukarıdan bakmanın zamanı. Tophane Parkı'nda, şehre hâkim bir noktada yükselen Saat Kulesi, 1905 yılında açılmış. Kesme taştan yapılan 33 metre yüksekliğindeki kulenin üst bölümünde, dört yöne bakan saatler bulunuyor. Üstelik geçmişte saati göstermenin yanında yangınları gözetlemek için de kullanılmış. Bugün de aynı şekilde içeriye ziyaretçi kabul edilmiyor, yangın gözetleme yeri olarak kullanıyor. Parka gelip tarihi kuleyi ve önünüze yayılan şehri izliyorsunuz... Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri de aynı parkta; böylece kısa bir yürüyüşte Bursa'nın birkaç önemli durağını bir arada görüyorsunuz.
ULUDAĞ'IN ETEKLERİNDEKİ KÖY
Bursa'dan Cumalıkızık'ı görmeden ayrılmak olmaz. Uludağ'ın eteklerindeki köyde dar taş sokaklar, cumbalı evlerin arasından kıvrılarak ilerliyor. Ahşap, taş ve kerpiçle yapılan, kiremit çatılı bu evler Osmanlı döneminin köy mimarisini günümüze taşıyor. Sokaklarda yürürken bir evin kapısı, diğerinin penceresi derken durup bakacak pek çok ayrıntı buluyorsunuz. Cumalıkızık'ın güzelliği, tarihi evlerde yaşamın hala sürmesinde. Hanlar Bölgesi gibi Cumalıkızık da 2014'ten bu yana UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alıyor.
GÖLÜ SEYRETMEK AYRI KEYİF
Bursa gezisine biraz da göl havası ekleyelim. Nilüfer ilçesindeki Gölyazı, Uluabat Gölü kıyısında bir yarımada üzerine kurulu. Burada kıyı boyunca yürümek, arada durup gölü seyretmek bile başlı başına bir keyif. Köprü başındaki Ağlayan Çınar, gezinin dikkat çeken duraklarından. Sokaklara doğru ilerlediğinizde ise manzaraya tarih de eşlik ediyor. Antik adı "Apollonia ad Rhyndacum" olan yerleşimde eski surların kalıntılarına rastlanıyor. Gölyazı'ya gelirken fotoğraf için de biraz zaman ayırmak gerek; göl kıyısında yürürken insanın eli sık sık telefonuna gidiyor.
HANLAR BÖLGESİ OSMANLI'NIN DOĞUŞU
Koza Han'dan çıkınca çarşı gezisi tabii bitmiyor; Hanlar Bölgesi'nde görülecek daha pek çok yer var. Emir Han, Fidan Han ve Pirinç Han, bu gezinin diğer durakları. Bir hanın avlusuna girip ardından çarşıya karışmak, Bursa'yı tanımanın en keyifli yollarından biri. Buradaki ticaret hayatının temelleri 14. yüzyılda atılmış. Yüzyıllar önce tüccarların konakladığı, mallarını sattığı hanların çevresinde bugün de alışveriş sürüyor. Kapalıçarşı ve Uzun Çarşı'yı dolaşırken tarihi yapıların içinde dolaşıyorsunuz. Hanlar Bölgesi, 2014'te UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınan "Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğuşu" adlı miras alanının da bir parçası.
KÖKLÜ GELENEK İPEK DOKUMACILIĞI
Ulu Cami'nin hemen yakınındaki Koza Han'da ipek eşarplara, şallara bakarken zamanın nasıl geçtiğini unutmak kolay. II. Bayezid tarafından 1490-1491 yıllarında yaptırılan iki katlı han, bugün hala ipek dükkanlarıyla Bursa'nın bu köklü geleneğini yaşatıyor. Dükkanları gezdikten sonra sıra avluda bir bardak çaya geliyor. Masanızdan etrafa bakarken avlunun ortasındaki sekizgen mescit de gözünüze çarpıyor. Altında bir şadırvan bulunan bu yapı, hanın en dikkat çekici ayrıntılarından. Alışveriş yapmasanız da Koza Han'ın avlusunda oturup biraz soluklanmak, Bursa gezisinin güzel molalarından.
YEMEDEN GİTMEK OLMAZ
Bursa'ya gelip İskender'e yer ayırmamak zor. Kızarmış pide parçalarının üzerine ince ince kesilmiş döner... Üstüne domates sosu, yoğurt ve tereyağı da tabağı tamamlıyor. Şehrin en tanıdık lezzeti, geziye yemek molası vermek için güzel bir bahane.
YUVARLAK VE KALIN KENARLI
Adını ilk kez duyanlar için Cantık'la tanışma zamanı. Bu yuvarlak pide, kalın kenarları ve kıymalı harcın altındaki ince hamuruyla çok leziz gözüküyor. Dana kıyması, soğan, domates ve baharatlarla hazırlanan harcı, mayalı hamurla buluşuyor. Geleneksel olarak odun ateşinde, taş tabanlı fırında pişiriliyor. Bir de yeni fırından yeni çıktığı an... Bursa'da düğünlerde, mevlitlerde ve diğer özel günlerde de ikram ediliyor.
DÖNERKEN ALMAYI UNUTMAYIN
Bursa'dan eve götürülecek lezzetler arasında turşu da var. Orhangazi'ye bağlı Gedelek'te turşuculuk, köyün başlıca geçim kaynaklarından biri haline gelmiş. Burada hazırlanan turşunun ayırt edici özelliklerinden biri, yapımında köydeki Pınarbaşı kaynak suyunun kullanılması. Sebzeler bu suyla hazırlanan salamurada olgunlaşıyor. Üstelik Gedelek turşusu coğrafi işaretle de tescilli. Gezi dönüşü çantaya bir kavanoz eklemek, Bursa'nın tadını evdeki sofraya taşımanın güzel bir yolu olur.