Albert Einstein, 1917'de genel görelilik denklemlerini evrenin tamamına uyguladığında beklenmedik bir sonuçla karşılaştı: Denklemler, o dönemde herkesin inandığı gibi durağan değil, ya genişleyen ya da büzülen dinamik bir evren öngörüyordu.
Dönemin bilimsel görüşüyle çelişen bu sonucu dengelemek için Einstein, denklemlerine "kozmolojik sabit" adını verdiği ve Yunan alfabesindeki "Lambda" harfiyle gösterilen bir terim ekledi. Bu terim, maddenin çekim gücünü dengeleyerek evreni durağan tutuyordu.
Bu çözüm uzun sürmedi. Birkaç yıl sonra Edwin Hubble, evrenin aslında genişlediğini kanıtladı ve Einstein kozmolojik sabiti denklemlerinden çıkardı. Popüler anlatıya göre bunu daha sonra "kariyerimin en büyük hatası" diye tanımladı ancak bu konuda bir uyarı var:
Bu ünlü söz, doğrudan Einstein'ın kendi yazılarında değil, fizikçi George Gamow'un daha sonraki anılarında geçiyor. Konuyu inceleyen tarihsel bir araştırma, Einstein'ın bu cümleyi birebir bu şekilde söylediğine dair hiçbir yazılı belge bulamadı. Yani "en büyük hata" hikâyesi, göründüğünden biraz daha karmaşık.
Hikayenin asıl dönüm noktası 1998'de yaşandı. İki ayrı astronomi ekibi, uzak galaksilerdeki Tip Ia süpernovalarını inceleyerek evrenin genişleme hızındaki yavaşlamayı ölçmeye çalışıyordu — çünkü maddenin çekim gücünün, zamanla genişlemeyi yavaşlatması bekleniyordu.
Ancak bulunan sonuç tam tersiydi: evrenin genişlemesi yavaşlamıyor, hızlanıyordu. Bu keşif, ekiplerin başındaki isimler Saul Perlmutter, Brian Schmidt ve Adam Riess'e 2011 Nobel Fizik Ödülü'nü kazandırdı.
Bu hızlanmayı açıklamanın en basit yolu, Einstein'ın yıllar önce terk ettiği o kozmolojik sabitti. Sabit pozitif bir değer aldığında, boşluğun kendisine ait itici bir etki yaratıyor ve bu da gözlemlenen hızlanmayı açıklıyordu. Böylece "hata" olarak nitelenen fikir, bilimin en başarılı kozmoloji modelinin temel taşı hâline geldi.
İşte tam burada yeni bir gelişme devreye giriyor. Dark Energy Survey (Karanlık Enerji Araştırması — DES) adlı uluslararası araştırma ekibi, 2013-2019 yılları arasında Şili'deki 570 megapikselli bir kamerayla 758 gece boyunca gökyüzünün yaklaşık sekizde birini tarayarak 669 milyon gök cismini görüntüledi. Mayıs 2026'da yayımlanan ve Physical Review Letters dergisinde basılması beklenen nihai analizde, ekip süpernova mesafelerini, baryon akustik salınımlarını, zayıf gravitasyonel mercekleme verilerini ve galaksi kümelenmesini bir araya getirdi.
Sonuç: Karanlık enerjinin sabit kalmadığını, zamanla değiştiğini işaret eden zayıf ama dikkate değer bir eğilim bulundu. Bu sinyal, farklı veri kombinasyonlarına göre 2,2 ile 3,0 sigma arasında değişiyor. Kozmik mikrodalga arka plan verileri de eklendiğinde sapma 3,0 sigmaya çıkıyor.
Burada bir netlik payı önemli: Fizikte "keşif" ilan edebilmek için genellikle 5 sigma eşiği aranıyor. 3 sigma, istatistiksel olarak ilgi çekici ama henüz kesin bir sonuç değil — yaklaşık %99,7 kesinlik anlamına gelmiyor, sadece mevcut varsayımlar altında sonucun ne kadar "şaşırtıcı" olduğunu gösteriyor. Üstelik bu bulgu tamamen yeni değil: 2025'te DESI (Karanlık Enerji Spektroskopik Aygıtı) ekibi de benzer bir eğilimi, farklı veri kombinasyonlarına göre 2,8 ile 4,2 sigma arasında değişen bir güçle rapor etmişti.
Eğer karanlık enerji gerçekten zamanla değişiyorsa, kozmolojik sabit artık evrenin hızlanmasının tek açıklaması olmaktan çıkabilir. Bilim insanları bu durumda yeni bir alan, karanlık madde ile karanlık enerji arasında bir etkileşim ya da yerçekimi teorisinde bir değişiklik gibi alternatif açıklamalar aramak zorunda kalabilir. Farklı senaryolar, evrenin uzak geleceği için de farklı sonuçlar doğuruyor.