İtalya'da yüzyıllar boyunca kayaların içine oyularak oluşturulan sıra dışı bir yerleşim, mimarisiyle görenleri şaşırtıyor. Evlerden su sarnıçlarına kadar pek çok yapının doğal kaya oluşumlarının içine yerleştirildiği bu tarihi kent, geçmişte insanların zorlu yaşam koşullarına nasıl çözüm bulduğunu gözler önüne seriyor. Bugün ise UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor.
Güney İtalya sınırları içerisinde yer alan Matera'da, bilinen bina inşaatını sürdürmek yerine doğrudan doğal kaya bloklarının içi oyularak meydana getirilen yerleşim alanları kullanılıyor.
"Sassi di Matera" (Matera Taşları) olarak adlandırılan bu tarihi bölge; kayaların içi oyularak yapılan konutlar, üretim alanları ve su toplama kanallarıyla çok katmanlı bir yer alı ve kaya kenti niteliği taşıyor.
KİREÇ TAŞI KAYALIKLAR YAŞAM ALANINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
Bölge halkı tarafından yüzyıllar boyunca kanyon yamaçlarında yer alan kireç taşı formasyonlarının el aletleriyle oyulmasıyla inşa edilen bu yapılar, mimarlık tarihinin en dikkat çekici yapılaşma modellerinden biri olarak kabul ediliyor.
UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ'NE GİRDİ
Yerleşimde 20. yüzyılın ortalarına kadar elektrik, temiz su ve kanalizasyon gibi temel altyapı hizmetlerinin bulunmaması, ciddi hijyen sorunlarına ve salgın hastalıklara neden oldu. Sağlıksız yaşam koşulları nedeniyle hükümet, 1950'li yıllarda bölge halkının tahliye edilmesine ve modern konutlara yerleştirilmesine karar verdi.
Böylece tarihi oyuklar terk edildi. İlerleyen yıllarda hayata geçirilen kapsamlı koruma ve restorasyon çalışmalarıyla bölgenin özgün dokusu koruma altına alındı. Tarihi ve mimari önemi tescillenen yerleşim, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edildi.
Portekiz'in Idanha-a-Nova bölgesinde yer alan Monsanto köyü, devasa granit kayaların arasına inşa edilen sıra dışı evleriyle dikkat çekiyor.
Uzaktan bakıldığında devasa bir taştan kaleyi andıran yerleşim yerinde evler, dev granit kayalarla tamamen bütünleşmiş bir yapı sergiliyor. İnşa sürecinde bu kayaları yerinden oynatmak veya kırmak yerine, yapılar doğrudan kütlelerin etrafına şekillendirildi. Böylece granit kayalar, evlerin temel bir parçası haline gelerek zemin, duvar veya tavan işlevi görmeye başladı.
Köyün dik ve dar sokaklarında yürürken, yosun tutmuş dev taşlara yaslanmış kırmızı çatılı evler arasından kıvrılarak yükselen tarihi dokuyu hissetmek mümkün oluyor.
DOĞRUDAN KAYALARA AÇILAN KAPILAR GÖRENLERİ BÜYÜLÜYOR
Köydeki mimari yaratıcılık sadece duvarlar veya çatılarla sınırlı kalmıyor. Bazı dev kayalara doğrudan kapılar monte edilerek, kayalık arazinin içine oyulmuş doğal ve korunaklı yaşam alanları yaratıldı.
Çeşitli platformlar, köyün bu alışılmışın dışındaki görünümüne rağmen, yapıların aslında klasik Portekiz mimarisinin bölgeye özgü son derece yaratıcı bir yorumu olduğunu vurguluyor. Geleneksel yapı tekniklerinin doğayla girdiği bu uyumlu etkileşim, Monsanto'yu mimari açıdan dünya üzerinde eşine az rastlanır bir konuma taşıyor.
Bu özel statü sayesinde köy, adeta yaşayan bir açık hava müzesi olarak kabul ediliyor ve geleneksel dokusunun bozulmaması için modern değişikliklere kesinlikle izin verilmiyor.
Askeri bir geçmişe de sahip olan köyün zirvesinde, 19. yüzyılda yaşanan bir patlamayla kısmen yıkılan tarihi bir Tapınak Şövalyeleri kalesinin kalıntıları bulunuyor. Yerel efsanelere göre Viriato'nun yedi yıl süren zorlu bir kuşatmaya direndiği bu topraklar, aynı zamanda Monsanto Kalesi'nin Araplardan geri alındığı tarihi olaylara da tanıklık etti.
Portekiz'e özgü Manuelino üslubunun izlerini taşıyan kilise ve yapıların yanı sıra, ziyaretçileri asıl büyüleyen unsur her zaman kayaların arasına sızmış bu eşsiz taş evler oluyor.
Ürdün'ün çöl bölgesinde yer alan antik Petra kentinin en görkemli yapısı Al-Khazneh (Hazine), 2 bin yıl önce Nebatiler tarafından dağın doğrudan oyulmasıyla inşa edildi.
Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bu mimari harikada tek bir taş blok taşınmadı veya üst üste konulmadı. İşçilerin yukarıdan aşağıya doğru kayaları yontarak ve iç mekanları dağın derinliklerine kazarak ortaya çıkardığı devasa anıt, antik dönemin akılalmaz mühendislik ve işçilik yeteneğini günümüze taşımaya devam ediyor.
TAŞ TAŞINMADAN İNŞA EDİLDİ
Ürdün'deki antik Petra kentinin simgesi olan ve "Hazine" olarak bilinen Al-Khazneh, yaklaşık 2 bin yıl önce Nebatili ustalar tarafından alışılmışın tamamen dışında bir mimari teknikle hayata geçirildi.
Klasik binalarda görülen taş blokların kesilip, taşınıp üst üste dizilmesi yöntemi yerine bu yapıda tam tersi bir mantık izlendi. 39,5 metre yüksekliğindeki görkemli ön cephe, kolonlar, kabartmalar ve iç odalar, devasa bir kumtaşı dağının kademeli olarak oyulması ve eksiltilmesiyle oluşturuldu.
Arkeolojik bulgular ve kayalar üzerindeki izler, yapım sürecinin dağın en üst noktasından başlayıp aşağıya doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu yöntem sayesinde yukarıdan düşen taş parçalarının tamamlanan alt yüzeylere zarar vermesi engellendi.
Kazma, çekiç ve keski gibi basit el aletleriyle çalışan ustalar; devasa kumtaşı kütlesini önce kabaca şekillendirdi, ardından sütunları ve ince işçilik gerektiren dekoratif detayları ortaya çıkardı. Telafisi imkansız hataları önlemek adına kusursuz bir planlamayla yürütülen projede, iç mekanlar da yine dağın gövdesi oyularak oluşturuldu.