İnsanlık tarihinin sıfır noktası olarak bilinen Şanlıurfa'daki Göbeklitepe'de keşfedilen yeni bir sır, tüm ezberleri altüst etmeye hazırlanıyor! Peki ya bugün bildiğimiz medeniyetin doğuşu, gökyüzünden gelen felaket boyutunda bir kuyrukluyıldız çarpmasıyla tetiklendiyse? İskoçyalı bilim insanlarının ortaya attığı bu akılalmaz teori, dünyadaki en eski güneş takviminin ardındaki ürpertici sırrı da gün yüzüne çıkarıyor.
Türkiye'nin güneyinde yer alan ve 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren Göbeklitepe, yaklaşık 12.000 yıllık geçmişiyle hem tarihçileri hem de arkeologları şaşırtmaya devam ediyor. Çanak Çömleksiz Neolitik döneme ait bu devasa tapınak kompleksi üzerinde yapılan son incelemeler, T biçimli sütunlardaki karmaşık oymaların sıradan sanatsal veya dini figürler olmadığını gösteriyor.
Araştırmacılara göre bu binlerce yıllık taşlar, sadece yıkıcı bir kozmik çarpışmayı belgelemekle kalmıyor, aynı zamanda günümüz modern takvimlerinin atası sayılabilecek dünyanın en eski güneş takvimini de içinde barındırıyor.
Time and Mind dergisinde yayımlanan çarpıcı araştırmanın detaylarına göre, sütunlarda yer alan V şeklindeki sembollerin her biri yılın bir gününü temsil ediyor. Analizler sonucunda toplamda 365 işaretten oluşan bu sistemin, 12 ay ve 11 ek günden (epagomenal gün) meydana geldiği anlaşıldı.
Yaz gündönümü ise boynunda V harfi bulunan kuş benzeri bir tanrı figürüyle resmedilmiş. Bu figürün, o dönemde Güneş'in bulunduğu Başak takımyıldızını temsil ettiği düşünülüyor. Uzmanlar, bu sembollerin hem Güneş'in hem de Ay'ın evrelerini kusursuz bir şekilde takip ettiğini, dolayısıyla bu taş sütunun dünyanın bilinen en eski "ay-güneş takvimi" olduğunu vurguluyor.
Bu durum, antik Yunan astronomu Hipparkos'un astronomi bulgularından tam 10.000 yıl önce, bölge insanının "ekinoksların yalpalaması" (presesyon) kavramını bildiğini kanıtlıyor. Ancak araştırmanın asıl sarsıcı yönü, Taurid (Boğa) meteor yağmurunun Kova ve Balık takımyıldızları arasından haftalar süren geçişini tasvir ettiği düşünülen bambaşka bir sütunda gizli yatıyor.
BUZUL ÇAĞINI TETİKLEYEN KOZMİK FELAKET
Tarih öncesi döneme ait bu meteor yağmurunun, MÖ 10.850 civarında Dünya'ya çarparak "Genç Dryas" olarak bilinen mini bir Buzul Çağı'nı başlatan devasa bir kuyrukluyıldızın kalıntıları olduğu tahmin ediliyor.
Edinburg Üniversitesi'nden araştırmanın yazarı Dr. Martin Sweatman, Göbeklitepe sakinlerinin yaşadıkları yıkıcı felaket nedeniyle gökyüzünün çok dikkatli gözlemcileri haline geldiğini belirtiyor. Taş sütunlara adeta bir anıt gibi işlenen bu kozmik olay, avcı-toplayıcı insanları zorlu soğuk iklimle başa çıkabilmek için tarımı geliştirmeye zorlamış olabilir.
MEDENİYETİN TEMELİNİ 'KORKU' MU ATTI?
Her ne kadar "Genç Dryas Çarpma Hipotezi" bilim dünyasında kesin bir kanıt olmadığı gerekçesiyle diğer uzmanlar tarafından eleştirilse de, Dr. Sweatman iddialı teorisinin arkasında duruyor. Araştırmacı, felaketin yarattığı kitlesel korku ve dehşetin, insan toplumlarında büyük değişiklikleri tetiklediğini savunyuor.
Özellikle bir "kafatası tarikatı" etrafında şekillendiği düşünülen bu korkutucu yeni sistem, insanları bir araya getiren çok güçlü bir motivasyon kaynağı olabilir. Korkunun birleştirici gücüyle başlayan büyük çaplı toplumsal organizasyonlar, Göbeklitepe gibi devasa anıtsal yapıların inşa edilmesini sağladı. Kısacası bilim insanlarına göre; insanoğlunun tarıma geçişini ve medeniyeti kurmasını sağlayan asıl kıvılcım, 13 bin yıl önce gökyüzünden gelen o dehşet verici felaketin ta kendisi olabilir.