İki insan aynı krizi yaşar. Biri yıkılır, diğeri bir süre sarsılsa da yeniden toparlanır. Aralarındaki fark yalnızca imkanlar değildir; şans da değildir. Asıl fark, yaşadıkları olaya verdikleri anlamda ve sonrasında attıkları adımlardadır. Connecticut Üniversitesi'nden psikolog Julian B. Rotter, 1966 yılında Psychological Monographs dergisinde yayımlanan Generalized Expectancies for Internal Versus ExternalControl of Reinforcement başlıklı çalışmasında bu farkın nereden kaynaklandığını araştırdı.
Rotter'ın sorusu basitti: İnsan, başına gelenlerin sonucunu neye bağlıyor? Kendi davranışlarına mı; yoksa şansa, kadere ve başkalarının kararlarına mı? Bu ayrımı ölçmek için bir ölçek geliştirdi. Ardından, kontrolü daha çok kendi içinde gören insanlarla kontrolün dışarıda olduğuna inanan insanların davranışlarını farklı deneylerde karşılaştırdı. Sonuçlar oldukça tutarlıydı. Hayatının kendi eylemleriyle şekillendiğine inanan insanlar dört şeyi belirgin biçimde daha fazla yapıyordu: Geleceklerine olumlu fayda sağlayacak bilgilere karşı daha dikkatliydiler. Durumlarını düzeltmek için somut adımlar atıyorlardı.
Emek ve beceriyle kazanılan sonuçlara daha fazla değer veriyor, özellikle başarısız olduklarında neyi farklı yapabilecekleriyle daha çok ilgileniyorlardı. Ayrıca fark ettirmeden kendilerini yönlendirmeye çalışan etkilere karşı daha dirençliydiler. Rotter buna "kontrol odağı" adını verdi.
Burada önemli bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekir: İçsel kontrol odağı, "Her şey senin elinde" demek değildir. Deprem olur, ekonomik kriz çıkar, şirket kapanır, sevdiğiniz insan gider. Hayatta bizim seçimimiz olmayan pek çok şey vardır. Rotter'ın söylediği daha ölçülü ama daha güçlü bir şeydir: Başınıza gelen her şeyi kontrol edemezsiniz; fakat ona verdiğiniz anlamı ve bundan sonra atacağınız adımı büyük ölçüde etkileyebilirsiniz.
UNUTMAYIN
Zorluk hepimizin kapısını çalar. Kimimiz onu değişmez bir hüküm gibi okur, kimimiz cevaplanması gereken bir soru gibi. Kimimiz "Bu neden benim başıma geldi?" der. Kimimiz bir süre sonra "Şimdi ne yapabilirim?" diye sorar. Başınıza gelecek her şeyi seçemezsiniz. Fakat yaşadığınız şeyin hayatınızdaki son söz olup olmayacağını seçebilirsiniz. Hayatın yeniden başladığı yer de tam olarak burasıdır. Hayat her zaman istediklerimizi karşımıza getirmez, fakat getirdikleriyle ne yapacağınızı size bırakır.
BİZİ YORAN ÇOĞU ZAMAN ZİHNİMİZ
Mesele acıyı süslemek değil, onu doğru yere koymaktır. Doğru tanımlanmış bir zorluk insanı felç etmek yerine harekete geçirebilir. Peki nasıl harekete geçeceğiz?
1- Önce durumu yorumsuz biçimde yazın: Bir kâğıda yalnızca ne olduğunu yazın: "Sözleşmem yenilenmedi." Bu kadar. "Beni hiçbir zaman istemediler" cümlesi ise durum değil, yorumdur. Yaşanan olayla ona verdiğiniz anlamı birbirine karıştırdığınız anda çözüm yolu da görünmez hâle gelir.
2- Zihninizin olaya yüklediği anlamı bulun: Kendinize şunu sorun: "Bu yaşananı zihnimde hangi cümleyle açıklıyorum?" Belki "Yeterince iyi değilim", belki "Kimseye güvenilmez", belki de "Ne yaparsam yapayım sonuç değişmeyecek" diyorsunuz. Çoğu zaman bizi asıl yoran, olayın kendisinden çok zihnimizde günlerdir tekrarlanan bu tek cümledir.
3- Kurduğunuz cümleyi sınayın: İçinde "hep", "asla", "hiç kimse" ve "herkes" geçen cümlelere özellikle dikkat edin. Çünkü zihin acı çektiğinde tek bir olayı bütün hayatın kanıtıymış gibi yorumlayabilir. Kendinize sorun: "Bu cümle gerçeğin tamamını mı anlatıyor, yoksa şu an hissettiğim duygunun yorumu mu?" Ardından elinizdeki somut kanıtlara bakın. Duygunuzu reddetmeyin; fakat duygunuzun söylediği her şeyi de gerçek kabul etmeyin.
4- Yirmi dört saat içinde küçük bir adım atın: Bir telefon görüşmesi, bir mesaj, bir başvuru ya da yalnızca yeni bir araştırma... Adımın büyük olması gerekmez. Önemli olan, zihninize yeniden "Hâlâ yapabileceğim bir şey var" mesajını vermektir. Çünkü kontrol duygusu yalnızca düşünerek geri gelmez. İnsan, harekete geçtiğini gördükçe kendisini yeniden güçlü hissetmeye başlar.
5- Başarısızlığı incelemeyi öğrenin: Rotter'ın çalışmasındaki dikkat çekici bulgulardan biri de buydu: Kontrolü kendi içinde gören insanlar başarısızlıktan kaçmak yerine neyin yanlış gittiğini incelemeye daha istekliydi. Ama bunu kendilerini ezmek için değil, bir sonraki adımı daha doğru atabilmek için yapıyorlardı. Siz de kendinize şu soruyu sorun: "Ben kötü ya da yetersiz biri miyim?" değil; "Burada neyi farklı yapabilirdim?" Kendinizle konuşurken bir yargıç gibi değil, dürüst ve şefkatli bir öğretmen gibi konuşun.
6- Kararlarınızı kimlerin etkilediğini fark edin: Gün boyunca hangi haberlerin, hangi insanların ve hangi ekranların düşüncelerinize yön verdiğine dikkat edin.