1920 yılında Namibya'daki bir çiftlikte dünya tarihinin en büyük uzay keşiflerinden birine imza atıldı. Parçalanması ve taşınması imkansız olan, 60 tonu aşan ağırlığıyla tarlanın orta yerinde duran o devasa kütle; hem gizemiyle hem de ardındaki milyarlık servet değeriyle şoke ediyor.
Gök taşları genellikle Dünya atmosferine girdiklerinde büyük bir patlama yaratır, düştükleri yerde devasa kraterler açar ve parçalanarak etrafa dağılırlar. Ancak Namibya'nın Grootfontein kasabası yakınlarında bulunan Hoba gök taşı, bu ezberlerin tamamını altüst ediyor.
Yeryüzünde kayda geçen en büyük tek parça doğal demir kütlesi unvanını elinde bulunduran devasa kaya, keşfedildiği günden bu yana düştüğü noktada varlığını koruyor.
NE PATLATILABİLDİ NE DE YERİNDEN OYNATILABİLİDİ
1920 yılında tespit edilen 60 tonu aşkın dev kütle, esnek ve son derece sert yapısı nedeniyle dönemin imkanlarıyla ne patlatılarak bölünebildi ne de müzelere nakledilebildi. Açık renkli kireç taşları arasında simsiyah görüntüsüyle dikkat çeken kaya, adeta bulunduğu yere kilitlenmiş durumdaydı.
80 BİN YIL ÖNCE DÜŞTÜ AMA HİÇ KRATER AÇMADI!
Hoba'yı benzersiz kılan yalnızca devasa boyutu değil; dünyaya iniş biçimi. Güneş Sistemi'nin oluştuğu 4,5 milyar yıl öncesine uzanan kökeniyle bu kütle, yaklaşık 80 bin yıl önce Dünya'ya iniş yaptı.
Basık ve yassı morfolojisi sayesinde atmosfere girişte aşırı yüksek hava direncine maruz kalan gök taşı, saniyede 2,75 kilometreye kadar yavaşladı. Bu sayede yeryüzünde şiddetli bir patlama krateri açmadan, doğrudan kalker zeminine sessizce ve gömülerek indi.
KÜÇÜCÜK BİR PARÇASI SERVET DEĞERİNDE!
Onlarca yıl boyunca hatıra toplamak isteyenlerin keski ve testerelerle aşındırmaya çalıştığı dev kütleden koparılan sadece 2,8 kilogramlık küçük bir parça bile, koleksiyonerler için paha biçilmez bir hazineye dönüştü. Bu minik parça, uluslararası bir müzayedede on binlerce dolara alıcı buldu. Kütlenin tamamının ekonomik ve maddi değeri ise hayal sınırlarını zorlayan boyutlarda.