1680 yılında fırtınada kaybolan bir geminin izleri, arşivlerde saklı kalan küçük bir ayrıntı sayesinde bulundu. Deniz tabanında yıllardır bekleyen enkazdan çıkarılan parçalar, araştırmacıları şaşırtırken geminin geçmişine dair önemli ipuçları verdi.
Dalgıç ve araştırmacı Todd Stevens, bir arşiv haritasında gördüğü "Cap Wildy lost" notundan yola çıkarak 1680 yılında batan Phoenix gemisinin yerini tespit etti.
Yıllar süren titiz araştırmalar sonucunda ulaşılan enkazdan altın ve gümüş paralar, mücevherler, seyir araçları ve kılıç parçaları çıkarıldı.
Elde edilen bazı kişisel eşyaların doğrudan geminin kaptanı William Wildy'ye ait olduğu tahmin ediliyor.
Blackwall'da 1670 yılında inşa edilen 46 toplu Phoenix, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi tarafından kiralanmış bir ticaret gemisiydi.
Çin'den aldığı biber, baharat, ipek ve kumaş yüküyle İngiltere'ye dönmekte olan gemi, 11 Ocak 1680'de fırtınalı hava nedeniyle Scilly Adaları yakınındaki kayalıklara çarparak sulara gömüldü.
Yaşanan bu büyük felaketin ardından denizcilerin aynı tehlikeli kayalıklardan korunması amacıyla St Agnes'ta bir deniz feneri inşa edildi.
Elde edilen buluntular arasındaki bir altın yüzüğün ve özel eşyaların Kaptan William Wildy'ye ait olabileceği değerlendiriliyor.
Pasifik Okyanusu'nun binlerce metre altında, küresel teknoloji üretimini baştan aşağı değiştirecek bir keşif yapıldı.
Hawaii ve Meksika arasında yer alan devasa bir deniz alanında, yeryüzündeki bilinen tüm karasal rezervlerin toplamından daha fazla metal içeren dev bir maden yatağına rastlandı.
Üstelik hepsinin içinde batarya teknolojisi için hayati önem taşıyan nikel, kobalt, bakır ve manganez bir arada bulunuyor.
Günümüzde elektrikli araç pilerinden rüzgar tribünlerine kadar yeşil dönüşümün merkezinde yer alan bu metallar, küresel sanayi için altın değerinde.
Üstelik bu keşif, maden tedarikinde tek bir ülkeye ya da bölgeye olan bağımlılığı kırabilecek stratejik bir kapının da açılmasını sağlıyor.
Yıllar önce yapılan deney sahalarında açılan pulluk izlerinin çeyrek asır geçmesine rağmen hala ilk günkü gibi durması, deniz dibindeki tahribatın geri dönüşünün oldukça zor olacağını kanıtlıyor.
Günümüzden onlarca yıl önce, Kuzeydoğu Atlantik Okyanusu'na bırakılan 200 binden fazla radyoaktif atık varili bilim insanlarını alarma geçirerek yeniden araştırılmaya başlandı. Araştırmacılar, bin 700 metre derinlikte bazı varillerin korozyona uğrayarak parçalandığını ve içlerinde bulunan maddelerin deniz tabanındaki tortulara kadar yayıldığını belirtti.
Avrupa ülkelerinin 20. yüzyılın ikinci yarısında radyoaktif atıklardan kurtulmak için kullandığı okyanus tabanı, aradan geçen yılların ardından bilim insanlarının araştırma alanına dönüştü. Kuzeydoğu Atlantik'in derinliklerinde bulunan yüz binlerce varilin durumu, NODSSUM projesi kapsamına mercek altına alındı.
Yaklaşık 30 bilim insanının katıldığı araştırmada, Fransız araştırma gemisiyle bölgeye ulaşılırken insanlı denizaltı 'Nautile' kullanılarak 4 bin 700 metreden daha derine 20 dalış gerçekleştirildi.Bilim insanları deniz tabanına ulaştıklarında hem varilleri görüntülemekle kalmadı; hem de çevredeki tortulardan, sudan ve canlılardan da örnekler topladı.