Çocuğumuz için hayal kurarken kendimizi düşünmeden edemiyoruz. Bizim sahip olamadığımız imkânlara sahip olsun. Kendini rahatça ifade etsin. İyi bir eğitim alsın, sevdiği işi yapsın. Hayat karşısında bizim kadar zorlanmasın. Kısacası, bizden daha iyi bir hayat yaşasın.
Bunda yanlış bir şey yok. Anne babayız. Çocuğumuzun önünü açmak, ona daha güzel imkânlar sunmak istiyoruz. Ama bazen farkında olmadan bir adım ileri gidiyoruz. Onun yalnızca iyi olmasını değil, bizim en iyi versiyonumuz olmasını bekliyoruz.
Biz yabancı dil öğrenememişsek o mutlaka öğrensin istiyoruz.
Çocukken kendimizi ifade etmekte zorlandıysak onun her ortamda rahatça konuşmasını bekliyoruz. Bizim için başarı önemliyse onun da hep başarılı olmasını istiyoruz. Kendi eksiklerimizi kapatmaya çalışırken karşımızdakinin ayrı bir insan olduğunu unutabiliyoruz.
Çocukken arkadaşlarımızın yanında çekingen kaldıysak onun da aynı şeyi yaşamasını istemiyoruz. Kalabalıkta konuşmaya çekindiğinde hemen cesaretlendirmeye çalışıyoruz. "Biraz girişken ol, kendini göster" diyoruz.
Oysa belki yalnızca zamana ihtiyacı var. Belki de bizim kadar dışa dönük olmak istemiyor. Bizim kusur saydığımız bir özellik, onun kişiliğinin doğal bir parçası olabilir.
Çocuklarımızın önünü açmak isterken onlara nasıl bir insan olmaları gerektiğini de tarif ediyoruz. Başarılı, sosyal, özgüvenli, disiplinli... Peki, bütün bunların arasında onların kendi isteklerine ne kadar yer kalıyor?
KENDİ HAYATLARI VAR
Çocukken piyano çalmak istemiş ama fırsat bulamamış olabilirsiniz. Şimdi çocuğunuzun piyano derslerine gitmesini istiyorsunuz. Belki spor yapmak istemiş ama imkânınız olmamış. Onun mutlaka bir spor dalıyla ilgilenmesini bekliyorsunuz.
Bazen de kendi seçimlerimizin sonuçlarını onların hayatında değiştirmeye çalışıyoruz. Mesleğimizden memnun değilsek çocuğumuzun daha iyi bir meslek seçmesini istiyoruz. Ekonomik sıkıntılar yaşadıysak geleceğini erkenden planlamaya başlıyoruz.
Oysa çocuklarımızın bizi gururlandırmak için yaşamasını istemeyiz. Onların kendi hayatlarından memnun olmalarını isteriz. Bu ikisi her zaman aynı şey değil. Çocuğumuzun gelişmesini istemekle onu sürekli geliştirilmesi gereken biri gibi görmek arasında ince bir çizgi var.
BİZDEN DAHA İYİ OLMAK ZORUNDA DEĞİLLER
Çocuklarımızın bizden daha iyi bir hayat yaşamasını istemek çok insani. Onlara daha fazla fırsat sunmak, daha az üzülmelerini sağlamak istiyoruz. Ama bütün bunları yaparken bizim hayal ettiğimiz insana dönüşmelerini beklememeliyiz.
Onlara daha güzel bir gelecek hazırlayalım. Ama o geleceğin nasıl olması gerektiğine yalnızca biz karar vermeyelim. Çünkü çocuklarımız bizim en iyi versiyonumuz olmak zorunda değil. Kendi hayatlarının en iyi halini bulmaları yeterli.
EKSİKLERİMİZİ ONLAR TAMAMLIYOR
Evet, çocuğumuzun bizden daha iyi bir hayat yaşamasını istiyoruz. Ancak bunun için kendi eksiklerimizi onun tamamlaması gerekmiyor. Biz başarısızlıktan korktuysak onun hiç hata yapmamasını bekleyemeyiz. Biz kendimizi ifade etmekte zorlandıysak onun her zaman cesur olmasını isteyemeyiz.
Çünkü hata yapmak da öğrenmenin bir parçası. Çocuklarımızın her sorununu önceden çözmeye çalışırsak kendi çözümlerini bulmalarına fırsat vermeyebiliriz.
Üstelik biz de kusursuz anne babalar değiliz. Bazen yoruluyor, sabrımızı kaybediyor, yanlış kararlar veriyoruz. Önemli olan bunları fark edebilmek. Çocuğumuza gereğinden fazla sert davrandığımızda özür dileyebiliriz. "Az önce sana bağırmam doğru değildi" demek otoritemizi zayıflatmaz. Ona hataların kabul edilebileceğini gösterir