Hayatımızın pek çok anında, bazen derin bir müzik solo dinlerken, bazen çok soğuk bir rüzgarla karşılaştığımızda, bazen de son derece etkileyici bir hikaye dinlerken vücudumuzun aniden tepki verdiğini hissederiz. Kollarımızda minik kabarıklıklar oluşur ve tüylerimiz adeta ayaklanır.
Günlük hayatta sıradan bir reaksiyon gibi görünen bu durum, aslında insan bedeninin milyonlarca yıllık geçmişinden taşıdığı en büyüleyici reflekslerden biridir. Peki, üzerimizde artık vahşi doğadaki gibi kalın kürkler kalmadığı halde vücudumuz neden hala bu tepkiyi vermeye devam ediyor? İşte tüylerimizin diken diken olmasının ardındaki bilimsel sır!
Tıptı bilimsel adı piloerection olan tüylerin diken diken olması durumu, derinin hemen altında yer alan arrector pili adı verilen minik kasların istemsizce kasılmasıyla gerçekleşir. Bu kaslar kasıldığında kıl köklerini yukarı doğru çeker ve cildin üzerinde küçük kabarcıklar oluşturur. Bu reaksiyon tamamen otonom sinir sistemimiz tarafından, yani bizim irademiz dışında gerçekleşir.
Tüylerin diken diken olmasının tek sebebi korku veya heyecan değildir; aynı zamanda en eski ısı yalıtımı yöntemlerinden biridir. Havalar ani bir şekilde soğuduğunda vücut ısı kaybetmemek için tüyleri dikleştirerek derinin üzerinde minik hava cepleri (bir yalıtım katmanı) oluşturmaya çalışır.
Tüylü hayvanlarda bu kürkün arasına hava hapsederek sıcak kalmasını sağlarken, modern insanda tüyler azaldığı için sadece estetik bir "kaz derisi" görüntüsü olarak kalır.
Günümüzde fiziksel bir tehdit veya soğuk olmasa bile, ruhsal olarak etkilendiğimiz anlarda bu refleks tetiklenebilir. Buna psikolojide frisson (estetik ürperti) denir.
Özellikle dinlediğimiz muazzam bir müzik, izlediğimiz epik bir film sahnesi ya da derin bir duygu patlaması, beyindeki ödül merkezini uyararak ani bir dopamin salgılanmasına yol açar. Beynin bu yoğun duygu seli karşısında verdiği fiziksel tepki, kollarımızdaki tüyleri aniden diken diken eder!