SABAH Gazetesi yazarı Bercan Tutar, bugün kaleme aldığı köşe yazısında, ABD ve İsrail'in İran rejiminin gösterdiği direnişe karşı tüm senaryosunu değiştirmek zorunda kaldığını ifade etti. İsrail ve ABD'nin, kıskaca aldıkları Körfez'i İran'a karşı cepheye sürmeye çalıştığını belirten Bercan Tutar, "Fakat Körfez ülkeleri Türkiye'ye göre pozisyon almayı tercih ediyor. Bu bağlamda İran krizi, her açıdan Türkiye'nin en güvenilir liman olduğu kanısını daha da güçlendiriyor." ifadelerini kullandı.
SABAH Gazetesi yazarı Bercan Tutar'ın köşe yazısı şu şekilde:
"İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın iki haftası geride kaldı. Tarafların karşılıklı saldırıları ve birbirlerine yönelik "Biz kazandık, o kaybetti" iddiaları devam ediyor. ABD ve İsrail, rejimin gösterdiği direnç karşısında tüm senaryolarını değiştirmek zorunda kaldı.
İsrail'deki yıkım artarken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bir haftadır kamuoyu önüne çıkamaması ve son olarak yapay zekâ ikiziyle demeç vermesi "İran liderleri sahada, altı parmaklı Netanyahu sanalda" şeklinde alay konusu oldu. Bütün sansür mekanizmasına rağmen İsrail'deki yıkımın kareleri de dünya kamuoyuna ulaşmaya başlıyor. Gelen görüntüler İsrail'in hiç de lanse ettiği gibi iyi durumda olmadığını ortaya koyuyor.
İran'ın füze saldırılarıyla sarsılan ve halkı gibi kendisi de sığınaklardan çıkamayan Netanyahu, bu sıkışmışlığının intikamını ise Lübnan'a yönelik sivil katliamlarla almaya çalışıyor. İftar vakti hedef gözetmeden ev, otel, sağlık birimleri ve yerlerinden zorla edilmiş halkın sığındığı plajlardaki çadırlara bombalar yağdırıyor
ABD Başkanı Donald Trump da benzer bir sıkışmışlık içinde. Amerikan medyası "Trump İran'da neden başarısız? İşte 7 sebebi" şeklinde manşetler atıyor.
O maddeleri şöyle sıralamışlar... 1. İran'ın Hürmüz'ü kapatmasını engelleyemedi. 2. Petrol fiyatı arttı, stratejik rezervler yetmedi. 3. Savaşın siyasi hedefleri ve ne zaman biteceği belirsiz, rejim sarsılmadı. 4. İran'ın nükleer kapasitesi hâlâ ortadan kaldırılamadı. 5. Rejim karşıtı bir ayaklanma gerçekleşmedi. 6. ABD ile İsrail arasındaki stratejik ayrılık artıyor. ABD, İran'daki stratejik kaynaklara ve altyapıya zarar vermek istemezken İsrail topyekûn koas, parçalanma ve bölgesel savaş peşinde. 7. Savaşın artan maliyeti, Körfez ülkelerinin maruz kaldığı ekonomik yıkım ve 6 Körfez ülkesindeki yerli nüfustan daha fazla sayıdaki yabancıların kaçışı Trump'ı zorluyor. Böyle giderse Körfez ülkeleri hayalet şehirlerle dolacak.
Haliyle zafer ilan etmesi giderek zorlaşan Trump'ın bu algıyı yıkmak için İran'a yönelik saldırıların şiddetini daha da artırdığını ve bölgeye 5 bin asker daha gönderme kararı aldığını görüyoruz. Demek ki savaş ve kaos daha da derinleşecek.
ABD'nin askeri hedeflerden ziyade artık Hark Adası gibi İran'ın enerji ihracatındaki şahdamarı konumundaki sivil hedefleri vurmaya başlaması da zaten Trump'ın maruz kaldığı paradoksun kanıtı.
Oysa Trump, rejim değişikliğinden sonra Ahvaz, Marun ve Gacsaran gibi her biri 60 milyar varillik rezerve sahip dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip sahalarına el koyup bu enerjiyi Hark'tan dünyaya pazarlamayı planlıyordu.
Üstelik ABD'nin askeri kayıpları da artmaya başladı. WSJ, Irak'ta 7 yakıt tankeri uçağının tahrip olduğunu yazarken Bağdat elçiliğine yönelik roket saldırıları da Amerikan medyası tarafından Beyaz Saray'a yönelik sert eleştirilere yol açıyor. En kötü iddia ise Lincoln Uçak Gemisi'nin İran tarafından darbelendiği yönündeki iddialar.
Sadece Amerikan medyası değil İngiliz medyası da Trump'a acımıyor. İngiliz basını ABD'nin İran'dan çıkış için Trump'ın masasında dört kritik strateji olduğunu yazdı.
1. 'Görev tamamlandı' deyip çekilmek. 2. Askeri saldırıları daha da artırmak. 3. Kritik bölgelere yönelik kara harekâtı başlatmak. 4. Irak benzeri uzun yıllara yayılmış bombardıman destekli yakın markaj ve ambargo stratejisi izlemek.
ABD'nin saldırıları İran'da şimdiden ters etkiye yol açmış halde. Dini Lider Ali Hamaney'in öldürülmesi nedeniyle ülkedeki ruhani erkin etkisi hayli azaldı. Benzer şekilde Mesud Pezeşkiyan'ın temsil ettiği sivil kanat da saldırılarla daha da zayıfladı. Meydan, Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) kaldı. Dolayısıyla dini ve sivil otorite boşluğunun artmasıyla İran 'de facto' bir askeri diktatörlüğe gidiyor.
Bir yandan da İsrail ve ABD, kıskaca aldıkları Körfez'i İran'a karşı cepheye sürmeye çalışıyor. Fakat Körfez ülkeleri Türkiye'ye göre pozisyon almayı tercih ediyor. Bu bağlamda İran krizi, her açıdan Türkiye'nin en güvenilir liman olduğu kanısını daha da güçlendiriyor.
Tıpkı Körfez ülkeleri gibi İran'da devre dışı bırakılan sivil siyaset merkezi de CIA'nın Kürt projesiyle tehdit edilen Irak Kürt Bölgesi de Türkiye'nin sunduğu formüllere bel bağlamış durumda. Bütün ülkeler ve aktörler yönünü Türkiye'ye çevirmiş durumda. Kuşku yok ki açmazları derinleşen ABD'nin kendisi de eninde sonunda Türkiye'nin kapsını çalacak. Gidişat bunu gösteriyor..."