Dünyanın en kurak noktalarından biri olan Sahra Çölü, binlerce yıllık sırlarını birer birer ele vermeye devam ediyor. Kurumuş eski bir nehir yatağı boyunca uzanan, 55 metre uzunluğunda ve "anten" formundaki devasa antik yapı arkeoloji dünyasında heyecan yarattı. Peki, Sahra'nın ortasındaki bu dev anıt kime ait? İşte tarihin akışını değiştiren o keşfin tüm detayları...
Kurumuş bir nehir yatağı boyunca konumlanan anıtın merkezinde, yaklaşık 12 metre çapında oval bir höyük yer alıyor. Höyükten doğuya, yani gün doğumuna doğru paralel şekilde uzanan ve harçsız yerel kireçtaşı levhalardan inşa edilen iki uzun taş hat, yapıya adını veren "anten" formunu oluşturuyor.
Araştırmacılar, bölgedeki kireçtaşı levhalarının hafif yapısı sayesinde bu devasa yapının kalabalık ordulara gerek duyulmadan, küçük bir topluluk tarafından kolektif bir çabayla inşa edilebildiğini değerlendiriyor.
KEMİK BİYOAPATİTİ SAYESİNDE TARİH İLK KEZ DOĞRUDAN TESPİT EDİLDİ
Çöl ikliminin aşırı yıpratıcı etkisi nedeniyle organik kalıntıların hızla yok olması ve kemiklerdeki kolajenin tükenmesi, geçmişteki tarihlendirme girişimlerini sonuçsuz bırakmıştı. Bu engeli aşmak isteyen bilim insanları, kemik dokusunun mineral kısmını oluşturan biyoapatit üzerinden radyokarbon (C14) analizi yöntemini uyguladı.
Yapılan ölçümler, dev anıtın günümüzden 4.100 ila 4.417 yıl öncesine, yani MÖ 3000 yıla ait olduğunu kesinleştirdi. Bu veriler, Atlantik Sahra bölgesindeki bir mezar için elde edilen ilk doğrudan tarihleme başarısı olarak arkeoloji tarihine geçti.
Anıtın merkezindeki mezar odasında yapılan incelemelerde, 25-35 yaşlarında yetişkin bir bireye ait iskelet kalıntıları bulundu. İskeletin başının güneye, bükülmüş bacaklarının ise batıya dönük olduğu belirlenirken, kemiklerdeki yüksek tahribat sebebiyle cinsiyet tespiti yapılamadı. Mezar hediyesi olarak ise yalnızca devekuşu yumurtası kabuğundan özenle işlenmiş dört adet halka biçimli boncuk çıkarıldı.
Sahra'nın henüz tamamen kuraklaşmadığı ve sulak alanların bulunduğu Neolitik dönemin son evrelerine işaret eden bu yapının, doğu yönelimli uzun taş hatlarının işlevi ve simgesel anlamı hâlâ gizemini koruyor. Bilim insanları, civardaki benzer höyükleri inceleyerek yapının kullanım amacına dair yeni sırlar çözmeyi hedefliyor.
Çin'in Xi'an Xianyang Uluslararası Havalimanı'nın genişleme sahasında yürütülen arkeolojik kazılarda, Çin'i MÖ 221 yılında ilk kez birleştiren İmparator Qin Shi Huang'ın manevi büyükannesi Dul İmparatoriçe Huayang'a ait görkemli mezar kompleksi bulundu.
Yüzyıllardır aranan ve defalarca yağmalanmasına rağmen yüzlerce değerli eserin gün yüzüne çıkarıldığı alan, imparatorluk cenaze mimarisinin ilk örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
İMPARATORİÇENİN MEZARI HAVALİMANI ŞANTİYESİNDE ÇIKTI
Çin'in Xi'an Xianyang Uluslararası Havalimanı'nın genişleme sahasında gerçekleştirilen arkeolojik saha çalışmaları, ülke tarihini baştan yazacak nitelikte bir keşfe ev sahipliği yapıyor. Modern uçak pistlerinin hemen yanı başında gün ışığına çıkarılan anıtsal lahit kompleksinin, Çin'i MÖ 221 yılında ilk kez tek bir çatı altında toplayan efsanevi İmparator Qin Shi Huang'ın manevi büyükannesi Dul İmparatoriçe Huayang'a ait olduğu belirlendi.
LABORATUVAR VERİLERİ TARİHİ DOĞRULADI
Arkeologların 2018 yılında başlattığı ve 2022 yılında derinleştirdiği çalışmalarda elde edilen buluntular üzerinde yapılan radyokarbon tarihleme analizleri, mezarın MÖ 389 ile 208 yılları arasında inşa edildiğini gösterdi.Bu zaman aralığı, MÖ 230 yılında yaşamını yitiren İmparatoriçe Huayang'ın dönemiyle birebir örtüşüyor.
Saha araştırmalarının ilk aşamasında Kuzey Zhou Hanedanlığı'na ait olduğu sanılan yapının, detaylı incelemelerin ardından Savaşan Devletler Dönemi'ndeki Qin Devleti'nin kraliyet mimarisini yansıttığı netleştirildi. İmparatoriçe Huayang, sadece bir hükümdar eşi olarak değil, Çin'in siyasi kaderini değiştiren hamleleriyle de tarihe geçmiş bir isim.
Kral Xiaowen ile olan evliliğinden çocuğu bulunmayan Huayang, rehin olarak başka bir devlete gönderilen genç prens Ying Yiren'i evlat edinerek tahtın varisi olmasını sağladı. Bu kritik karar, Ying Yiren'in tahta çıkmasının ardından oğlu Qin Shi Huang'ın tüm Çin'i birleştiren tarihi zaferler kazanmasına zemin hazırladı.
Dolayısıyla bulunan mezar, birleşik Çin İmparatorluğu'nun temelini atan en kilit aktörlerden birinin ebedi istirahatgahı olma özelliğini taşıyor.
İMPARATORLUK MEZARLARININ İLK MİMARİSİ
Tarihi yazılı kaynaklar Huayang'ın eşi Kral Xiaowen ile aynı alana gömüldüğünü kaydetse de, yeni arkeolojik veriler bu duruma farklı bir boyut kazandırıyor. Kralın mezarından yaklaşık 2,3 kilometre uzakta konumlanan bu bağımsız kompleks, Qin Krallığı'nda cenaze mimarisinin değişim geçirdiğini kanıtlıyor.
Hükümdarların çok sayıda eşinin bulunması nedeniyle hükümdar ve eşlerinin ayrı komplekslere gömülmesi geleneğinin tam da bu dönemde başladığı anlaşılıyor.
Araştırmacılar, havalimanı sahasındaki bu yerleşimin, dünyaca ünlü Toprak Askerler'e (Terracotta Army) de ev sahipliği yapan anıtsal imparatorluk mezarlarının bilinen ilk mimari prototipi olduğunu vurguluyor.
Belçika'nın Flandre bölgesindeki Damme yakınlarında gerçekleştirilen arkeolojik araştırmada, kazı ekiplerinin yardımına bu kez teknoloji ya da gelişmiş ekipmanlar değil, köstebekler yetişti. Ghent Üniversitesi araştırmacıları, hayvanların toprağı yüzeye çıkarmasıyla oluşan 814 köstebek tepesini inceleyerek Orta Çağ'da kullanılan kayıp bir yerleşime ait önemli izlere ulaştı.
Yapılan incelemelerde 2 bin 810 arkeolojik parça bulunurken, buluntuların 13. ve 14. yüzyıllara tarihlenen tuğla bir kapı yapısına işaret ettiği belirlendi.
KÖSTEBEKLERİN AÇTIĞI TÜMSEKLER TEK TEK İNCELENDİ
Araştırma, Batı Flandre'deki tarihi Damme kenti yakınlarında gerçekleştirildi. Orta Çağ'da Brugge'nin dış limanı olarak önemli bir konuma sahip olan Damme ve çevresinde çok sayıda hendekle çevrili çiftlik yerleşimi bulunuyordu. Zaman içinde tarımsal faaliyetler nedeniyle bu yapıların önemli bir bölümü ortadan kayboldu. Ancak bazı kalıntılar, sürülmeyen çayırlık alanların altında korunmaya devam etti.
Arkeologlar da bu kalıntıların izini sürmek için köstebeklerin toprağı yüzeye çıkarmasından yararlandı. Araştırmacılar, 814 köstebek tepesinin konumunu GPS ile kaydetti. Daha sonra topraklar 6 milimetrelik eleklerden geçirilerek ortaya çıkan arkeolojik parçalar toplandı.
İnceleme sonucunda 814 tümseğin 421'inde arkeolojik malzeme bulundu. Toplamda 2 kilogramdan fazla ağırlığa sahip 2 bin 810 parça elde edildi. Buluntular arasında seramik, tuğla parçaları, metal nesneler ve doğal taşlar yer aldı.
800 YILLIK YAPININ İZLERİNE ULAŞILDI
Daha önce yapılan jeofizik ölçümlerde de bu bölgede yer altında bir anomali tespit edilmişti. Toprak örnekleri ise bölgede yoğun tuğla kalıntılarının bulunduğunu ortaya koydu. Arkeologlar, farklı yöntemlerden elde edilen verileri bir araya getirerek söz konusu yapının büyük bir Orta Çağ çiftliğine ait tuğla bir giriş kapısı olduğu sonucuna ulaştı.
KÖPRÜ VE ESKİ YOLUN İZLERİ DE BULUNDU
Araştırmada yalnızca kapı yapısının izlerine rastlanmadı. Çevredeki hendeğin karşı tarafında bulunan iki paralel anomali, yapıya ulaşan bir köprünün başlangıç bölümüne ait olabileceği şeklinde değerlendirildi. Alanda uzanan doğrusal bir çöküntünün ise eski bir ulaşım yolunun kalıntısı olabileceği belirtildi.