Alışılmış mutfak geleneklerini unutturan, duyanların gözlerine inanamadığı sıra dışı bir olay dünya gündemine oturdu! İran'ın güneyinde yer alan Hürmüz Adası'nda yaşayan yerel halk, adadaki kırmızı renkli toprağı yemeklerinde baharat niyetine kullanıyor. "Gelak" adı verilen demir oksit zengini bu kırmızı toprak; soslardan ekmeklere kadar pek çok lezzete renk ve aroma katıyor.
Basra Körfezi'nde yer alan ve kızıl kıyıları ile rengârenk mineral oluşumlarıyla dünyaca tanınan Hürmüz Adası, alışılmışın çok dışındaki bir gelenekle adından söz ettiriyor.
Bu haberdeki görseller temsilidir.
HÜRMÜZ ADASI'NIN KIZIL SIRRI
Adanın karakteristik kırmızı toprağı, yalnızca göz alıcı doğal manzarasıyla değil, yöre halkının mutfağında baharat benzeri bir malzeme olarak değerlendirilmesiyle de ilgi çekiyor. Demir oksit açısından zengin olan ve yerel halk tarafından "gelak" olarak adlandırılan bu özel toprak, geleneksel yemeklerin hazırlanmasında aktif olarak kullanılıyor. Özellikle balıkla hazırlanan "sooragh" adlı yerel sos, bu sıra dışı mutfak geleneğinin en bilinen örnekleri arasında yer alıyor.
GELENEKSEL SOSLARIN VE EKMEKLERİN VAZGEÇİLMEZİ
Adaya özgü "sooragh" sosu hazırlanırken küçük balıklar, tuz, turunç kabuğu ve gelak özenle bir araya getiriliyor. Karışımın dinlendirilmesiyle kendine has koyu rengini ve keskin aromasını kazanan bu sos, başta ekmek ve pilav olmak üzere çeşitli yiyeceklerle birlikte tüketiliyor.
Gelak aynı zamanda adaya özgü "tomshi" adı verilen geleneksel ince ekmeğin yapım aşamasında da hamura katılıyor. Bu yönüyle toprak, adanın kültürel kimliğinde tarımsal alanın çok ötesine geçerek doğrudan sofralara taşıınıyor.
HER TOPRAK GIDA OLARAK TÜKETİLMEYE UYGUN DEĞİL!
Hürmüz Adası'ndaki bu köklü gelenek, toprağın insan hayatındaki çok yönlü kullanımını gözler önüne serse de bilim insanları önemli uyarılarda bulunuyor. Doğal toprağın bilinçsizce doğrudan tüketilmesi ciddi sağlık riskleri barındırabiliyor. Hürmüz'ün kırmızı toprağı üzerinde yapılan bilimsel analizlerde ağır metal içerikleri ve olası toksik maruziyet riskleri incelenirken, uzmanlar her toprağın yapısal olarak gıda tüketimine uygun olmadığını vurguluyor.
200 YILLIK İLGİNÇ GELENEK! NAZARDAN KORUNMAK İÇİN EVLERE GÖZ VE BURUN YAPTILAR!
İtalya'nın güneyinde yer alan Aliano kasabasındaki bazı tarihi yapılar, pencere ve bacalarının yerleşimi sayesinde uzaktan bakıldığında tıpkı bir insan yüzünü andırıyor. Yerel halk arasında "case con gli occhi" (gözleri olan evler) olarak bilinen bu 200 yıllık yapıların kötü ruhları ve nazarı uzaklaştırmak amacıyla inşa edildiği düşünülüyor. Zamana, bakımsızlığa ve doğal afetlere yenik düşerek sayıları bir hayli azalan bu özel yapılardan biri, yürütülen bir restorasyon projesinde banyoya dönüştürülmekten son anda kurtarıldı.
İtalya'nın güneyindeki tarihi Aliano kasabası, mimari literatürde eşine az rastlanan büyüleyici bir yapı özelliğine ev sahipliği yapıyor. Bölgede 18. ve 19. yüzyıllar arasında inşa edildiği tahmin edilen bazı evler, dış cephelerindeki simetrik düzenleme sayesinde tıpkı bir insan yüzünü sembolize ediyor.
Yöre halkı tarafından "case con gli occhi" yani "gözleri olan evler" olarak adlandırılan bu yapılar, kasabaya gelen ziyaretçilerde şaşkınlık yaratıyor.Nİnsan yüzü illüzyonu yaratan bu mimari harikasının detayları ve günümüzdeki durumu şu şekilde özetleniyor:
Heyelanlar ve göçler nedeniyle yok olma noktasına gelen yapılardan biri, kasaba meydanındaki Piazza Garibaldi'de yer alıyor. Restorasyon sırasında "burun" işlevi gören bacanın yıkılıp banyoya dönüştürülmesi planlansa da mimar Lodovico Alessandri'nin itirazı üzerine proje değiştirildi ve özgün görünüm korundu.
Toprak, taş ve hayvan gübresinden yapılan kırılgan mimarileri nedeniyle yağmur ve bakımsızlıktan hızla etkilenen bu yapılardan günümüze yalnızca birkaç tane ulaştı. En iyi durumdaki iki örnekten biri kasaba meydanında, diğeri ise Aliano'nun girişinde bulunuyor. Kasaba yönetimi, geriye kalan bu nadide tarihi mirası korumak için yenileme ve otel dönüştürme projelerini sürdürüyor.
DÜNYADA EŞİ BENZERİ YOK: BU KÖYDE HERKES İP ÜZERİNDE YÜRÜYOR!
Dağıstan'ın dağlık bölgesinde yer alan Tsovkra-1 köyü, nüfusunun büyük bölümünün ip üzerinde yürüyebilmesi ile tanınıyor.
Köyde büyüyen çocuklar, normal derslerinin ardından kurulan tellerin üzerinde denge çalışmaları yapıyor ve küçük yaşlardan itibaren ailelerinden gelen geleneği öğrenerek devam ettiriyordu.
Geçmiş yıllarda hazırlanan saha haberlerinde öğrencilerin haftada birkaç kez, yaklaşık bir kat yüksekliğindeki teller üzerinde çalıştığı aktarıldı.
Eğitim önce yere yakın iplerde başlıyor; çocuklar dengelerini geliştirdikçe daha yüksek tellere geçiyordu. Soğuk hava da antrenmanların devam etmesine engel olmuyordu.
Başka bir görüş ise bölgede yaşanan sellerin köprüleri sık sık kullanılmaz hale getirmesi üzerine köylülerin vadileri halatlarla geçmeye başladığını savunuyor.
Başlangıçta ulaşım amacıyla kazanılan becerinin zamanla gösteriye dönüştüğü ve köylülerin 19. yüzyılda çevredeki yerleşimlere giderek para karşılığında ip üzerinde yürüdüğü belirtiliyor.
Kökeni doğrulanamamış olsa da ip cambazlığı, zamanla Tsovkra-1'in ortak kimliğinin bir parçası haline geldi. Köyde yalnızca erkekler değil, aynı zamanda kadınlar ve çocuklar da tel üzerinde yürümeyi öğrendi.